Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • Yaşlanmayı Önleyebilir misiniz?
    Uyanış!—2006 | Mayıs
    • Yaşlanmayı Önleyebilir misiniz?

      “Ömrümüz yetmiş yıl sürüyor, bilemedin seksen, o da sağlıklıysak; . . . . Çabucak bitiyor, uçup gidiyoruz” (MEZMUR 90:10, YÇ).

      HEP dinç ve genç kaldığınızı düşünün. Asla zarar görmeyen mükemmel bir sağlığa ve keskin bir zekâya sahip olduğunuzu varsayın. Böyle güzel bir olasılık size hayal gibi mi geliyor? Öyleyse, bazı papağan türleri yüz yıl kadar yaşarken, farelerin nadiren üç yıldan fazla yaşamaları size garip gelmiyor mu? Bazı biyologlar canlıların yaşam sürelerindeki bu farklılığı görünce, yaşlanmanın bir nedeni olması gerektiği ve eğer bir nedeni varsa bir çaresinin de olabileceği sonucuna vardılar.

      Yaşlanmayı tedavi etmenin yollarını bulma arayışını fark eden ilaç şirketleri bu alanda yatırım yapmaya başladılar. Ayrıca ikinci dünya savaşından sonra doğmuş ve şimdi 60’lı yaşlarının başında olan kişiler için, yaşlanmayı yavaşlatmanın yolunu bulmak artık kişisel bir meseledir.

      Yaşlanmayla ilgili çalışmalar, genetik, moleküler biyoloji, zooloji ve gerontoloji alanlarında sayısız araştırmanın başlıca konularından biri haline geldi. Steven Austad, yaşlanmanın nedenlerini ele aldığı kitabında şöyle diyor: “Günümüzde yaşlılığı inceleyen bilim adamları bir araya geldiğinde, iyimserlikleri az da olsa giderek artıyor. Yaşlanmanın temel nedenlerini bulmak üzereyiz” (Why We Age).

      Yaşlılığın nedenleriyle ilgili birçok görüş var. Bunlardan biri vücut işlevlerinin zamanla yıkıma uğraması, diğeri de yaşlılığın genetik olarak programlanmış olması. Kimileri ise her iki etkenin de yaşlanmada rol oynadığını söylüyor. Acaba yaşlanma süreci şu ana kadar ne ölçüde anlaşıldı? Yaşlılığın etkili bir tedavisinin bulunmasını bekleyebilir miyiz?

      [Sayfa 2, 3’teki çizelge/resimler]

      (Ayrıntılı bilgi için lütfen yayına bakın)

      ORTALAMA YAŞAM SÜRELERİ

      Arı

      90 gün

      ↓

      Fare

      3 yıl

      ↓

      Köpek

      15 yıl

      ↓

      Maymun

      30 yıl

      ↓

      Alligator

      50 yıl

      ↓

      Fil

      70 yıl

      ↓

      İnsan

      80 yıl

      ↓

      Papağan

      100 yıl

      ↓

      Dev kaplumbağa

      150 yıl

      ↓

      Dev sekoya

      3.000 yıl

      ↓

      Higori çamı

      4.700 yıl

      [Sayfa 3’teki resim]

      Bazı papağanlar 100 yıl yaşarken, insanlar 80 yıl kadar yaşıyorlar

  • Neden Yaşlanıyoruz?
    Uyanış!—2006 | Mayıs
    • Neden Yaşlanıyoruz?

      “İnsan ki, kadından doğmuştur, günleri kısadır, ve sıkıntıya doyar” (EYUB 14:1).

      TÜM canlıların zamanla yıkım sürecine girmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Günlük yaşamda kullandığımız arabalar ve elektrik süpürgeleri eskiyip yıpranarak eninde sonunda bozulurlar. Hayvanların yaşlanıp ölmesinde de benzer bir sürecin rol oynadığı sonucuna kolayca varılabilir. Ancak zooloji profesörü Steven Austad’ın açıkladığı gibi “Canlı organizmalar makinelerden çok farklıdır. Aslında canlı organizmaların tanıtıcı başlıca özelliği belki de kendi kendilerini onarma yetileridir.”

      Vücudunuzun bir hasardan sonra kendi kendini onarması muhteşem olsa da, rutin olarak yaptığı onarımlar kimi yönlerden daha da olağanüstüdür. Örneğin kemiklerinizi ele alalım. Bir dergide şu sözler yer aldı: “Dışardan cansız gibi görünen kemik aslında canlı bir dokudur ve kişinin yetişkinlik dönemi boyunca sürekli kendi kendini yok eder ve yeniden yapar. Aslında bu yeniden yapılanma süreci sayesinde iskelet her 10 yılda bir tamamen yenilenir” (Scientific American). Vücudunuzun diğer kısımları ise daha sık yenilenir. Cildinizdeki, karaciğerinizdeki ve bağırsaklarınızdaki bazı hücreler hemen her gün yenilenebilir. Vücudunuz, eskilerinin yerine saniyede yaklaşık 25 milyon yeni hücre üretir. Eğer böyle bir süreç olmasaydı ve vücudunuzun tüm kısımları sürekli onarılıp yenilenmeseydi henüz çocukken yaşlanmaya başlardınız.

      Biyologlar canlı hücrelerin içindeki molekülleri incelemeye başlayınca, geçen zamanın insanda bir yıkım sürecine yol açmadığı daha da göze çarptı. Eski hücrelerinizle yer değiştiren her bir yeni hücrede DNA’nızın bir kopyası bulunur. Tüm vücudunuzun kopyasını çıkarmak için gerekli bilgilerin çoğu bu DNA molekülünde bulunmaktadır. Sadece sizin ömrünüz boyunca kendi vücudunuzda değil, yaşamın başlangıcından bu yana tüm insanlarda DNA’nın kaç defa çoğaldığını bir düşünün. Bu çoğalmanın ne kadar hayret verici olduğunu anlamak için şu örnek üzerinde düşünün: Fotokopi makinesinde bir belgenin fotokopisini çekseydiniz ve her seferinde yeni bir kopya çıkarmak için bir önceki kopyayı kullansaydınız ne olurdu? Eğer bunu art arda yapsaydınız kopyaların kalitesi bozulacaktı ve en sonunda üzerindeki yazı okunmaz hale gelecekti. Oysa hücrelerimiz art arda bölündüğünde DNA’mızın yapısı hiç bozulmuyor ya da yıpranmıyor. Neden mi? Çünkü hücrelerimiz DNA çoğalırken oluşan hataları birçok yolla onarıyor. Eğer bunu yapmasaydı, insanlık uzun zaman önce tarihe karışmış olurdu!

      Büyük dokulardan küçücük moleküllere kadar vücudumuzun tüm kısımları kendini sürekli yenilediğinden ya da onardığından, yaşlanmanın tek açıklaması yıpranma olamaz. Vücudumuzdaki sayısız sistemlerin her biri farklı bir yol ve hızla, yıllar boyunca kendini onarır ya da yeniler. Öyleyse neden hepsinin işlevleri hemen hemen aynı zamanda duruyor?

      Yaşlanma Programlanmış Bir Süreç mi?

      Bir ev kedisi 20 yıl yaşarken, hemen hemen aynı büyüklükteki bir opossum neden sadece 3 yıl yaşıyor?a Yarasalar 20 ya da 30 yıl yaşarken, fareler neden sadece 3 yıl yaşıyor? Peki ya bir dev kaplumbağa 150 yıl yaşarken, neden bir fil yalnızca 70 yıl yaşıyor? Beslenme düzeni, kilo, beynin büyüklüğü veya yaşam temposu gibi etkenler yaşam sürelerindeki bu farklılığı açıklamaya yetmiyor. Bir ansiklopedide şöyle yazıyor: “Genetik kodun içinde, o türün en fazla kaç yaşına kadar yaşayabileceğini belirleyen talimatlar bulunuyor” (Encyclopædia Britannica). En uzun yaşam süremiz genlerimizde yazılı. Peki bu yaşam süresinin sonuna yaklaşırken tüm vücut işlevlerinin iflas etmeye başlamasına ne yol açıyor?

      Moleküler biyolog Dr. John Medina şöyle yazıyor: “Anlaşılan, belirli zamanlarda esrarengiz sinyaller ortaya çıkıyor ve hücrelere, erişkin hücreler olarak yerine getirdikleri normal işlevlere son vermelerini emrediyor. . . . . Hücrelere ve aslında tüm organizmalara yaşlanmalarını ve ölmelerini söyleyebilen genler var.”

      Vücudumuz yıllardır iyi iş yapan bir şirkete benzetilebilir. Aniden müdürler yeni işçi almaya ve eğitmeye son veriyor, makineleri artık onarmıyor ve yenilemiyor, binaların bakımını yapmayı ve yeniden inşa etmeyi bırakıyor. Kısa süre sonra şirketin işleri kötüye gitmeye başlıyor. Peki bu müdürler neden başarılı iş politikalarını değiştirdiler? Yaşlanma sürecini inceleyen biyologlar da benzer bir soruyla karşı karşıya. Bir kitapta şöyle yazıyor: “Yaşlanmayla ilgili araştırmalarımızda çözmeye çalıştığımız büyük bilmecelerden biri, hücrelerin neden kopyalanmaya son verip ölmeye başladıklarıdır” (The Clock of Ages).

      Yaşlanma Durdurulabilir mi?

      Yaşlanmaya, “tüm biyolojik sorunların en karmaşığı” deniliyor. Yıllarca süren bilimsel araştırmalar sonucunda yaşlanmanın değil çaresi, nedeni bile bulunamadı. 2004’te bilimsel bir dergide, yaşlanmayı inceleyen 51 bilim adamının uyarı niteliğindeki şu sözleri yayımlandı: “Şu an piyasada bulunan ürünlerin hiçbirinin, evet bir tanesinin bile yaşlanmayı yavaşlattığı, durdurduğu ya da tersine döndürdüğü henüz kanıtlanmadı” (Scientific American). Dengeli beslenme ve egzersiz, sağlığınıza katkıda bulunup, bir hastalık yüzünden vakitsiz ölme riskinizi azaltabilirse de, henüz hiçbir şeyin yaşlanmayı yavaşlattığı kanıtlanmadı. Bu araştırma sonuçları, İsa’nın Mukaddes Kitaptaki şu sözlerini akla getiriyor: “Hanginiz kaygılanmakla ömrünü biraz olsun uzatabilir?” (Matta 6:27).

      Medina, yaşlanmanın çaresini bulmak için harcanan çabaların sonucunu şöyle özetliyor: “Şu temel sorunun cevabını gerçekten bilmiyoruz: Neden yaşlanıyoruz? . . . . Kansere karşı savaş başlattığımız günden bu yana yıllar geçmesine rağmen hâlâ bir tedavi bulamadık. Üstelik kansere yol açan süreçlerin karmaşıklığı, yaşlanma sürecinin karmaşıklığı yanında hiç kalır.”

      Araştırmalar Önemli Bir Sonuca Ulaşıyor

      Canlıların işlevlerini nasıl yerine getirdiği ve neden yaşlandığıyla ilgili araştırmalar, daha uzun yaşama hayallerini tamamen yıkmadı. Bazıları araştırmaları sonucunda, yaşlanmanın anlaşılabilmesi için büyük önem taşıyan, kaçınılmaz bir gerçeğin farkına vardılar. Moleküler biyokimyacı Michael Behe şöyle yazıyor: “Son kırk yıl içinde, modern biyokimya sayesinde hücrenin sırları ortaya çıktı. . . . . Hücrenin araştırılmasında kolektif olarak yapılan çalışmaların sonucu –hayatın moleküler seviyede incelenmesi– güçlü, açık ve çarpıcı bir ‘dizayn!’ görüşünü ortaya çıkarmıştır.” Evet, birisi canlıları zekice tasarladı. Tabii ki bu sonuca varan ilk kişi Michael Behe değil. Eski zamanlarda yaşamış bir mezmur yazarı da insan vücudunun yapısı üzerinde düşündükten sonra “Müthiş ve harika yaratılmışım” diye yazdı (Mezmur 139:14, YÇ).

      Tüm canlılar bir tasarımın ürünüyse ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Büyük Tasarımcı Tanrı, insanları birçok hayvanla hemen hemen aynı uzunlukta yaşasın diye mi yarattı, yoksa hayvanlardan daha uzun yaşamamızı istiyor mu?

      [Dipnot]

      a Opossum, Kuzey Amerika’da bulunan bir keseli hayvandır.

      [Sayfa 6’daki pasaj]

      ‘Harika Yaratılmışız’

      [Sayfa 4, 5’teki resim]

      Yaşlanmanın nedeni zamanla yıpranmamız mı?

      [Sayfa 6’daki resim tanıtım notu]

      DNA: Fotoğraf: www.comstock.com

  • Ne Kadar Yaşayabilirsiniz?
    Uyanış!—2006 | Mayıs
    • Ne Kadar Yaşayabilirsiniz?

      “Eti çocuğunkinden körpe olur; gençliği günlerine döner” (EYUB 33:25).

      ON YA DA yirmi yıl yaşayıp ölen bir köpek, köpeklerin yaptığı çoğu şeyi muhtemelen yapmıştır. Yavrular büyütmüş, kedi kovalamış, toprağa kemik gömmüş ve sahibini korumuş olabilir. Fakat 70, 80 yıllık yaşamının sonuna gelen bir insan, yapabileceklerinin sadece çok küçük bir kısmını yaptığını fark eder. Spordan hoşlanıyorsa muhtemelen sadece bir ya da iki dalda uzmanlaşmıştır. Müzikten hoşlanıyorsa büyük olasılıkla sadece bir ya da iki enstrüman çalmakta ustalaşmıştır. İnsanlarla anadillerinde konuşmaktan zevk alıyorsa, sadece iki ya da üç dili akıcı şekilde konuşacak kadar öğrenmiş olabilir. Daha uzun yaşasaydı, çok daha fazla şeyden –yeni insanlarla tanışmak, yeni şeyler keşfetmek ve Tanrı’ya yaklaşmaktan– zevk alabilirdi.

      ‘Neden Tanrı insanı bu kadar çok şeyden zevk alma kapasitesine sahip bir zihinle yaratıp, sonra da çok az şey yaşayabileceği bir yaşam süresiyle hayal kırıklığına uğratsın?’ diye sorabilirsiniz. İnsanın kısa ömrü, yaratılışta açıkça görülen amaçlı tasarımla uyuşmuyor. Ayrıca ‘Tanrı neden insanı hem adalet ve acıma gibi eşsiz niteliklerle hem de kötü davranma eğilimiyle yaratsın?’ diye de merak edebilirsiniz.

      Kaportası içe göçmüş güzel bir araba görseydiniz, arabanın o şekilde tasarlandığı sonucuna mı varırdınız? Elbette hayır! Şüphesiz ‘Araba bu amaçla tasarlanmamıştır. İlk başta güzel bir şekilde yapılmış olmalı, fakat belli ki sonradan birileri zarar vermiş’ diye düşünürdünüz. Benzer şekilde muhteşem yaşam mirasımız üzerinde düşündüğümüzde de, yaşamın bugünkü hale gelmesi için tasarlanmadığı sonucuna varabiliriz. Kısa yaşam süremiz ve kötülüğe eğilimimiz, güzel bir arabanın üzerindeki darbe izlerine benzer. Belli ki birileri insanlığın mirasına ağır bir darbe vurdu. Peki bunu kim yaptı? Mukaddes Kitaptaki ikna edici kanıtlar, açıkça bir suçluyu işaret ediyor.

      Eğer insanlar sonsuza dek yaşama kapasitesiyle yaratıldıysa, tüm insan ailesinin mirasına sonradan kim zarar vermiş olabilir? Ancak hepimizin soyundan geldiği, tüm insanların başlangıçtaki atası zarar görmüş olmalı. Ondan başkası sadece kendi soyunun, insanlığın çok küçük bir kısmının genlerine zarar verebilirdi. Tanrı’nın Sözü olan Mukaddes Kitaptaki şu sözler, açıkça görülen gerçeklerle uyum içindedir: “Günah bir insan [ilk insan olan Âdem] aracılığıyla ve ölüm günah aracılığıyla dünyaya girdi, hepsi günah işlediği için ölüm de tüm insanlara geçti” (Romalılar 5:12). Evet, Kutsal Yazılar mirasımıza gelen zarardan Âdem’i suçlu tutar. Acaba insan yaşamı başlangıçta ne amaçla tasarlanmıştı?

      Başlangıçtaki Amaç

      Mukaddes Kitap ölümün ‘dünyaya girdiğini’ söyleyerek, başlangıçta insanların ölmesinin amaçlanmadığını gösterir. İnsanların yaşlanması ve ölmesi ilk insanın Tanrı’ya isyan etmesinin sonucudur. Diğer taraftan hayvanlar sonsuza dek yaşamak için yaratılmadılar (Tekvin 3:21; 4:4; 9:3, 4).

      İnsanlar, hayvanlardan farklı şekilde tasarlandılar. Yaşam konusunda melekler insanlardan nasıl daha üstünse, biz de hayvanlardan daha üstünüz (İbraniler 2:7). İnsanlar, hayvanlardan farklı olarak ‘Tanrı’nın suretinde’, yani Tanrı’ya benzer niteliklerle yaratıldılar (Tekvin 1:27). Ayrıca Mukaddes Kitapta Âdem’e, hayvanların tersine “Tanrı’nın oğlu” denilir (Luka 3:38). Dolayısıyla insanın yaratılma amacının yaşlanıp ölmek olmadığına dair geçerli bir nedenimiz var. Tanrı ölmediği gibi, oğullarını da ölmeleri için yaratmadı (Habakkuk 1:12; Romalılar 8:20, 21).

      İnsanlığın ilk nesillerinin tarihsel kayıtlarına bakarsak Tanrı’nın insan yaşamıyla ilgili başlangıçtaki amacını daha iyi anlarız. O zamanlar insanlar yaşlanmaya başlamadan önce yüzyıllarca yaşıyorlardı. Âdem 930 yıl yaşadı. Birkaç nesil sonra Nuh’un oğlu Sam tam 600 yıl, torunu Arpakşad ise 438 yıl yaşadıa (Tekvin 5:5; 11:10-13). Daha sonrasında İbrahim 175 yıl yaşadı (Tekvin 25:7). Anlaşılan günahın, yaşam süresi üzerindeki etkileri adım adım arttı ve insanlık başlangıçtaki kusursuz durumundan zamanla uzaklaştıkça yaşam süresi de kısaldı. Ancak başlangıçta insan sonsuza dek yaşamak üzere yaratılmıştı. Bu durumda ‘Tanrı insanların yeryüzünde sonsuza dek yaşamasını hâlâ istiyor mu?’ diye sormanız doğal.

      Yaşlılıktan Kurtuluş

      Yehova Tanrı, Kendisine itaatsizlik eden kişilerin, günahın ücretini ölerek ödeyeceklerini bildirmiş olduğundan, Âdem’in soyunun durumu ümitsiz görünüyordu (Tekvin 2:17). Ancak ilham edilen Kutsal Yazılar, insanları yaşlanma sürecinden kurtarmak için birinin bedel ödeyeceğini söyleyerek bir ümit sundu. Şöyle okuyoruz: “Onu çukura inmekten kurtar, ben kefareti [fidyeyi] buldum. Eti çocuğunkinden körpe olur; gençliği günlerine döner” (Eyub 33:24, 25; İşaya 53:4, 12). Mukaddes Kitap bu ayette, yaşlanma sürecinden kurtulmamız için fidye ödeyen biriyle ilgili harika bir haber veriyor.

      Peki bu fidyeyi kim ödeyebilirdi? Söz konusu fidyenin bedeli, parayla ödenemezdi. Mukaddes Kitap kusurlu insanları kastederek şöyle der: “Hiç biri, kardeşini fidye ile kurtaramaz, Allaha kefaretini veremez . . . . Ta ki, o artık daima yaşasın” (Mezmur 49:6-9). Fakat İsa Mesih değeri parayla ölçülemeyecek bir şeye sahipti. O, Tanrı’nın gökten yeryüzüne gönderdiği kişi olarak, Âdem’in günahını miras almaktan korunduğu için yeryüzündeyken kusursuz bir insan yaşamına sahipti. İsa, “birçokları için canını fidye olarak vermeye” geldiğini söyledi. Başka bir seferinde de şöyle dedi: “Onlar yaşam bulsun, yaşama tam anlamıyla kavuşsun diye geldim” (Matta 20:28; Yuhanna 10:10).

      Sonsuz yaşam ümidi, İsa’nın duyurduğu iyi haberin başlıca temalarından biriydi. İsa’nın sadık bir takipçisi olan Petrus bir keresinde ona “sonsuz yaşamın sözleri sende” demişti (Yuhanna 6:68). Acaba Mukaddes Kitap sonsuz yaşamla ne kastediyor?

      Sonu Olmayan Bir Yaşam

      İsa’nın elçileri, İsa’nın Krallık yönetiminde yer alarak gökte hiç ölmeden yaşamayı özlemle bekliyorlardı (Luka 22:29; Yuhanna 14:3). Yine de İsa sık sık Tanrı’nın yeryüzüyle ilgili amacı hakkında konuştu (Matta 5:5; 6:10; Luka 23:43). Böylece İsa’nın mucizeleri ve sonsuz yaşamla ilgili öğretileri, Tanrı’nın İşaya peygamber aracılığıyla önceden bildirdiği vaatleri doğrular. İşaya şöyle yazmıştı: “Ölümü ebediyen yuttu; ve RAB Yehova bütün yüzlerden gözyaşlarını silecek” (İşaya 25:8). O zaman insan yaşamı, çabucak uçup giden birkaç yıllık bir gençlik döneminin ardından gelen bir yıkım ve yıpranma sürecinden ibaret olmayacak.

      Sadık insanlar, Tanrı’nın yeni dünyasında kusursuzluğa erişince yaşlanma sürecinden kurtulmuş olacaklar. Mukaddes Kitap şöyle diyor: “İnsanlık kendisi de yozlaşmanın kölesi olmaktan kurtulup Tanrı çocuklarının görkemli özgürlüğüne kavuşacaktır” (Romalılar 8:21). Bir düşünün! İnsanlar anlayış ve deneyim bakımından sürekli gelişecekler. Üstelik yüzyıllar geçtikçe, gençken sahip oldukları fiziksel enerji hiç azalmayacak. Acaba siz o günleri görecek misiniz?

      Siz Ne Kadar Yaşayacaksınız?

      İsa’nın dediklerine göre, Tanrı’nın hüküm gününün sonunda yeryüzünde çok az insan kalacak (Matta 24:21, 22). O şöyle demişti: “Dar kapıdan girin, çünkü yok oluşa giden yol geniş ve enlidir; bu yoldan gidenler çoktur. Oysa hayata giden kapı dar ve yol sıkışıktır; bu yolu bulanlar azdır” (Matta 7:13, 14).

      Sonsuza dek yaşayacak kişilerin arasında olmak istiyorsanız Tanrı’nın onayını kazanmaya çalışmalısınız. Bunun için atmanız gereken ilk adım Tanrı’yı tanımaktır. İsa, “Sonsuz yaşama kavuşmak için, tek gerçek Tanrı olan Seni . . . . bilgi edinerek tanımaları gerekir” demişti (Yuhanna 17:3). Tanrı’yı yakından tanımanın çaba istediği doğrudur, ama harcanan çabaya değer. Benzer şekilde her gün yiyecek alabilmek için para kazanmak da çaba ister. İsa Tanrı hakkında alınan bilgiyi yiyeceğe benzeterek şöyle öğütledi: “Gelip geçici yiyeceği değil, sonsuz yaşam getiren kalıcı yiyeceği kazanmak için çalışın” (Yuhanna 6:27). Sonsuz yaşamı kazanmak, bu uğurda harcayabileceğiniz her tür çabaya değmez mi? (Matta 16:26).

      İsa şöyle dedi: “Tanrı dünyayı öyle sevdi ki, biricik oğlunu verdi; ona iman eden hiç kimse yok olmasın, hepsi sonsuz yaşama sahip olsun diye bunu yaptı” (Yuhanna 3:16). Dolayısıyla ne kadar uzun yaşayacağınız Tanrı’nın sevgisine verdiğiniz karşılığa bağlıdır.

      [Dipnot]

      a Bazıları Mukaddes Kitaptaki bu kayıtta geçen yılların aslında aylar olduğunu ileri sürüyor. Ancak kayıtta, oğlu Şelah doğduğunda Arpakşad’ın 35 yıl yaşamış olduğu yazıyor. Eğer bu süre 35 ay olarak hesaplanırsa Arpakşad üç yaşına basmadan baba olmuş olur, ki bunun mümkün olmadığı açıktır. Ayrıca Tekvin kitabının ilk bölümlerinde, Güneş çevrimine dayanan yıllar ile Ay çevrimine dayanan aylar birbirinden ayrılır (Tekvin 1:14-16; 7:11).

      [Sayfa 7’deki pasaj]

      Bir kişi 80 yıllık yaşamının sonunda, yapabileceklerinin sadece çok küçük bir kısmını yaptığını fark eder

      [Sayfa 8’deki pasaj]

      Yaşam konusunda insanlar hayvanlardan daha üstün şekilde tasarlanmıştır

      [Sayfa 7’deki resim]

      Araba, bu darbe iziyle tasarlanmış olabilir mi?

      [Sayfa 8, 9’daki resim]

      Tanrı’nın Sözü insanların, ‘gençlik günlerine döneceğini’ söyler

Türkçe Yayınlar (1974-2026)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2025 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Privacy Settings
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş