Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • En Değerli Sıvı Nedir?
    Uyanış!—2006 | Ağustos
    • En Değerli Sıvı Nedir?

      “Petrol ulaşım için ne kadar önemliyse, kan da sağlık için o kadar önemlidir” (Arthur Caplan, Pennsylvania Üniversitesi biyoetik merkezi müdürü).

      PETROL. Acaba en değerli sıvı o mu? Yakıt fiyatlarının genelde hızla arttığı günlerimizde birçokları böyle düşünebilir. Aslında her birimiz vücudumuzda petrolden çok daha değerli bir sıvıdan birkaç litre taşıyoruz. Şunu düşünün: İnsanlığın yakıt ihtiyacını karşılamak üzere her yıl yeraltından milyarlarca varil petrol çıkartılırken, hasta olanlara yardım umuduyla insanlardan yaklaşık 90 milyon ünite kan alınıyor.a Bu muazzam rakam, neredeyse 8.000.000 kişinin toplam kan miktarıdır.

      Ancak, petrol gibi kan konusunda da bir kıtlığın olduğu görülüyor. Tüm dünyada tıp camiası kan kıtlığına ilişkin uyarıda bulunuyor. (“Umutsuz Önlemler” başlıklı çerçeveye bakın.) Peki kanı bu kadar değerli kılan nedir?

      Eşsiz Bir Organ

      Kan, şaşırtıcı karmaşıklığı nedeniyle, çoğu kez bir organa benzetilir. Uyanış! dergisine konuşan Dr. Bruce Lenes “Kan, vücuttaki organlardan biri olup inanılmaz derecede harika ve eşsizdir” dedi. Kan gerçekten de eşsizdir. Bir tıp kitabı kanı “vücudun sıvı olan tek organı” olarak tanımlıyor. Aynı kaynak kandan “canlı bir ulaşım sistemi” diye de söz ediyor. Bu ne anlama gelir?

      Vücudun dolaşım sistemi hem yararlı şeyleri hem de zararlı maddeleri taşıyan bir kanal sistemi gibidir. Kan, 100.000 kilometre uzunluğundaki dolaşım sistemimizde yol alırken, kalp, böbrekler, karaciğer ve akciğerler gibi kanı işlemden geçiren ve kana bağımlı çalışan yaşamsal organlar da dahil, vücudumuzdaki hemen her dokuya uğrar.

      Kan vücuttaki hücrelere oksijen, besinler, vücut savunmasında görev alan moleküller ve hücreler gibi, yararlı şeyler getirirken, zararlı maddeleri, örneğin zehirli karbondioksiti, hasarlı ve ölmüş hücrelerin kısımlarını ve diğer atık maddeleri de alıp götürür. Kanın, atık maddeleri taşımadaki rolü, vücuttan çıkan kanla temas etmenin neden tehlikeli olabileceğini açıklamaya yardım eder. Hiç kimse, kandaki tüm “zararlı maddelerin” tespit edileceğini ve başka birine verilmeden önce kanın bunlardan temizleneceğini garanti edemez.

      Kanın vücut için gerekli işlevleri yerine getirdiğine hiç kuşku yok. Tıp camiasının kan kaybeden hastalara kan nakli yapmasının nedeni budur. Birçok doktor, kanın bu tıbbi kullanımının onu bu kadar değerli kıldığını söyleyecek. Ancak tıp alanında da bazı şeyler değişmektedir. Sessiz bir devrimin olduğu söylenebilir. Birçok doktor ve cerrah, eskiden olduğu gibi hemen kan nakline karar vermiyor. Neden?

      [Dipnot]

      a Bir ünite kan 450 mililitredir.

      [Sayfa 4’teki çerçeve/resim]

      Umutsuz Önlemler

      Tıp uzmanları her yıl tüm dünyada 200 milyon ünite kan bağışına daha ihtiyaç olduğunu tahmin ediyorlar. Gelişmekte olan ülkeler dünya nüfusunun yüzde 82’sini barındırıyor; bununla birlikte tüm kan bağışlarının yüzde 40’ından azı bu yerlerden geliyor. Bu ülkelerdeki birçok hastane kansızlıkla başa çıkmaya çalışıyor. Kenya’da bir gazete ‘kan nakli gerektiren tıbbi işlemlerin her gün neredeyse yarısının, kan yokluğu nedeniyle, ya iptal edildiğini ya da ertelendiğini’ bildiriyor (The Nation).

      Zengin ülkelerde de kan kıtlığı yaygındır. İnsanlar yaşlanıp tıbbi teknikler geliştikçe ameliyatlar da arttı. Ayrıca kanla bulaşan hastalıklara ve parazitlere yakalanmalarına yol açabilecek yerlere yaptıkları seyahatler ya da çok riskli yaşam tarzları nedeniyle kan bağışları kabul edilmeyen kişilerin sayısı günümüzde giderek artıyor.

      Kanın depolanmasından sorumlu merkezlerde de bu umutsuz durumun geliştiği görülüyor. Bazen güvenli kan kaynağı olarak, genelde yaşamları daha az riskli olan gençlere yöneliniyor. Örneğin artık Zimbabve’deki kan stokunun yüzde 70’i okula giden çocuklardan sağlanıyor. Kan merkezleri daha uzun süre açık tutuluyor; hatta bazı ülkeler böyle yerlerin bağışçı bulması ve bu kişileri elinde tutması için bir karşılık ödenmesine izin veriyor. Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenen bir kampanyada, biraz kan bağışında bulunmaları karşılığında vatandaşlar susuzluklarını litrelerce birayla gidermeye davet edildi. Yakın zamanda Hindistan’ın bir bölgesinde yetkililer kapı kapı dolaşarak, tükenen kan stoklarının yeniden doldurulmasına yardım etmek isteyebilecek kişileri aradılar.

  • Transfüzyon Tıbbının Geleceği Güvende mi?
    Uyanış!—2006 | Ağustos
    • Transfüzyon Tıbbının Geleceği Güvende mi?

      “Transfüzyon tıbbı, tropikal bir yağmur ormanında yürümek gibidir, böyle bir yerde bilinen yollar açıktır ancak yine de dikkatli yolculuk yapılması gerekir. Yeni ve görülmeyen tehlikeler, dikkatsiz kişiyi tuzağa düşürmek üzere bir sonraki köşe başında hâlâ pusuda bekliyor olabilir” (Ian M. Franklin, transfüzyon tıbbı profesörü).

      DÜNYA çapındaki AIDS salgınının 1980’li yıllarda herkesin dikkatini kana çekmesinden sonra, kanın “görülmeyen tehlikelerini” ortadan kaldırmak için daha yoğun çabalar harcanmaya başladı. Ancak, hâlâ büyük engeller var. Haziran 2005’te Dünya Sağlık Örgütü şu gerçeği kabul etti: “Güvenli bir kan nakli yaptırma ihtimali . . . . bir ülkeden diğerine muazzam şekilde değişiyor.” Peki neden?

      Birçok ülkede kan ve kan ürünlerinin toplanması, testten geçirilmesi ve nakliyesi için güvenlik standartları oluşturacak, ulusal çapta eşgüdümlü programlar yok. Hatta bazen kanlar tehlikeli şekilde depolanıyor; örneğin bakımsız ev tipi buzdolaplarında ve taşınabilir buzluklarda tutuluyor. Güvenlik standartları oluşturulmazsa, hastalar yüzlerce hatta binlerce kilometre uzakta yaşayan birinden alınan kandan olumsuz yönde etkilenebilir.

      Hastalıksız Kan: Erişilmesi Zor Bir Hedef

      Bazı ülkeler, kan stoklarının şimdiye dek hiç bu kadar güvenli olmadığını iddia ediyor. Bununla birlikte, dikkatli olunması için hâlâ nedenler var. ABD’de kanla ilgili üç merkez tarafından ortaklaşa hazırlanan, bilgilendirme amaçlı bir broşürün ilk sayfasında şunlar yazılı: “UYARI: Tam kan ve kanın bileşenleri insan kanından elde edildiğinden, virüsler . . . . gibi enfeksiyon etkenlerini bulaştırma riski taşıyabilirler. Kan bağışında bulunanların dikkatle seçilmesi ve mevcut laboratuvar testleri bu riski ortadan kaldırmaz” (Circular of Information).

      Uluslararası Kızılay ve Uluslararası Kızılhaç Örgütleri Birliğinde üst düzeyde bir görevli olan Peter Carolan’ın şunu söylemesinin geçerli nedenleri var: “Kan stoklarının güvenilir olduğu yönünde kesin bir garanti asla verilemez.” Carolan, sözlerine şunları ekliyor: “Şu an için tespit edilemeyen yeni enfeksiyonlar her zaman olacak.”

      AIDS gibi, tespit edilmeden uzun süre taşınan ve kanla kolayca bulaşan yeni bir enfeksiyon etkeni ortaya çıkarsa ne olacak? ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden Dr. Harvey G. Klein, Prag’da (Çek Cumhuriyeti) yapılan bir tıp konferansında Nisan 2005’te konuşurken bu olasılığı düşündürücü olarak adlandırdı. O sözlerine şunları ekledi: “Kanın bileşenlerini toplayanlar kan nakliyle bulaşan bir salgını önlemekte, AIDS salgınının başladığı günlerdekinden daha hazırlıklı durumda olmayacaklar.”

      Hatalar ve Kan Nakli Reaksiyonları

      Gelişmiş ülkelerde hastaların kan nakli nedeniyle karşılaşabileceği en büyük tehlikeler nelerdir? Hatalar ve bağışıklık sistemiyle ilgili reaksiyonlardır. Bir gazetenin Kanada’da 2001 yılında yapılan bir araştırmaya dayanarak bildirdiğine göre, “uygun olmayan hastalardan alınan kan örneklerinin toplanması, yanlış etiketleme ve yanlış hasta için kan istenmesi” yüzünden binlerce kan nakli az kalsın ölümle sonuçlanıyordu (Globe and Mail). Bu tür hatalar 1995 ile 2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde en azından 441 kişinin hayatına mal oldu.

      Başka birinden kan alanlar, aslında organ nakli yapılan kimselerinkine benzer risklerle karşılaşıyorlar. Bağışıklık sisteminin verdiği cevap, yabancı dokuyu reddetme eğilimindedir. Bazı durumlarda kan nakli, aslında bağışıklık sisteminin doğal cevaplar vermesini önleyebilir. Bağışıklık sisteminin bu şekilde engellenmesi hastayı ameliyat sonrası enfeksiyonlara ve önceden aktif olmayan virüslere açık hale getirir. Bu makalenin başında adı geçen Profesör Franklin’in, uzman hekimleri şuna teşvik etmesine şaşmamalı: “Hastalara kan nakli yapmadan önce bir, iki, hatta üç kez düşünün.”

      Uzmanlar Açıkça Söylüyor

      Bu konuda bilgiye sahip olan ve transfüzyon tıbbına (kan nakliyle ilgilenen tıp alanına) daha eleştirel yaklaşan sağlık çalışanlarının sayısı giderek artıyor. Bir başvuru kaynağında şunlar bildiriliyor: “Bazı doktorlar, allojenik kanın [başka birinden alınan kanın] tehlikeli bir ilaç olduğunu ve diğer ilaçlar için uygulanan standartlara göre değerlendirilseydi kullanımının yasaklanacağını iddia ediyorlar” (Dailey’s Notes on Blood).

      Profesör Bruce Spiess kalp ameliyatı geçiren hastalara kanın asıl bileşenlerinden birinin nakledilmesi konusunda 2004’ün sonlarında şunu söyledi: “Kan naklinin hastanın akıbetini gerçekten olumlu yönde etkilediğini savunan tıbbi makaleler olmakla birlikte, çok azdır.” Aslında Dr. Spiess bu tür kan nakillerinin “travma hariç, neredeyse her durumda yarar yerine zarar verdiğini” ve “zatürree, enfeksiyon, kalp krizi ve inme riskini” artırdığını yazıyor.

      Kan nakliyle ilgili standartların beklendiği kadar değişmez olmadığını öğrenmek birçoklarını şaşırtıyor. Yakınlarda Dr. Gabriel Pedraza Şili’deki meslektaşlarına “kan naklinin yeterince tanımlanmamış bir işlem olduğunu;” bu nedenle, “evrensel olarak kabul edilen talimatları . . . . uygulamanın zor” olduğunu hatırlattı. Edinburgh ve İskoçya Kan Nakli Servisi müdürü Brian McClelland, doktorlardan “kan naklinin, bir organ nakli olduğunu ve dolayısıyla önemsiz bir karar olmadığını hatırlamalarını” istiyor. Ayrıca doktorlara şu soru üzerinde düşünmelerini öneriyor: “Eğer kendim ya da çocuğum bu durumda olsaydı, kan naklini kabul edecek miydim?”

      Gerçekten de, çok sayıda sağlık çalışanı kendi düşüncesini, Uyanış! dergisine konuşan bir hematologun şu sözlerindeki gibi ifade ediyor: “Biz transfüzyon tıbbı uzmanları hastadan kan almaktan veya hastaya kan vermekten hoşlanmıyoruz.” Tıp camiasındaki iyi eğitim görmüş bireylerden bazıları böyle hissediyorsa, hastalar ne hissetmeli?

      Tıp Değişecek mi?

      ‘Eğer transfüzyon tıbbı bu kadar tehlikelerle doluysa, özellikle de buna alternatif tedaviler varken, kan neden hâlâ o kadar yaygın kullanılıyor?’ diye merak edebilirsiniz. Bunun bir nedeni birçok doktorun sadece tedavi yöntemlerini değiştirmek istememesi ya da halen kullanılan kan nakline alternatif tedavilerden habersiz olmasıdır. Bir tıp dergisindeki makaleye göre, “doktorlar kan nakliyle ilgili kararlarını geçmişte aldıkları eğitime, toplumun kültürüyle sağladıkları uyuma ve ‘klinik değerlendirmelerine’ göre veriyorlar” (Transfusion).

      Bir cerrahın becerisi de kan kaybının miktarında fark oluşturuyor. Londra’dan (İngiltere) Dr. Beverley Hunt “cerrahlar arasında kan kaybı miktarı açısından büyük bir fark olduğunu ve cerrahların, yeterli cerrahi hemostaz [kanamayı durdurma yöntemleri] konusunda eğitilmesine giderek daha fazla ilgi gösterildiğini” yazıyor. Raporlar tersini gösterse de, başkaları kan nakline alternatif tedavilerin maliyetinin aşırı yüksek olduğunu iddia ediyor. Ancak birçok doktor, tıbbi direktör olan Dr. Michael Rose’un şu sözlerine katılacaktır: “Kansız tedavi gören bir hasta, aslında mümkün olan en kaliteli ameliyatın yapıldığı kişidir.”a

      En kaliteli tıbbi bakımı görmek istemez misiniz? Öyleyse bu dergiyi size getiren kişilerle ortak yönleriniz var demektir. Onların kan nakliyle ilgili dikkate değer görüşünü öğrenmek için lütfen sonraki makaleyi okuyun.

      [Dipnot]

      a Sayfa 8’deki “Kan Nakline Alternatif Tedaviler” başlıklı çerçeveye bakın.

      [Sayfa 6’daki pasaj]

      “Hastalara kan nakli yapmadan önce bir, iki, hatta üç kez düşünün” (Profesör Ian M. Franklin).

      [Sayfa 6’daki pasaj]

      “Eğer kendim ya da çocuğum bu durumda olsaydı, kan naklini kabul edecek miydim?” (Brian McClelland).

      [Sayfa 7’deki çerçeve/resim]

      TRALI Nedeniyle Ölüm

      Transfüzyona (kan nakline) bağlı akut akciğer hasarı, yani TRALI ilk olarak 1990’lı yılların başında bildirildi. Bu, kan nakli sonrası gelişen bir bağışıklık sistemi reaksiyonu olup yaşamı tehdit eder. TRALI’nın her yıl yüzlerce ölüme neden olduğu artık biliniyor. Ancak birçok sağlık çalışanı bu rahatsızlığın belirtilerini fark etmediğinden, uzmanlar sayının çok daha yüksek olmasından kuşkulanıyor. Bu reaksiyona neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, bir dergiye göre, bu duruma yol açan kanın “öncelikle geçmişte çeşitli kan gruplarına maruz kalmış kişilerden, örneğin . . . . çok sayıda kan nakli yapılmış kişilerden alındığı görülüyor” (New Scientist). Bir rapora göre, artık TRALI Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya’daki kan nakliyle bağlantılı ölüm nedenleri listesinin üst sıralarındadır ve “kan bankaları için, HIV gibi iyi bilinen hastalıklardan daha büyük bir sorun” oluşturmaktadır.

      [Sayfa 8, 9’daki çerçeve/şema]

      Kanın Bileşimi

      Kan bağışında bulunanlar genelde tam kan verirler. Fakat birçok durumda plazma da bağışlarlar. Bazı ülkelerde tam kan nakli yapılsa da, sıklıkla kan, transfüzyon tıbbı alanında testten geçirilmeden ve kullanılmadan önce asıl bileşenlerine ayrılır. Kanın dört asıl bileşenine, işlevlerine ve onların toplam kan hacminin yüzde kaçını kapsadığına dikkat edin.

      PLAZMA tam kanın yüzde 52 ila 62’sini oluşturur. Bu, içinde kan hücreleri, proteinler ve diğer maddelerin asılı olduğu ve taşındığı soluk sarı renkli bir sıvıdır.

      Plazmanın yüzde 91,5’i sudan oluşur. Plazmanın küçük kısımlarını meydana getiren proteinler plazmanın yüzde 7’sini oluşturur. (Bunlardan albümin, plazmanın yüzde 4’ünü, globulinler yaklaşık yüzde 3’ünü ve fibrinojen yüzde 1’inden azını meydana getirir.) Plazmanın geri kalan yüzde 1,5’ini diğer maddeler, yani besinler, hormonlar, solunum gazları, elektrolitler, vitaminler ve nitrojenli atık maddeler meydana getirir.

      AKYUVARLAR (lökositler) tam kanın yüzde 1’inden azını oluşturur. Bunlar zararlı olabilecek yabancı maddelere saldırır ve onları yok ederler.

      TROMBOSİTLER tam kanın yüzde 1’inden azını oluşturur. Bunlar pıhtı oluşturup, yaradan kan akmasını engellerler.

      ALYUVARLAR (eritrositler) tam kanın yüzde 38 ila 48’ini oluşturur. Bu hücreler dokuya oksijen getirip, karbondioksiti oradan uzaklaştırarak dokuları canlı tutarlar.

      Plazma, kandaki çeşitli kısımların kaynağı olabileceği gibi, kanın diğer asıl bileşenleri de işlemden geçirilerek daha küçük kısımlara ayrıştırılabilir. Örneğin hemoglobin, alyuvarın bir kısmıdır.

      [Şema]

      PLAZMA

      SU % 91,5

      PROTEİNLER % 7

      ALBÜMİNLER

      GLOBÜLİNLER

      FİBRİNOJEN

      DİĞER MADDELER % 1,5

      BESİNLER

      HORMONLAR

      SOLUNUM GAZLARI

      ELEKTROLİTLER

      VİTAMİNLER

      NİTROJENLİ ATIK MADDELER

      [Tanıtım notu]

      Sayfa 9: Dairelerin içindekiler kanın bileşenleridir.

      [Sayfa 8, 9’daki çerçeve/resim]

      Kan Nakline Alternatif Tedaviler

      Geçen altı yılı aşkın süredir Yehova’nın Şahitlerinin tüm dünyadaki Hastane İrtibat Heyetleri, tıp camiasındaki kişilere yaklaşık 25 dilde hazırlanmış olan Transfusion-Alternative Strategies—Simple, Safe, Effective (Kan Nakline Alternatif Stratejiler—Basit, Güvenli, Etkili) başlıklı video kasetinden on binlerce dağıttı.b Videoda, günümüzde hastaları kan nakli yapmadan tedavi ederken kullandıkları etkili stratejileri anlatan dünyaca tanınmış doktorlar gösteriliyor. Bu videodaki mesaj insanların dikkatini çekiyor. Örneğin, 2001 yılının sonunda Britanya’daki Ulusal Kan İdaresi (NBS) bu videoyu izledikten sonra, ülkedeki tüm kan bankası yöneticilerine ve hematologlara bir mektupla birlikte bu videodan gönderdi. “İyi bir tıbbi bakımın amaçlarından birinin kan naklinden mümkün olduğunca kaçınmak olduğu görüşü giderek daha fazla kabul gördüğü” için yöneticiler ve hematologlar bu videoyu izlemeye teşvik edildiler. Mektupta “[videodaki] genel mesajın övgüye değer olduğu ve NBS’nin gerçekten desteklediği bir mesaj olduğu” kabul edildi.

      [Dipnot]

      b Belgesel Dizi: Kan Naklinin Alternatifleri başlıklı İngilizce DVD’yi izlemek üzere Yehova’nın Şahitleriyle bağlantı kurun.

      [Sayfa 9’daki çerçeve/resim]

      Kanın Ayrıştırılması Tıpta Kanın Küçük Kısımlarının Kullanımı

      Bilim ve teknoloji kandaki küçük kısımların tespit edilmesini ve bunların ayrıştırılmasını mümkün kılıyor. Bu durumu şöyle örnekleyebiliriz: Yüzde 96,5’i sudan oluşan deniz suyu birçok işlemden geçirilerek içindeki diğer kısımlar, örneğin magnezyum, brom ve tuz elde edilebilir. Benzer şekilde tam kanın yarısından çoğunu oluşturan plazmanın yüzde 90’ından fazlası sudur ve plazma işlemden geçirilerek içindeki küçük kısımlar, örneğin albümin, fibrinojen ve çeşitli globülinler elde edilebilir.

      Bir doktor tedavinin bir kısmı olarak hastaya plazmanın küçük kısımlarının verilmesini tavsiye edebilir. Bu tür maddelere bir örnek, protein açısından zengin olan kryopresipitat’tır (donmuş çökelti). Bu, plazmanın dondurulup ardından çözülmesiyle elde edilir. Plazmanın bu erimeyen kısmı pıhtılaşma faktörleri bakımından zengindir ve genelde kanamayı durdurmak için hastalara verilir. Kanın küçük bir kısmını içeren ürünler diğer tedavilerde de yer alabilir. Bu ürünlerde kanın küçük kısmı ya az miktarda ya da ürünün ana maddesi olarak bulunabilir.c Mikroorganizmalara maruz kalındığında bağışıklığı artırmaya yardım edebilmesi için rutin olarak yapılan enjeksiyonlarda da bazı plazma proteinleri kullanılıyor. Tıbbi uygulamalarda kullanılan kanın küçük kısımlarının neredeyse tümünde plazma proteinleri bulunuyor.

      Bir dergiye göre, “bilim adamları bir kişinin kanında dolaşan ve binlerce olduğu düşünülen proteinlerden sadece birkaç yüzünü teşhis etti” (Science News). Gelecekte kanla ilgili bilgi arttıkça bu proteinlerden yeni ürünler geliştirilebilir.

      [Dipnot]

      c Bazı ürünlerde hayvan kanından elde edilen küçük kısımlar da kullanılıyor.

      [Sayfa 6, 7’deki resim]

      Birçok sağlık çalışanı kanla temas konusunda çok ihtiyatlı

  • Kanın Gerçek Değeri
    Uyanış!—2006 | Ağustos
    • Kanın Gerçek Değeri

      “Küresel toplum aynı yaşam kaynağına sahiptir; bu kandır. Kan, renge, ırka veya dine bakmaksızın tüm insanlardaki hayat kuvvetidir” (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanı).

      BU ALINTIDA kuşkusuz bir ölçüde doğruluk payı var. Kan, tüm insan hayatı için gereklidir. O, değerli bir kaynaktır. Bu sıvıyı tıbbi amaçlarla başkalarına vermenin güvenli ve akıllıca bir uygulama olduğuna mı inanıyorsunuz?

      Öğrendiğimiz gibi, tüm dünyada güvenlik standartları çok değişken ve kanla yapılan tedaviler birçoklarının sandığından daha riskli. Üstelik, doktorların aldıkları eğitim, becerileri ve görüşleri farklı olduğundan, kanı kullanma biçimlerinde de büyük farklılıklar var. Yine de, birçok doktor kan nakli konusunda giderek daha fazla tedbirli davranıyor. Kan kullanımından kaçınılan tıbbi tedavileri tercih eden önemli sayıda doktor var ve onların sayısı gitgide artıyor.

      Bu bizi, ilk makalenin girişindeki şu soruya götürüyor: O halde, kanı bu kadar değerli kılan nedir? Kanın tıbbi kullanımı giderek kuşkulu bir hal alıyorsa, acaba kan başka bir amaca da hizmet ediyor mu?

      Yaratıcımızın Kanla İlgili Görüşü

      Tüm insanlığın atası olan Nuh’un günlerinde Tanrı dikkate değer bir kanun koydu. İnsanlara hayvan eti yeme hakkını tanırken, onların kan yemesini yasakladı (Tekvin 9:4). Bunu istemesinin gerekçesini de onlara bildirdi. Kanı, bir varlığın canıyla, yani yaşamıyla bir tuttuğunu belirterek ‘onun canı [yaşamı] kandadır’ dedi. Yaratıcının gözünde kan kutsaldır. Kan, yaşayan her canlının sahip olduğu değerli yaşam hediyesini temsil eder. Tanrı bu ilkeyi defalarca tekrarladı (Levililer 3:17; 17:10, 11, 14; Tesniye 12:16, 23).

      Yaklaşık 2.000 yıl önce Hıristiyanlığın kurulmasından kısa süre sonra Mesih’in takipçilerine “kandan . . . . sakının” emri verildi. Bu yasağın dayanağı sağlıkla ilgili kaygılar değil, kanın kutsallığıydı (Elçiler 15:19, 20, 29). Bazıları bu Tanrısal kaynaklı kısıtlamanın sadece kanın yenmesiyle ilgili olduğunu iddia ediyor; oysa “sakının” sözcüğünün ne anlama geldiği bellidir. Bir doktor bize alkolden sakınmamızı söyleseydi, damarımıza alkol enjekte etmekte bir sakınca olmadığını elbette düşünmezdik.

      Ayrıca Mukaddes Kitap kanın neden o kadar kutsal olduğunu da açıklıyor. İsa Mesih’in yeryüzünde yaşarken insanlık uğruna verdiği yaşamını simgeleyen kanı, onun takipçilerinin ümidinin temelidir. Bu, günahların bağışlanması ve sonsuz yaşam ümidi anlamına gelir. İsa’nın bir takipçisi kandan sakındığında, aslında, onu ve yaşamını sadece İsa Mesih’in dökülen kanının gerçekten kurtarabileceğine dair imanını ifade etmiş olur (Efesoslular 1:7).

      Yehova’nın Şahitleri bu Mukaddes Kitap emirlerini uygulamalarıyla tanınırlar. Onlar tam kan ya da kanın dört asıl bileşeni (alyuvarlar, plazma, akyuvarlar ve trombositler) de dahil hiçbir kan naklini kabul etmezler. Bu bileşenlerden elde edilen küçük kısımlara ve bu kısımları içeren ürünlere gelince, Mukaddes Kitap bu konularda yorum yapmaz. Bu nedenle her Şahit bu konularda kendi kişisel kararını verir. Acaba Mukaddes Kitaba dayalı bu görüşleri Şahitlerin tıbbi tedaviyi reddettikleri ya da sağlıklarını ve yaşamlarını hafife aldıkları anlamına mı gelir? Kesinlikle hayır! (“Yehova’nın Şahitlerinin Sağlık Konusundaki Görüşü” başlıklı çerçeveye bakın.)

      Son yıllarda birçok doktor, Şahitlerin Mukaddes Kitabın standardına sıkıca bağlı kalmasından yarar gördüğünü fark etti. Örneğin, yakın bir zaman önce bir beyin cerrahı kan nakline alternatif tedavilerin lehinde açıkça konuştu. O şöyle dedi: “Bunları kullanmak sadece Yehova’nın Şahitleri için değil, herkes için kesinlikle en güvenli yol.”

      Sağlık konusunda ciddi kararlar vermek çok büyük bir strese yol açabilir ve genelde böyle kararlar vermek zordur. Akciğer hastalıkları uzmanı ve tıbbi direktör olan Dr. Dave Williams’ın kan naklinin genelde nasıl yapıldığı hakkındaki şu sözlerine dikkat edin: “İnsanların isteklerine saygılı olmamız önemli . . . . ve onların bedenine ne verdiğimize çok dikkat etmeliyiz.” Bu sözler hiç bu kadar geçerli olmamıştı.

      [Sayfa 11’deki çerçeve/resimler]

      Hemoglobin Bazlı Oksijen Taşıyıcıları Nelerdir?

      Her alyuvarda yaklaşık 300 milyon hemoglobin molekülü bulunur. Olgun bir alyuvar hücresinin hacminin yaklaşık üçte birini hemoglobin oluşturur. Her hemoglobin molekülü, “globin” denen bir protein ile “hem” adındaki bir pigment (boya maddesi) içerir. Bu pigmentte bir demir atomu bulunur. Bir alyuvar akciğerlerden geçerken, oksijen molekülleri alyuvara girer ve hemoglobin moleküllerine bağlanırlar. Saniyeler sonra oksijen vücudun dokularının içine girerek, bu dokulardaki hücrelerin yaşamasını sağlar.

      Şimdi bazı ilaç üreticileri insan ve sığır alyuvarındaki hemoglobini çıkartarak işlemden geçiriyorlar. Daha sonra hemoglobin filtre edilerek katışık maddeler ayrıştırılıyor. Hemoglobin kimyasal olarak değiştirilip arındırılarak bir solüsyonla karıştırılıyor ve paketleniyor. Elde edilen son ürün, hemoglobin bazlı oksijen taşıyıcı (HBOC) olarak adlandırılıyor ve çoğu ülkede kullanımı henüz onaylanmamıştır. “Hem,” kana canlı kırmızı rengini verdiğinden, bir ünite HBOC bir ünite alyuvar gibi görünür; çünkü alyuvar, HBOC’nin elde edildiği asıl bileşendir.

      Alyuvarların soğukta tutulması ve birkaç hafta içinde kullanılması gerekirken, HBOC oda sıcaklığında saklanabilir ve aylar sonra kullanabilir. Antijenlerin barındığı hücre zarı, HBOC’de bulunmadığından, kan gruplarının yanlış karşılaştırılmasından meydana gelen ciddi reaksiyonlar HBOC kullanımında bir tehdit oluşturmaz. Fakat, kanın diğer küçük kısımlarıyla karşılaştırıldığında, HBOC, Tanrı’nın kanla ilgili kanununa itaat etmeye çalışan vicdanlı Şahitler için başka sıkıntılar oluşturur. Neden? Çünkü HBOC kandan elde edildiği sürece, doğabilecek iki itiraz var. Birincisi, HBOC, kanın asıl bileşenlerinden biri olan alyuvarın temel işlevini yerine getirir. İkincisi, HBOC’nin elde edildiği hemoglobin bu bileşenin önemli bir kısmını oluşturur. Öyleyse, İsa’nın takipçileri bu ve benzer ürünler hakkında çok ciddi bir karar vermekle karşı karşıyalar. Onların kanın kutsallığıyla ilgili Mukaddes Kitap ilkeleri üzerinde dikkatle ve dua ederek derin düşünmeleri gerekir. Yehova’yla iyi bir ilişki sürdürmeyi içtenlikle arzulayan herkesi Mukaddes Kitaba göre eğitilmiş vicdanı yönlendirmelidir (Galatyalılar 6:5).

      [Resim]

      HEMOGLOBİN MOLEKÜLÜ

      [Sayfa 12’deki çerçeve/resim]

      Cazip Bir Seçenek

      Bir gazetede şu haber yer aldı: “Giderek daha fazla sayıda hastane, şu alternatif tedaviyi sunuyor: ‘Kansız’ ameliyat” (The Wall Street Journal). Gazete, “Başlangıçta Yehova’nın Şahitlerine tedavi olanağı sağlamak için geliştirilen bu uygulamanın geniş çapta kabul gördüğünü ve birçok hastanenin halka yönelik kansız ameliyat programlarını ilerlettiğini” belirtiyor. Dünya çapında hastaneler kan naklini sınırlandıran tıbbi yöntemleri uyguladıklarında, bunların özellikle hastalara sayısız yararı olduğunu keşfettiler. Şimdi binlerce doktor kan nakline başvurmadan hastaları tedavi ediyor.

      [Sayfa 12’deki çerçeve/resim]

      Yehova’nın Şahitlerinin Sağlık Konusundaki Görüşü

      Aralarında doktorların ve hemşirelerin de bulunduğu Yehova’nın Şahitleri, tüm dünyada tam kanın veya kanın asıl bileşenlerinin naklini kabul etmemeleriyle tanınırlar. Acaba onların bu uygulama karşısındaki ortak tavrı insan kaynaklı bir doktrinden veya bir kişinin imanının tıbbi rahatsızlıkları iyileştirebileceği yönündeki bir inançtan mı kaynaklanıyor? Bu, doğru değildir.

      Hayatlarını Tanrı’dan gelen bir armağan olarak görüp değer veren Şahitler, “Tanrı ilhamı” olduğuna inandıkları Mukaddes Kitabın ilkelerine göre yaşamak üzere ellerinden geleni yaparlar (2. Timoteos 3:16, 17; Vahiy 4:11). Bu kitap, Tanrı’nın hizmetçilerini sağlığa zarar veren ya da yaşamı tehlikeye atan, aşırı yeme, sigara içme, tütün çiğneme, aşırı içki tüketimi ve uyuşturucu kullanımı gibi uygulama ve alışkanlıklardan kaçınmaya teşvik eder (Süleyman’ın Meselleri 23:20; 2. Korintoslular 7:1).

      Vücudumuzu ve çevremizi temiz tutar ve sağlık nedenleriyle egzersiz yaparsak Mukaddes Kitap ilkeleriyle uyum içinde davranmış oluruz (Matta 7:12; 1. Timoteos 4:8). Yehova’nın Şahitleri hastalandıklarında, tıbbi bakım arayarak ve mevcut tedavi seçeneklerinin büyük çoğunluğunu kabul ederek makullük gösterirler (Filipililer 4:5). Onların Mukaddes Kitabın “kandan . . . . sakının” emrine itaat ettikleri ve kansız tıbbi tedaviler konusunda ısrar ettikleri doğrudur (Elçiler 15:29). Ve genelde bu seçimleri daha kaliteli bir tedaviyle sonuçlanır.

Türkçe Yayınlar (1974-2026)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2025 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Privacy Settings
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş