-
“Doğru Olamaz!”Sevdiğiniz Biri Öldüğünde
-
-
“Doğru Olamaz!”
NEW YORK’LU (ABD) bir adam şunları anlatıyor: “Oğlum Jonathan birkaç kilometre uzakta oturan arkadaşlarını ziyarete gitmişti. Karım Valentina oraya gitmesini istemiyordu. Yol onu her zaman kaygılandırırdı. Fakat oğlum elektronik aletleri seviyordu ve arkadaşlarının atölyesi pratik yaparak deneyim kazanabileceği bir yerdi. New York’ta batı Manhattan’daki evimizde yalnızdım. Karım Porto Riko’da oturan ailesini ziyarete gitmişti. ‘Jonathan birazdan gelir’ diye düşünüyordum. O sırada kapı çalındı. ‘Mutlaka odur’ dedim. Fakat değildi. Gelenler polis ve acil servis görevlileriydi. Polis memuru, ‘Bu sürücü belgesini tanıyor musunuz?’ diye sordu. ‘Evet, oğlum Jonathan’ın.’ ‘Size acı bir haberimiz var. Bir kaza oldu ve . . . . oğlunuz, . . . . oğlunuz öldü.’ İlk tepkim şuydu, ‘Doğru olamaz!’ Bu şok yaratan olay yüreğimizde öyle bir yara açtı ki, aradan yıllar geçtiği halde hâlâ kapanmadı.”
‘Size acı bir haberimiz var. Bir kaza oldu ve . . . . oğlunuz, . . . . oğlunuz öldü’
Barselona’dan (İspanya) bir baba şunları yazıyor: “Biz 1960’ların İspanyasında mutlu bir aileydik. Karım Maria, 13, 11 ve 9 yaşlarındaki üç çocuğumuz, David, Paquito ve İsabel ile birlikteydik.
1963 yılının Mart ayında bir gün, Paquito başında çok şiddetli bir ağrı olduğundan yakınarak okuldan eve geldi. Ağrının nereden kaynaklandığını bilemediğimizden şaşırıp kalmıştık, fakat fazla uzun sürmedi. Üç saat sonra oğlumuz öldü. Bir beyin kanamasıyla yaşamı oracıkta sona erdi.
Paquito’nun ölümünden bu yana 30 yılı aşkın bir süre geçti. Buna rağmen, onu yitirmenin verdiği derin acı içimizde bugüne dek sürüyor. Aradan ne kadar vakit geçerse geçsin veya başka kaç çocukları daha olursa olsun, bir ana babanın çocuklarından birini kaybedip de kendinden bir şey yitirdiğini düşünmemesi olanaksızdır.”
Çocuğunu yitiren ana babalarla ilgili bu iki tecrübe, bir çocuk öldüğünde açılan yaranın ne kadar derin ve süreğen olduğunu gösterir. Şunları yazan doktor ne kadar doğru söylüyor: “Çocuk ailede ölmesi beklenen son kişi olduğundan, genelde bir çocuğun ölümü yaşlı birinin ölümünden çok daha feci ve sarsıcıdır. . . . . Bir çocuğun ölümü, henüz tadılmamış . . . . deneyimlerin, akrabalık ilişkilerinin [oğul, gelin, torun] ve gelecekle ilgili düşlerin yitirilmesi demektir.” Böyle derin bir yokluk duygusunun bebeğini düşüren her kadın için de geçerli olduğu söylenebilir.
Kocasını yitirmiş bir kadın şöyle anlatıyor: “Kocam Russell, II. Dünya Savaşında Pasifik cephesinde tıbbi yardımcı olarak çalışmıştı. Bazı korkunç çarpışmalar görmüş ve hayatta kalmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’ne döndü ve daha sakin bir yaşam sürdürdü. Daha sonra Tanrı’nın Sözünü vaaz etme işinde hizmet etti. Altmışlarına geldiğinde kalp rahatsızlığı belirtileri başgösterdi. Aktif bir yaşam sürdürmeye çalıştı. Sonra, 1988 yılının bir Temmuz günü ağır bir kalp krizi sonucu öldü. Onu yitirmek beni yıktı. Ona elveda bile diyemedim. O benim yalnızca kocam değildi. En iyi arkadaşımdı da. Kırk yılımızı birlikte geçirdik. Şimdi ise, çok farklı türde bir yalnızlıkla karşı karşıya kaldım.”
Bunlar, dünyanın her yerinde her gün aileleri etkileyen binlerce feci olaydan sadece birkaçıdır. Mukaddes Kitabın bir yazarı olan Pavlus, ölümü “son düşman” olarak adlandırdı; kederli insanların çoğunun da doğrulayacağı gibi, ölüm, çocuğunuzu, kocanızı, karınızı, ana babanızı, arkadaşınızı aldığında gerçekten düşmandır. Bu korkunç habere gösterilen ilk doğal tepki, çoğu kez “Doğru olamaz! Buna inanamıyorum” diyerek onu kabullenmemektir. İlerde göreceğimiz gibi, bunu sık sık başka tepkiler de izler (1. Korintoslular 15:25, 26).
Bununla beraber, ölümün yol açtığı kederi ele almadan önce, bazı önemli soruları yanıtlayalım. Ölüm o kişinin sonu mu demektir? Sevdiklerimizi tekrar görebileceğimizle ilgili herhangi bir ümit var mı?
Gerçek Bir Ümit Var
Mukaddes Kitap yazarı Pavlus, “son düşman” olan ölümden kurtuluş ümidini gösterdi. Şöyle yazdı: “Son düşman olarak, ölüm sona erdirilecek” (1. Korintoslular 15:26). Pavlus bundan neden bu kadar emin olabildi? Çünkü o, ölmüş ve diriltilmiş birinden, yani İsa Mesih’ten öğretim almıştı (Elçiler 9:3-19). Bu nedenle Pavlus şunları yazabildi: “Ölüm bir adam [Âdem] aracılığıyla olduğu gibi, ölülerin dirilmesi de bir adam [İsa Mesih] aracılığıyladır. Nasıl hepsinin ölümü Âdem’le bağlantılıysa, diriltilmeleri de Mesih’le bağlantılıdır” (1. Korintoslular 15:21, 22).
İsa, Nainli dul kadını ve ölmüş olan oğlunu görünce derin bir keder duydu. Mukaddes Kitap kaydı bize şunları anlatıyor: “İsa kent kapısına yaklaşırken bir cenazenin götürüldüğünü gördü. Ölen kişi annesinin biricik evladıydı, üstelik kadın duldu. Kadının yanında şehir halkından büyük bir kalabalık vardı. Efendimiz kadını görünce ona acıdı ve ‘Ağlama’ dedi. Yaklaşıp sedyeye dokundu ve sedyeyi taşıyanlar durdu. İsa ‘Ey genç, sana diyorum, kalk!’ dedi. Ölen genç doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa onu annesine verdi. Herkesi bir korku sardı ve Tanrı’ya şükretmeye başlayarak ‘Aramızda büyük bir peygamber çıktı’, ‘Tanrı halkına elini uzattı’ dediler.” İsa’nın dul kadının oğlunu diriltmek üzere acıma duygusuyla nasıl harekete geçtiğine dikkat edin! Bunun gelecek açısından taşıdığı anlamı zihninizde canlandırın! (Luka 7:12-16).
İsa orada görgü tanıklarının önünde unutulmaz bir diriltme olayı gerçekleştirdi. O bir süre önce, bir dirilmenin, yani “yeni bir gök” altındaki yeryüzünde yaşama geri döndürülmenin gerçekleşeceğini önceden bildirmişti ve bu olay bunun olacağına ilişkin bir teminattı. İsa o fırsatta şunları demişti: “Buna hayret etmeyin, çünkü mezarlarda olan herkesin onun sesini işitip çıkacağı zaman geliyor” (Vahiy 21:1, 3, 4; Yuhanna 5:28, 29; 2. Petrus 3:13).
Dirilme olayının diğer görgü tanıkları arasında, seyahatlerinde İsa’ya eşlik eden 12’lerden Petrus ve birkaç kişi daha vardı. Onlar, gerçekten, diriltilmiş İsa’nın Celile Gölü kenarında kendileriyle konuştuğunu duydular. Kayıt bize şunları anlatır: “İsa onlara, ‘Gelin, kahvaltı edin’ dedi. Öğrencilerden hiçbiri ona ‘Sen kimsin?’ diye sormaya cesaret edemiyordu, çünkü onun Efendileri olduğunu anlamışlardı. İsa gelip ekmeği aldı, onlara verdi. Aynı şekilde balığı da verdi. Böylece İsa diriltilmesinin ardından onlara üçüncü seferdir görünüyordu” (Yuhanna 21:12-14).
Bu nedenle Petrus tam bir inançla, “Efendimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babasına şükürler olsun! Büyük merhametinden dolayı, İsa Mesih’in ölüyken diriltilmesiyle, bizim yeniden doğmamızı ve yaşayan bir ümide kavuşmamızı sağladı” diye yazabildi (1. Petrus 1:3).
Elçi Pavlus şunları söylerken güven duyduğu ümidini dile getirdi: “Kanunda belirtilen ve Peygamberlerin kitaplarında yazılı olan her şeye inanıyorum. Dolayısıyla kendileri gibi benim de Tanrı huzurunda ümidim şudur ki, gün gelecek doğru olanlar da olmayanlar da diriltilecektir” (Elçiler 24:14, 15).
Bu nedenle, milyonlarca kişi sevdikleri kimseleri yeryüzünde, fakat çok değişik koşullar altında, yeniden hayatta göreceğine ilişkin sağlam bir ümide sahip olabilir. O zamanki koşullar nasıl olacak? Mukaddes Kitabın yitirdiğimiz sevdiklerimizle ilgili verdiği ümit hakkında daha fazla ayrıntı, bu küçük kitabın “Ölülerle İlgili Kesin Bir Ümit” başlıklı son kısmında incelenecek.
Fakat öncelikle, sevdiğiniz birini yitirdiğiniz için kederliyseniz zihninizde oluşabilecek soruları ele alalım: Böyle kederlenmek normal mi? Bu acıyla nasıl yaşayabilirim? Başkaları bununla başa çıkmama yardımcı olmak üzere neler yapabilirler? Ben diğer kederli kişilere nasıl yardım edebilirim? Her şeyden önce: Mukaddes Kitap ölülerle ilgili kesin bir ümit konusunda ne söylüyor? Sevdiklerimi bir gün tekrar görecek miyim? Ve nerede?
-
-
Böyle Duygular Normal mi?Sevdiğiniz Biri Öldüğünde
-
-
Böyle Duygular Normal mi?
BABASINI yitiren bir adam şunları yazdı: “İngiltere’de yetişmiş bir çocuk olarak bana başkalarının önünde duygularımı açığa vurmamam öğretilmişti. Eski bir asker olan babamın, herhangi bir nedenle acı çektiğimde dişlerini sıkarak ‘Kes ağlamayı!’ dediğini hatırlayabiliyorum. Annemin herhangi birimizi (dört kardeştik) öptüğünü veya kucakladığını hatırlamıyorum. Babamın ölümünü gördüğümde 56 yaşındaydım. Çok korkunç bir yokluk hissettim. Yine de ilk başta gözyaşı dökemedim.”
Bazı kültürlerde duygular açıkça ifade edilir. İster mutlu ister üzgün olsun, kişinin ne hissettiğini başkaları bilir. Diğer taraftan, dünyanın bazı yerlerinde, özellikle kuzey Avrupa ve İngiltere’de insanlar, genelde erkekler, içindekileri saklamaya, duygularını bastırmaya, metanetlerini korumaya ve renk vermemeye şartlandırılırlar. Fakat sevdiğiniz birini yitirmenin acısını yaşıyorsanız, kederinizi dışa vurmanız yanlış mıdır? Mukaddes Kitap bu konuda ne diyor?
Mukaddes Kitapta Ağladıklarından Söz Edilenler
Mukaddes Kitabı yazan kişiler duygularını açıkça gösteren bir doğu Akdeniz halkına mensuptular, yani İbraniydiler. Mukaddes Kitapta kederlerini açıkça gösteren insanlarla ilgili birçok örnek bulunur. Kral Davud öldürülen oğlu Amnon için yas tuttu. Gerçekten de “pek çok ağladı” (2. Samuel 13:28-39). Hatta krallığı ele geçirmeye çalışan hain oğlu Abşalom’un ölümünden bile keder duydu. Mukaddes Kitap kaydı bize şunları anlatır: “Kıral [Davud] heyecanından titriyerek kapı üzerindeki odaya çıktı, ve ağladı; ve giderken böyle diyordu: Oğlum Abşalom, oğlum, oğlum Abşalom! keşke senin yerine ben ölse idim, ey Abşalom, oğlum, oğlum!” (2. Samuel 18:33). Her baba gibi Davud da yas tuttu. Kimbilir kaç kez ana babalar çocuklarının yerine ölmeyi istemişlerdir! Bir çocuğun ana babasından önce ölmesi hiç de doğal görülmez.
İsa, arkadaşı Lazar’ın ölümüne nasıl tepki gösterdi? Mezara yaklaşırken ağladı (Yuhanna 11:30-38). Daha sonra, Mecdelli Meryem de İsa’nın mezarına yaklaşırken ağladı (Yuhanna 20:11-16). Gerçi, Mukaddes Kitabın verdiği dirilme ümidini anlamış olan İsa’nın bir takipçisi, ölülerin durumuyla ilgili inançları Mukaddes Kitaba dayanmayan bazı kişiler gibi teselli edilemez biçimde kedere boğulmaz. Fakat İsa’nın gerçek bir takipçisi, dirilme ümidine sahip olduğu halde, normal duygulara sahip bir insan olarak, sevdiği birini yitirdiği için kederli ve yaslı olur (1. Selanikliler 4:13, 14).
Ağlamak veya Ağlamamak
Bugün bizim tepkilerimizle ilgili ne denebilir? Duygularınızı göstermeyi zor veya utanç verici mi buluyorsunuz? Danışmanlar neyi salık veriyor? Onların çağdaş görüşleri çoğu kez yalnızca, Mukaddes Kitaptaki ilham edilmiş eski hikmeti yansıtır. Onlar kederimizi bastırmayıp dışa vurmamız gerektiğini söylüyorlar. Bu bize, eskiden yaşamış olan ve kederlerini ifade eden sözleri Mukaddes Kitapta geçen Eyub, Davud ve Yeremya gibi sadık kimseleri hatırlatır. Onlar kesinlikle duygularını gizlemediler. Öyle ise, kendinizi insanlardan soyutlamanız hikmetli bir davranış değildir (Süleyman’ın Meselleri 18:1). Kuşkusuz, yaslı olmak farklı kültürlerde, o kültürün sahip olduğu dinsel inançlara da bağlı olarak farklı biçimlerde ifade edilir.a
Eğer ağlayacağınızı hissediyorsanız, ne olacak? İnsanın gözyaşı dökmesi doğal bir şeydir. Lazar öldüğünde İsa’nın ‘içinin burkulduğunu ve gözünden yaşlar geldiğini’ tekrar hatırlayın (Yuhanna 11:33, 35). Böylece o, sevilen birinin ölümüne ağlamanın normal bir tepki olduğunu gösterdi.
Sevilen biri öldüğünde keder duymak ve gözyaşı dökmek normaldir
Bebeği Rachel’i SIDS (Ani Bebek Ölümü Sendromu) yüzünden yitiren Anne’in durumu da bu fikri destekliyor. Kocası şu yorumda bulundu: “Şaşılacak şeydi, cenazede ne Anne ne de ben ağladık. Bizden başka herkes gözyaşı döktü.” Anne buna karşılık şöyle dedi: “Evet, fakat ben her ikimiz için de bol bol ağladım. O feci olaydan birkaç hafta sonra, sonunda bir gün evde yalnız başıma kaldığımda, bu sarsıntıyı gerçek anlamda yaşadığımı sanıyorum. Bütün gün ağladım. Fakat ağlamanın bana yardımcı olduğuna inanıyorum. Sonunda kendimi daha iyi hissettim. Bebeğimi yitirdiğim için yaslı olmalıydım. Kederli insanların ağlama konusunda rahat bırakılması gerektiğine gerçekten inanıyorum. Gerçi başkalarının ‘ağlama’ demesi doğal bir tepkiyse de, bunun aslında yararı olmuyor.”
Bazıları Nasıl Tepki Gösteriyor
Sevdiği birini yitirerek yalnız kalan bazı kişiler nasıl tepki gösterdiler? Örneğin, Juanita’yı ele alalım. O, bir bebek yitirildiğinde neler hissedildiğini biliyor. Beş kez düşük yapmıştı. Şimdi yine hamileydi. Bir otomobil kazası yüzünden hastanelik olunca, anlaşılabileceği gibi çok kaygılandı. İki hafta sonra –vaktinden önce– doğum sancıları başladı. Hemen ardından 900 gram ağırlığındaki küçük Vanessa doğdu. Juanita “Çok heyecanlıydım,” diye hatırlıyor. “Nihayet anne olabilmiştim!”
Fakat mutluluğu uzun sürmedi. Dört gün sonra Vanessa öldü. Juanita hatırladıklarını şöyle anlatıyor: “Öylesine bir boşluk içindeydim ki. Annelik elimden alınmıştı. Kendimi eksik hissediyordum. Evde Vanessa için hazırladığımız odaya girip ona aldığım minik zıbınlara bakmak çok acıydı. Ondan sonraki birkaç ay boyunca her gün onun doğduğu günü yeniden yaşadım. Kimseyle görüşmek istemedim.”
Bu aşırı bir tepki mi? Başkalarının bunu anlaması güç olabilir, fakat Juanita’nınki gibi bir olay yaşamış olanlar, bir süre birlikte yaşadıkları biri için duyacakları kederin aynını sanki bebekleri için de duyduklarını anlattılar. Onlar bir çocuğun, doğumdan çok önce ana babası tarafından sevilmeye başlandığını belirttiler. Anne ile bebek arasında özel bir bağ vardır. Bebek ölürse, anne gerçek bir kişinin yitirildiğini hisseder. Bunu diğer kişilerin de anlaması gerekir.
Öfke ve Suçluluk Sizi Nasıl Etkileyebilir
Bir başka anne de, altı yaşındaki oğlunun, kalbinde doğuştan beri var olan sorun yüzünden aniden öldüğü kendisine söylendiğinde neler hissettiğini ifade etti. “Duygusuzluk, güvensizlik, suçluluk ve onun durumunun ne denli ciddi olduğunu anlamamış olduklarından kocama ve doktorlara karşı öfke gibi türlü tepkiler gösterdim.”
Öfke kederin başka bir belirtisidir. Ölen kişiye gerekli bakımı göstermedikleri düşünülerek hastabakıcılara ve doktorlara öfke duyulabilir. Ya da yanlış bir şey söylüyor veya yapıyorlarmış gibi geldiğinden, arkadaşlara ve akrabalara öfke duyulabilir. Bazıları, ölenin kendi sağlığını ihmal etmiş olmasına da öfkelenirler. Stella şunları hatırlıyor: “Durumun çok daha farklı olabileceğini bildiğimden kocama öfkelendiğimi anımsıyorum. Çok hasta olduğu halde doktorların uyarılarını gözardı ediyordu.” Bazen de, ölüm olayının sonucu olarak geride kalanların üzerlerine binen yükler nedeniyle ölen kimseye öfke duyulur.
Bazıları öfkelendiklerinden dolayı suçluluk hisseder –yani duydukları öfke yüzünden kendilerini mahkûm ederler. Başkaları ise, sevdikleri kişinin ölümünden kendilerini suçlu tutarlar. “Eğer hemen doktora gitmesini sağlasaydım” ya da “başka bir doktora gösterseydim” veya “sağlığına daha çok dikkat etmeye zorlasaydım,” “ölmezdi” diyerek kendilerini buna inandırırlar.
Bir çocuğu yitirmek korkunç ve sarsıcı bir olaydır –içtenlikle gösterilen yakınlık ve duygudaşlık ana babaya yardımcı olabilir
Bazılarının duyduğu suçluluk özellikle sevdikleri kişi aniden, hiç beklenmedik zamanda öldüyse daha da artar. Ölen kişiye öfkelendikleri ya da onunla tartıştıkları zamanları hatırlarına getirmeye başlarlar. Ya da ölen kişi için aslında gereken her şeyi yapmadıklarını düşünebilirler.
Pek çok annenin keder sürecinin uzun oluşu, bir çocuğu yitirmek, ana babanın, özellikle de annenin hayatında silinmez bir boşluk yaratır diyen birçok uzmanın sözlerini destekliyor.
Hayat Arkadaşınızı Yitirdiğiniz Zaman
Eşlerden birinin yitirilmesi bir diğer sarsıcı olaydır –özellikle de birlikte çok hareketli bir yaşam sürdürmüşlerse. Bu onların birlikte paylaştıkları bütün bir yaşam tarzının, seyahat, iş, eğlence ve dayanışmanın sonu anlamına gelebilir.
Eunice, kocası bir kalp krizi sonucu aniden öldüğünde neler olduğunu anlatıyor. “İlk hafta, duygularım körelmişti; sanki bedenimin bütün işlevleri durmuştu. Ne tat ne de koku alabiliyordum. Mantığımsa benden kopuk bir şekilde çalışmaya devam ediyordu. CPR ve ilaç tedavisiyle durumunu düzeltmeye çalışırlarken sürekli kocamın yanında durmuştum; bu yüzden sık rastlanan inkâr belirtilerini ben göstermedim. Yine de, sanki bir otomobilin uçuruma doğru gittiğini görüyor da hiçbir şey yapamıyormuş gibi, derin bir düş kırıklığı hissediyordum.”
Gözyaşı döktü mü? “Tabii gözyaşı döktüm, özellikle almış olduğum yüzlerce başsağlığı kartını okurken. Her birini okurken ağladım. Bu, günün geri kalan kısmında dayanmama yardımcı oluyordu. Fakat bana sürekli olarak kendimi nasıl hissettiğimin sorulması hiç de yardımcı olmadı. Açıkça görüldüğü gibi perişan durumdaydım.”
Eunice’in bu acıya dayanmasına yardım eden neydi? “Hiç farkında olmadan, bilinçaltında, yaşamımı sürdürmeye karar verdim,” diyor. “Bununla birlikte, hayatı çok seven kocamın, burada, hayatta olmadığı aklıma geldikçe hâlâ acı çekiyorum.”
“Başkalarının Size İsteklerini Kabul Ettirmesine İzin Vermeyin”
Bir kitabın yazarı şu öğüdü veriyor: “Başkalarının nasıl davranmanız veya hissetmeniz gerektiğiyle ilgili olarak size isteklerini kabul ettirmesine izin vermeyin. Keder süreci herkeste değişiktir. Başkaları sizin çok fazla kederli olduğunuzu ya da yeterince keder duymadığınızı düşünebilir, hatta bu düşüncelerini size söylerler. Onları bağışlayın ve söylediklerini unutun. Kendinizi başkalarının ya da tüm toplumun istediği kalıba uymaya zorlamakla duygusal sağlığınızın düzelmesini engellersiniz” (Leavetaking—When and How to Say Goodbye).
Kuşkusuz, insanlar kederlerini değişik şekillerde gösterir. Bunlardan birinin, herkes için mutlaka diğerlerinden daha iyi olduğunu söylemeye çalışmıyoruz. Bununla birlikte, hiçbir gelişme görülmüyorsa ve kedere boğulmuş insan içinde bulunduğu gerçeği kabullenemiyorsa tehlike ortaya çıkar. Bu durumda şefkatli dostların yardımı gerekebilir. Mukaddes Kitap şöyle diyor: “Dost her vakit sever; ve sıkıntı için kardeş doğmuştur.” Öyle ise, yardım istemekten, konuşmaktan ve gözyaşı dökmekten çekinmeyin (Süleyman’ın Meselleri 17:17).
Keder, ölüm karşısında normal bir tepkidir ve kederinizin başkalarınca görülmesi yanlış değildir. Fakat şu soruların da yanıtlanması gerekir: ‘Bu acıyla nasıl yaşayabilirim? Öfke ve suçluluk duymak normal mi? Bu tepkilerle nasıl başa çıkabilirim? Bu kayba ve kedere dayanabilmem için hangi şey bana yardım edebilir?’ Gelecek kısım bu ve başka soruları yanıtlayacak.
a Örneğin, Nijerya’da Yoruba halkının ruhgöçüne ilişkin geleneksel bir inancı vardır. Böylece, bir anne çocuğunu kaybettiğinde sadece kısa süre derin bir keder duyar, nitekim bir Yoruba ezgisinde, “Dökülen suydu. Sukabağı kırılmadı” denir. Yoruba kültüründe bu, içinde su bulunan sukabağının, yani annenin –belki ölmüş çocuğunun ruhgöçü geçirmesi yoluyla– başka bir çocuk doğurabileceği anlamına gelir. Yehova’nın Şahitleri, temeli Mukaddes Kitapta olmayan ölümsüz can ve ruhgöçüyle ilgili yanlış fikirlerden kaynaklanan batıl inançlara dayalı hiçbir geleneğe uymazlar (Vaiz 9:5, 10; Hezekiel 18:4, 20).
-
-
Bu Acıyla Nasıl Yaşayabilirim?Sevdiğiniz Biri Öldüğünde
-
-
Bu Acıyla Nasıl Yaşayabilirim?
“KENDİMİ tuttuğum için üzerimde büyük bir baskı hissettim,” babasının ölümünü hatırladığında Mike böyle söylüyor. Ona göre, kederini gizlemek erkekçe bir davranıştı. Oysa daha sonra yanlış davrandığını anladı. Bu nedenle bir arkadaşı büyükbabasını kaybettiğinde, Mike ne yapması gerektiğini biliyordu. Şöyle anlatıyor: “Birkaç yıl önce olsaydı, omzuna hafifçe vurup ona ‘Sen erkeksin’ derdim. Oysa şimdi koluna dokunup ‘İçinden nasıl geliyorsa öyle davran. Bu, olayı göğüslemene yardım edecek. Gitmemi istiyorsan gideyim. Ama kalmamı istiyorsan kalırım. Hislerini belli etmekten korkma’ dedim.”
MaryAnne de kocası öldüğünde kendini tuttuğu için üzerinde baskı hissetti. Şöyle anlatıyor: “Başkalarına iyi örnek olayım diye öylesine kaygı çekiyordum ki, doğal duygularımı göstermemek üzere kendimi zorladım. Fakat zamanla başkaları için sırtlarını dayayacakları bir yer olmaya çalışmanın bana yardımı dokunmadığını anladım. Durumumu tahlil edip kendime ‘Ağlamak istiyorsan ağla. Çok kuvvetli olmaya çalışma. Kabuğundan çık’ demeye başladım.”
Böylece hem Mike hem de MaryAnne şunu öğütlüyorlar: Keder konusunda kendinizi engellemeyin! Ve onlar haklıdır. Neden mi? Çünkü, kederli olmak duygusal yönden rahatlamak için gereklidir. Hislerinizi açığa vurmanız, üzerinizdeki baskıyı hafifletebilir. Duyguları doğal şekilde ifade etmek, anlayış ve tam bilgiyle birlikte yapıldığında, hislerinize doğru açıdan bakmanızı sağlar.
Tabii, herkes kederini aynı biçimde ifade etmez. Sevilen kişinin ölümünün aniden ya da uzun süren bir hastalıktan sonra olması gibi etkenler geride kalanların duygusal tepkilerini etkileyebilir. Fakat bir şeyin kesin olduğu görülüyor: Hislerinizi bastırmanız size hem bedensel hem de duygusal yönden zarar verebilir. Kederinizi açığa vurmanız çok daha sağlıklıdır. Nasıl mı? Kutsal Yazılar bazı uygulanabilir öğütler içeriyor.
Kederi Açığa Vurmak: Nasıl?
Konuşmak rahatlamaya yardımcı olabilir. Eski ata Eyub, on çocuğunun tümünün ölümünün yanı sıra başından geçen diğer feci olaylardan sonra “Hayatımdan canım bıktı; içimdeki şekvamı (kaygımı, NW) serbest bırakayım; canımın acılığı ile söyliyorum” demişti (Eyub 1:2, 18, 19; 10:1). Eyub duyduğu kaygıyı artık zaptedemez olmuştu. Onu serbest bırakmaya, ‘söylemeye’ ihtiyaç duymuştu. Aynı şekilde, İngiliz oyun yazarı Shakespeare de Macbeth’te şunları yazmıştı: “Dile getir duyduğun acıyı! Dert sustu mu; yüreğe dolar için için, yıkar yüreği!”
Öyle ise, sizi sabırla ve duygudaşlıkla dinleyecek ‘gerçek bir dostla’ hisleriniz hakkında konuşmanız, sizi bir ölçüde rahatlatabilir (Süleyman’ın Meselleri 17:17). Yaşananları ve hissedilenleri sözlere dökmek çoğu kez onları anlamayı ve onlara göğüs germeyi kolaylaştırır. Ayrıca, eğer sizi dinleyen kişi de sevdiği birini kaybetmiş ve yokluğuna başarıyla göğüs germiş biriyse, ondan içinde bulunduğunuz durumla nasıl başa çıkabileceğiniz konusunda bazı uygulanabilir öneriler alabilirsiniz. Bir anne çocuğu öldüğünde, benzer bir kaybı yaşamış olan başka bir kadınla konuşmasının kendisine neden yardımcı olduğunu açıkladı: “Başka birinin de aynı deneyimden geçtiğini, onu sağ salim atlatmış, yaşamaya devam etmiş ve yaşamını bir dereceye kadar normale çevirmiş olduğunu bilmek, beni çok kuvvetlendirdi.”
Mukaddes Kitapta geçen örnekler, hislerinizi yazıya dökmenin kederinizi ifade etmenize yardım edebileceğini gösterir
Hissettikleriniz hakkında rahatça konuşamıyorsanız ne olacak? Saul ile Yonatan’ın ölümü üzerine Davud çok duygulu bir ağıt besteleyip içindeki kederi dökmüştü. Bu acıklı beste sonuçta Kutsal Yazılardaki İkinci Samuel kitabının kaydının bir kısmı oldu (2. Samuel 1:17-27; 2. Tarihler 35:25). Benzer şekilde, bazı kimseler de kendilerini yazıyla ifade etmeyi daha kolay bulurlar. Eşini yitiren bir kadın neler hissettiğini yazıp günler sonra yazdıklarını okuduğunu söyledi. Bunun rahatlamasına yardımcı olduğunu fark etmişti.
İster konuşarak ister yazarak olsun, hissettiklerinizi ifade etmeniz kederinizi açığa vurmanıza yardım edebilir. Aynı zamanda yanlış anlaşılmaları da düzeltebilir. Çocuğunu yeni yitirmiş bir anne şunları açıklıyor: “Kocam ve ben bazı çiftlerin, çocuklarının ölümünden sonra boşandıklarını duymuştuk ve bunun bizim başımıza da gelmesini istemiyorduk. Bu nedenle, ne zaman öfke duysak ve birbirimizi suçlamak istesek, konuyu aramızda ayrıntılı şekilde görüşürdük. Bunu yapmakla gerçekten birbirimize daha da yaklaştığımıza inanıyorum.” Böylece, hissettiklerinizi açığa vurmanız, aynı kaybı paylaşıyor olsanız da, başkalarının duyduğu kederin farklı, yani tarzı ve izlediği seyir açısından kişiye özgü olabileceğini anlamanıza yardım edebilir.
Kederi dışa vurmayı kolaylaştırabilen başka bir etken de ağlamaktır. Mukaddes Kitap “ağlamanın vakti var” diyor (Vaiz 3:1, 4). Kuşkusuz, sevdiğimiz birinin ölümü böyle bir vakittir. Keder gözyaşları dökmek, iyileşme sürecinin önemli bir kısmı olarak görülüyor.
Genç bir kadın, annesi öldüğünde yakın bir arkadaşının bu acıyı yenmesine nasıl yardımcı olduğunu açıklıyor: “Arkadaşım her zaman yanımda idi. Benimle ağladı. Benimle konuştu. Duygularımı ona açıkça söyleyebildim ve bu benim için önemliydi. Ağladığım için sıkılmam gerekmedi.” (Romalılar 12:15’e bakın.) Gözyaşlarınız yüzünden utanmanıza da gerek yok. Görmüş olduğumuz gibi, Mukaddes Kitap, İsa Mesih de içinde olmak üzere, hiçbir mahcubiyet hissetmeden açıkça keder gözyaşları döken imanlı erkek ve kadınların örnekleriyle doludur (Tekvin 50:3; 2. Samuel 1:11, 12; Yuhanna 11:33, 35).
Her kültürde, kederli insanlar kendilerine verilen teselliyi takdir ederler
Bir süre, duygularınızı önceden kestiremediğinizi fark edebilirsiniz. Gözyaşları, geliyorum diye uyarmadan yanaklarınızdan süzülebilir. Eşini kaybeden bir kadın, süpermarketten alışveriş ederken (bunu çoğu kez kocasıyla yapardı) ve özellikle alışkanlıkla kocasının en sevdiği yiyeceklere uzandığında, ağladığını fark etti. Kendinize karşı sabırlı olun. Gözyaşlarınızı zaptetmeniz gerektiğini düşünmeyin. Onların kederin doğal ve önemli bir parçası olduğunu unutmayın.
Suçluluk Duygusuyla Mücadele Etmek
Daha önce de belirtildiği gibi, bazıları sevdikleri birini kaybettikten sonra suçluluk duyar. Bu, sadık bir adam olan Yakub’un, oğlu Yusuf’un “kötü bir canavar” tarafından öldürüldüğüne inandırıldığında duyduğu şiddetli kederi açıklamaya yardımcı olabilir. Yakub, ağabeylerinin iyi durumda olup olmadıklarını öğrenmesi için Yusuf’u oraya kendisi göndermişti. Bu nedenle, büyük olasılıkla, ‘Yusuf’u neden yalnız başına gönderdim? Vahşi hayvanların bol bulunduğu bir yere onu neden yolladım?’ gibi suçluluk duygularıyla kendine eziyet etmişti (Tekvin 37:33-35).
Belki bazı ihmalkârlıklarınızın sevdiğiniz kişinin ölümüne katkıda bulunmuş olduğunu düşünüyorsunuz. Suçluluk gerçek ya da hayali olsun, bunun farkında olmak, kederden ileri gelen ve aslında yararlı olabilen normal bir tepkidir. Böyle hisleri de içinizde gizli tutmak zorunda değilsiniz. Kendinizi ne kadar suçlu hissettiğiniz hakkında konuşmak, büyük ihtiyaç duyulan rahatlamayı getirebilir.
Bir kimseyi ne kadar seviyor olursak olalım, onun yaşamını denetleyemeyeceğimizin ve başına ‘vakit ve beklenmedik olayların’ gelmesini engelleyemeyeceğimizin farkında olmalıyız (Vaiz 9:11). Üstelik, kuşkusuz niyetiniz kötü değildi. Örneğin, doktordan daha erken randevu almazken niyetiniz sevdiğiniz kimsenin hastalanıp ölmesi miydi? Kuşkusuz hayır! Öyle ise, o kimsenin ölümünden gerçekten suçlu olabilir misiniz? Hayır.
Bir anne, kızının bir otomobil kazasında ölümünden sonra duyduğu suçlulukla mücadele etmeyi öğrendi. Şunları açıklıyor: “Onu dışarıya gönderdiğim için suçluluk duyuyordum. Fakat böyle düşünmemin saçma olduğunu en sonunda fark ettim. Onu babasıyla beraber alışverişe göndermemde yanlış bir taraf yoktu. Bu sadece korkunç bir kazaydı.”
‘Fakat söylemek veya yapmak istediğim o kadar çok şey daha vardı ki,’ diyebilirsiniz. Doğru, fakat hangimiz kusursuz bir baba, anne ya da çocuk olduğunu söyleyebilir? Mukaddes Kitap bize şunu hatırlatıyor: “Hepimiz birçok kez hata yaparız. Konuşurken hataya düşmeyen kimse, bütün bedenine gem vurabilen kusursuz biridir” (Yakub 3:2; Romalılar 5:12). O halde, kusursuz olmadığınız gerçeğini kabul edin. “Keşke”ler hiçbir şeyi değiştirmeyecek, fakat düzelmenizi geciktirecektir.
Eğer suçluluk duymanızın hayali değil de haklı nedenleri varsa, bu duyguyu yatıştırmakta en önemli etken olan Tanrı’nın bağışlayıcılığını göz önünde bulundurun. Mukaddes Kitap bize şu güvenceyi veriyor: “Eğer fesatları (hataları, NW) hesaba alırsan, ey Yehova, ya Rab, kim durabilir? Fakat sende aflık vardır” (Mezmur 130:3, 4). Geçmişe geri dönemezsiniz ve hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Bununla birlikte, geçmişte işlediğiniz hataları bağışlamasını Tanrı’dan dileyebilirsiniz. Peki sonra? Eğer Tanrı geçmişteki hatalarınızı bağışlayacağına söz veriyorsa, sizin de kendinizi bağışlamanız gerekmez mi? (Süleyman’ın Meselleri 28:13; 1. Yuhanna 1:9).
Öfkeyle Mücadele Etmek
Ayrıca belki doktorlara, hemşirelere, dostlarınıza, hatta ölen kimseye bir dereceye kadar öfke duyuyor musunuz? Bunun da ölüm karşısında gösterilen genel bir tepki olduğunu bilin. Belki öfkeniz duyduğunuz kedere doğal olarak eşlik ediyor. Bir yazar şöyle söyledi: “Sadece öfkenizin farkında olmakla –onun doğrultusunda davranmakla değil, onu hissettiğinizi bilmekle– yıkıcı etkisinden kurtulabilirsiniz.”
Öfkeyi ifade etmek ya da paylaşmak da yardım edebilir. Nasıl mı? Kuşkusuz, kontrolsüz öfke nöbetleriyle değil. Mukaddes Kitap uzun süreli öfkenin tehlikeli olduğunu söyleyerek bizi uyarır (Süleyman’ın Meselleri 14:29, 30). Fakat anlayışlı bir dostunuzla bu konuda konuşarak rahatlayabilirsiniz. Ayrıca bazıları öfkeli olduklarında sıkı bir egzersiz yapmanın kendilerini rahatlattığını fark etti. (Efesoslular 4:25, 26’ya bakın.)
Duygularınız hakkında açık ve dürüst olmanız önemliyse de, dikkatli konuşmanız da gereklidir. Duygularınızı ifade etmenizle onları başkalarının üzerine adeta boca etmeniz arasında çok fark var. Duyduğunuz öfke ve düş kırıklığı yüzünden başkalarını suçlamanıza gerek yok. Öyle ise duygularınızı açıklarken düşmanca değil, düşünceli şekilde davranın (Süleyman’ın Meselleri 18:21). Şimdi ele alacağımız şey ise, kedere göğüs germekte üstün nitelikte bir yardımdır.
Tanrı’nın Yardımı
Mukaddes Kitap bize şu güvenceyi verir: “RAB yüreği kırık olanlara yakındır, ve ruhu ezilmiş olanları kurtarır” (Mezmur 34:18). Evet, sevdiğiniz birinin ölümüne göğüs germenize diğer her şeyden çok Tanrı ile kurduğunuz ilişki yardım edebilir. Nasıl mı? Buraya kadar sunulan uygulanabilir önerilerin tümü Tanrı’nın Sözü olan Mukaddes Kitaba dayanır ya da onunla uyum içindedir. Bunları uygulamanız kedere göğüs germenize yardım edebilir.
Buna ek olarak, duanın değerini de küçümsemeyin. Mukaddes Kitap bizi ısrarla şöyle teşvik ediyor: “Yükünü RABBE bırak, ve o sana destek olur” (Mezmur 55:22). Duygudaşlık gösteren bir arkadaşınıza hislerinizi açmak size yardım edebiliyorsa da, ‘her tesellinin kaynağı Tanrı’ya’ içinizi dökmeniz size çok daha yardımcı olacak! (2. Korintoslular 1:3).
Kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayan sadece dua değildir. “Duayı işiten,” içtenlikle dileyen hizmetçilerine kutsal ruhu vereceğini vaat ediyor (Mezmur 65:2; Luka 11:13). Tanrı’nın kutsal ruhu, yani faal kuvveti, her gün bir sonraki güne erişmeniz için sizi ‘normalin ötesindeki güçle’ donatabilir (2. Korintoslular 4:7). Unutmayın: Tanrı, ne türden olursa olsun, sadık hizmetçilerinin karşılaşabilecekleri her soruna dayanabilmeleri için yardım edebilir.
Çocuğunu yitiren bir kadın, o sırada duanın kuvvetinin hem kendisine hem de kocasına nasıl yardımcı olduğunu hatırlıyor. “Geceleri evde olduğumuzda, içimizdeki kederle başa çıkamaz duruma geldiğimizde beraberce yüksek sesle dua ediyorduk” diyor. “İlk kez onsuz bir şey yapmak zorunda kaldığımızda –cemaat ibadetine ilk gittiğimizde, büyük ibadete ilk katıldığımızda– kuvvet için dua ediyorduk. Sabahları uyanınca acı gerçeğe dayanamayacakmışız gibi geldiğinde, bize yardım etmesi için Yehova’ya dua ediyorduk. Bazı nedenlerle eve yalnız başıma girmem benim için gerçekten sarsıcı bir olaydı. Bu nedenle, eve her yalnız gelişimde, sakin kalmama yardım etmesi için Yehova’ya dua ediyordum.” Bu sadık kadın dualarının birçok şeyi farklı hale getirdiğine haklı olarak kesinlikle inanıyor. Siz de ısrarla ettiğiniz dualara karşılık olarak, ‘Tanrı’nın her düşünüşün çok üstünde olan barışının Mesih İsa aracılığıyla yüreğinizi ve zihninizi koruduğunu’ görebilirsiniz (Filipililer 4:6, 7; Romalılar 12:12).
Tanrı’nın sağladığı yardım, durumu farklı kılar. İsa’nın bir takipçisi olan elçi Pavlus, Tanrı’nın, ‘tüm sıkıntılarımızda bizi teselli ederek, sıkıntı çeken herkesi teselli edebilmemizi sağladığını’ açıkladı. Gerçi, Tanrı’nın sağladığı yardım acıyı dindirmez, fakat dayanmayı kolaylaştırabilir. Bu, sizin artık ağlamayacağınız veya sevdiğiniz kişiyi unutacağınız anlamına gelmez. Fakat kendinizi toparlayabilirsiniz. Bunu yaptığınızda, başınızdan geçenler sizi, benzer bir kayıpla başa çıkmaya uğraşanlara karşı çok daha anlayışlı ve duygudaş hale getirebilir (2. Korintoslular 1:3, 4).
-
-
Başkaları Nasıl Yardım Edebilir?Sevdiğiniz Biri Öldüğünde
-
-
Başkaları Nasıl Yardım Edebilir?
“YAPABİLECEĞİM bir şey varsa lütfen söyle.” Yakınını yeni yitirmiş bir dostumuza veya akrabamıza çoğumuz bunu söyleriz. Tabii, bunu söylerken samimiyizdir. Yardımı dokunacak herhangi bir şeyi gerçekten yapardık. Fakat yakınını yitiren kişi bizi çağırıp, “bana yardım etmek için yapabileceğin bir şey düşündüm” der mi? Genellikle hayır. Açıkça, kederli kişiye gerçekten yardım etmek ve onu teselli etmek istiyorsak, bizim inisiyatif kullanmamız gerekebilir.
Mukaddes Kitaptaki bir mesel, “Yerinde söylenen söz; oyulmuş gümüşün içinde altın elmalar gibidir” der (Süleyman’ın Meselleri 15:23; 25:11). Söylenecek ve söylenmeyecek şeyleri, yapılacak ve yapılmayacak şeyleri bilmek hikmetliliktir. Aşağıda, sevdiklerini yitiren bazı kimselere yardımcı olan, Kutsal Yazılardan birkaç öneri bulunuyor.
Yapılacak Şeyler . . .
Dinleyin: Yakub 1:19’da “dinlemeye hevesli” olun der. Yapabileceğiniz en büyük yardımlardan biri, yakınını yitiren kişiyi dinleyerek acısını paylaşmaktır. Bazıları ölen kişiden, onun ölümüne neden olan kaza veya hastalıktan söz etmek ya da ölüm olayından bu yana neler hissettikleri hakkında konuşmak ihtiyacı duyabilirler. Bu nedenle kendilerine “O konuda konuşmak istiyor musun?” diye sorun. Bırakın kararı onlar versin. Genç bir adam babasının ölümünü hatırlayarak şöyle diyor: “Başkalarının neler olduğunu sorup sonra can kulağıyla dinlemeleri bana gerçekten yardımcı oldu.” Cevaplar veya çözümler bulmak zorunda olduğunuzu düşünmeden sabırla ve duygudaşça dinleyin. Paylaşmak istedikleri ne ise, onu ifade etmelerine izin verin.
İçlerini rahatlatın: Onları mümkün olan her şeyi (ya da sizin de bildiğiniz doğru ve olumlu şeyleri) yaptıklarına ikna edin. Duydukları üzüntü, öfke, suçluluk veya diğer benzer duyguların olağandışı şeyler sayılamayacağını söyleyerek içlerini rahatlatın. Onlara, benzer şekilde sevdiklerini yitirdikten sonra kendilerini toparlamayı başarmış olan tanıdıklarınızdan bahsedin. Süleyman’ın Meselleri 16:24’te böyle ‘hoş sözlerin’ “kemiklere şifa” olduğunu söylenir (1. Selanikliler 5:11, 14).
Her zaman yardıma hazır olun: Sadece birçok dost ve akrabasının onun yanında bulunduğu o ilk birkaç gün boyunca değil, aylar sonra, diğer kimseler günlük yaşamlarına döndüklerinde de yardıma hazır olun. Bu şekilde “sıkıntı” döneminde arkadaşının yanında olan gerçek bir “dost” olduğunuzu kanıtlayacaksınız (Süleyman’ın Meselleri 17:17). Otomobil kazasında çocuğu ölen Teresea, “arkadaşlarımız evde fazla yalnız kalmamamız için akşamlarımızın dolu olup olmadığından emin olmaya çalıştılar. Bu içimizdeki boşluk duygusuyla başa çıkmamıza yardımcı oldu” diyor. Yıllar sonra bile, evlilik veya ölüm yıldönümü gibi zamanlar hayatta kalanlar için çok stresli dönemler olabilir. Bu tarihleri takviminizde işaretleyip günü gelince gerekirse, o kişilere duygudaşça destek vermek üzere neden yardıma hazır olmayasınız?
Eğer bir şeye ihtiyaç olduğunu fark ederseniz, onların söylemesini beklemeyin; yerinde inisiyatif kullanın
Yerinde inisiyatif kullanın: Yapılması gereken dışarı işleri var mı? Çocuklara bakması için birine gerek duyuluyor mu? Ziyarete gelen dost ve akrabaların kalacak yere ihtiyaçları var mı? Yakınlarını yeni yitirmiş olanlar, çoğu kez öyle şaşkın olurlar ki, ne yapmaları gerektiğini bile bilmezler, bu yüzden başkalarından nasıl yardım isteyebileceklerini de söyleyemezler. Şu halde, bir şeye ihtiyaç olduğunu fark ederseniz, onların söylemesini beklemeyin; siz inisiyatif kullanın. (1. Korintoslular 10:24; 1. Yuhanna 3:17, 18 ile karşılaştırın.) Kocası ölmüş olan bir kadın şunları hatırladı: “Birçokları bana ‘yapabileceğim bir şey varsa, lütfen söyle’ dediler. Fakat bir arkadaşım böyle sormadı. Dosdoğru yatak odasına gitti, kocam öldüğünde kirlenmiş olan yatak çarşaflarını çıkardı, onları yıkayıp ütüledi. Başka bir arkadaşım bir kova, su ve temizlik malzemesi alıp kocamın üzerine kustuğu halıyı sildi. Birkaç hafta sonra, cemaatimizdeki ihtiyarlardan biri iş elbiseleri ve aletleriyle gelip, ‘Tamir edilmesi gereken şeyler olmalı. Neler var?’ diye sordu. Tek menteşesi üzerinde duran kapıyı ve elektrikli bir aleti onaran bu adama karşı ne derin bir minnet duymuştum!” (Yakub 1:27 ile karşılaştırın.)
Konuksever olun: Mukaddes Kitap bize ‘konukseverliği unutmamamızı’ hatırlatır (İbraniler 13:2). Özellikle kederli kimselere karşı konuksever olmayı unutmamalıyız. ‘Her zaman bekleriz’ şeklinde bir davette bulunmaktansa, belirli bir tarih ve saat saptayın. Davetinizi kabul etmezlerse kolay kolay vazgeçmeyin. Nazikçe yapacağınız teşvike ihtiyaçları olabilir. Belki de başkalarının önünde duygularını kontrol edemeyeceklerinden korktukları için davetinizi geri çevirmiş olabilirler. Belki de böyle bir zamanda bir yemek davetini kabul etmek ya da arkadaşlarla biraraya gelmek onlarda suçluluk duygusu uyandırabilir. Mukaddes Kitapta sözü geçen konuksever Lidya’yı hatırlayın. Onun hakkında, Luka, evine davet ettikten sonra “bizi zorladı” diyor (Elçiler 16:15).
Sabırlı ve anlayışlı olun: Yakınlarını yitiren kişilerin o ilk günlerde söyleyebilecekleri sözler sizi fazla şaşırtmasın. Unutmayın, öfke ve suçluluk duyuyor olabilirler. Eğer duygusal patlamaları size yönelirse, onları inciterek karşılık vermemeniz için anlayış ve sabır göstermeniz gerekecek. Mukaddes Kitap “içten şefkat, iyilik, alçakgönüllülük, yumuşak başlılık ve tahammül niteliklerini giyin” öğüdünde bulunur (Koloseliler 3:12, 13).
Bir mektup yazın: Bir mektup ya da kart yazarak başsağlığı dilemenin değeri çoğu kez gözden kaçırılır. Bunun yararı nedir? Annesini kanserden kaybeden Cindy şu yanıtı veriyor: “Bir arkadaşım bana hoş bir mektup yazdı. Onu tekrar tekrar okuyabildim ve bu bana gerçekten yardımcı oldu.” Böyle yüreklendirici bir mektup ya da kart ‘kısacık’ da olsa yüreğinizdekileri ifade etsin (İbraniler 13:22). Ölen kişi için duyduğunuz üzüntüyü, kendisiyle paylaştığınız özel bir anıyı belirtebilirsiniz ya da onun yaşamınızda nasıl bir yeri olduğundan söz edebilirsiniz.
Onlarla dua edin: Yakınlarını yitiren kişilerle birlikte ve onlar için edeceğiniz duaların değerini küçümsemeyin. Mukaddes Kitap, “Doğru bir insanın yakarışının etkisi çok güçlüdür” der (Yakub 5:16). Örneğin, kendileri için dua ettiğinizi işitmeleri, suçluluk gibi olumsuz duygularının yatışmasına yardımcı olabilir. (Yakub 5:13-15 ile karşılaştırın.)
Yapılmayacak Şeyler . . .
Hastanede sadece bulunmanız bile yakınını yitiren kişiyi yüreklendirebilir
Ne söyleyeceğinizi veya ne yapacağınızı bilmediğinizden uzakta durmayın: Kendi kendimize, ‘eminim, şu sıra yalnız kalmaya ihtiyaçları var’ diyebiliriz. Fakat belki de gerçek, yanlış bir şey söylemekten veya yapmaktan korktuğumuzdan onlardan uzak kalmaya çalıştığımızdır. Oysa sevdiği birini yitiren kişinin, arkadaşları, akrabaları veya iman kardeşleri tarafından yalnız bırakılması, onun daha fazla yalnızlık duymasına ve acılarının çoğalmasına yol açar. En şefkatli söz ve hareketlerin çoğu kez en basit olanlar olduğunu unutmayın (Efesoslular 4:32). Sadece orada bulunmanız bile onlar için yüreklendirici olabilir. (Elçiler 28:15 ile karşılaştırın.) Kızının öldüğü günü hatırlayan Teresea şunları diyor: “Bir saat içinde hastanenin lobisi dostlarımızla doldu; bütün ihtiyarlar ve eşleri oradaydı. Hanımların bazılarının saçlarında bigudiler vardı, bazıları da iş kıyafetleriyle gelmişti. İşlerini öylece bırakıp gelmişlerdi. Birçoğu bize ne diyeceklerini bilemediklerini söylediler, fakat bu önemli değildi, önemli olan onların orada olmasıydı.”
Onlara kederi bırakmaları için baskı yapmayın: ‘Artık ağlama’ demek isteyebiliriz. Fakat gözyaşlarının akmasına izin vermek daha iyi olabilir. Katherina, kocasının ölümünü düşündüğünde “Bence sevdiklerini yitirenlerin duygularını ortaya koymalarına ve gerçek anlamda dışa vurmalarına izin vermek önemlidir” diyor. Başkalarına kendilerini nasıl hissetmeleri gerektiğini söyleme eğilimine karşı koyun. Ayrıca, onların acısını deşmemek için sizin de hislerinizi gizlemeniz gerektiğini sanmayın. Bunun yerine, Mukaddes Kitap: “Ağlayanlarla ağlayın” öğüdünü veriyor (Romalılar 12:15).
Onlar buna daha hazır değilken, ölenin giysilerini veya başka kişisel eşyalarını evden uzaklaştırmalarını öğütlemekte acele etmeyin: Kederlerinin hafiflemesini geciktireceğinden hatıraları canlandıran nesneleri evden uzaklaştırmalarının daha iyi olacağını düşünebiliriz. Fakat “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” sözü böyle bir durumda geçerli olamaz. Sevdiği birini yitiren kimse yeni durumu yavaş yavaş kabullenebilir. Mukaddes Kitabın, ata Yakub’un, en küçük oğlu Yusuf’un vahşi bir canavar tarafından parçalandığına inandırıldığında gösterdiği tepkiyi nasıl tarif ettiğini hatırlayın. Yusuf’un kanlı entarisi kendisine verildikten sonra, Yakub “çok günler oğluna yas tuttu. Ve bütün oğulları ile bütün kızları onu teselliye kalktılar; ve teselli edilmek istemedi” (Tekvin 37:31-35).
‘Başka çocuğun olur’ demeyin: Çocuğunu yitiren bir anne, “başka çocuğumun olabileceğini söyleyenlere gücendim” diyor. Onlar bunu iyi niyetle söyleyebilirler, fakat yitirdikleri çocuklarının yerini başka birinin alabileceği sözü acı çeken bir ana babaya ‘kılıç gibi saplanabilir’ (Süleyman’ın Meselleri 12:18). Bir çocuğun yerini asla bir başkası dolduramaz. Neden mi? Çünkü her çocuk eşsizdir.
Ne olursa olsun ölen kişiden söz etmekten kaçınmayın: Bir anne, “Birçok kişi oğlum Jimmy’den hiç söz etmedi, hatta onun ismini bile anmadı” diye hatırlıyor. “Böyle davrandıkları için biraz incinmiş olduğumu itiraf etmeliyim.” Öyle ise, ölenin ismi geçtiğinde mutlaka konuyu değiştirmeyin. Karşınızdakine, o kişi hakkında konuşma ihtiyacı duyup duymadığını sorun. (Eyub 1:18, 19 ve 10:1 ile karşılaştırın.) Bir yakınlarını kaybeden bazı kişiler, ölen kişinin kendisini sevdirten özel niteliklerini dostlarının ağzından duymayı takdirle karşılarlar. (Elçiler 9:36-39 ile karşılaştırın.)
‘En iyisi buydu’ demekte fazla acele etmeyin: O kişinin ölümünde olumlu bir yön bulmaya çalışmak, kederli ve ‘morali bozuk olanları yüreklendirmeye’ yaramaz (1. Selanikliler 5:14). Annesinin ölümü sırasında olanları hatırlayan genç bir kadın şunları dedi: “Başkaları bana, ‘Artık acı çekmiyor’ ya da ‘En sonunda huzura kavuştu’ gibi şeyler söyledi. Fakat ben bu sözleri duymak istemiyordum.” Bu gibi yorumlar hayatta kalanlara üzüntü duymamaları gerektiğini veya onu yitirmelerinin önemli olmadığını ima edebilir. Oysa onlar, sevdikleri kimsenin yokluğunu derinden hissettiklerinden büyük üzüntü içinde olabilirler.
‘Neler hissettiğini biliyorum’ dememek daha iyi olabilir: Gerçekten biliyor musunuz? Örneğin, eğer böyle bir acı sizin başınıza gelmediyse, çocuğu ölen ana babanın neler hissettiğini bilmenize olanak var mı? Hatta başınıza geldiyse bile, başkalarının sizin hissettiğinizin aynını hissetmeyeceğinin de bilincinde olun. (Yeremya’nın Mersiyeleri 1:12 ile karşılaştırın.) Öte yandan, eğer uygunsa, sevdiğiniz birini yitirdikten sonra sizin kendinizi nasıl toparladığınızı anlatmanız yararlı olabilir. Kızı öldürülmüş olan bir kadın, kızı ölmüş olan başka bir anne kendisine yaşamının nasıl normale döndüğünü anlattığında, güvenini yeniden kazandığını fark etti. “Ölen kızın annesi, ‘Neler hissettiğini biliyorum’ diyerek söze başlamadı. Sadece, kendisinin neler hissettiğini anlatarak bana da anlatma fırsatı verdi.”
Yakınını kaybeden kişiye yardım etmek şefkat, ayırt etme yeteneği ve çok sevgi göstermenizi talep eder. O kişinin size gelmesini beklemeyin. Ona sadece “Yapabileceğim bir şey varsa . . .” demeyin. Yapabileceğiniz “şeyi” kendiniz bulun ve sonra yerinde inisiyatif kullanın.
Birkaç soru daha kaldı: Mukaddes Kitaptaki dirilme ümidi hakkında ne denebilir? Bu sizin için ve ölmüş olan sevdiğiniz kişi için ne anlama gelebilir? Onun gerçek bir ümit olduğundan nasıl emin olabiliriz?
-