-
Yaşayan GezegenUyanış!—2009 | Şubat
-
-
Yaşayan Gezegen
DÜNYA inanılmaz sayıda ve çeşitte canlı organizmaya ev sahipliği yapar, türlerin sayısı milyonları bulabilir. Toprakta, havada ve suda varlığını sürdüren bu yaşam türlerinin çoğu çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Örneğin sadece 1 gram toprakta, tüm mikroorganizmaların toplam sayısı bir tarafa, 10.000 bakteri türü barınıyor. Hatta yerin 3 kilometre altında bile yaşayan türler var!
Atmosfer de yaşam türleriyle dolu ve bunlar arasında sadece kuşlar, yarasalar ve böcekler yok. Bunların yanında, mevsime bağlı olarak havada polenler ve başka sporlar, tohumlar ve bazı bölgelerde binlerce farklı mikroorganizma türü bulunuyor. Scientific American dergisi, “bu durum havadaki mikroorganizma çeşitliliğiyle karadakini eşit duruma getiriyor” diyor.
Bu arada okyanuslardaki yaşam hâlâ büyük ölçüde bir sır, çünkü bilim insanlarının denizin derinliklerini araştırabilmesi için genelde pahalı bir teknoloji kullanması gerekiyor. Nispeten kolay ulaşılabilen ve kapsamlı şekilde araştırılmış mercan resifleri bile henüz bilinmeyen milyonlarca türü barındırıyor olabilir.
Ancak şunu biliyoruz; Dünya öyle çok canlı barındırıyor ki, yaşam gezegenin kimyasal özelliklerini, özellikle de biyosferi, yani canlıların bulunduğu kısmı değiştiriyor. Örneğin okyanusları ele alalım. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi tarafından yayımlanan bir raporda, deniz kabuklarının ve mercanların yapısındaki kalsiyum karbonatın, tıpkı “midedeki bir asit giderici gibi” suyun kimyasal yapısının sabit kalmasına yardım ettiği belirtildi. Bitkiler ve bitkisel planktonlar (göl ve okyanus yüzeylerine yakın yerlerde yaşayan tek hücreli suyosunları) sudaki ve havadaki karbondioksit ve oksijen seviyelerinin düzenlenmesine yardım eder. Topraktaysa bakteri ve mantarlar, maddelerin çürümesini sağlayarak onları bitkilerin özümseyebileceği besinler haline getirir. Dünya gerçekten de yaşayan bir gezegendir.
Evet Dünya’daki yaşamın varlığını çeşitli alanlardaki ince ayarlara borçluyuz ve bunların bazıları 20. yüzyıla dek tam olarak anlaşılamamıştır. İnce ayarın bulunduğu alanlar arasında şunlar vardır:
1. Dünya’nın Samanyolu Gökadası ve güneş sistemindeki yeri, gezegenimizin yörüngesi, eğimi, dönüş hızı ve Ay
2. İki taraflı kalkan görevi gören bir manyetik alan ile atmosfer
3. Bol miktarda su bulunması
4. Biyosferi onarıp temizleyen doğal çevrimler
Bu konuları ele alan sonraki makaleleri okurken kendinize şöyle sorun: “Dünya’nın özellikleri kör bir rastlantı eseri mi yoksa akıllı bir tasarım ürünü mü? Eğer ikincisi doğruysa Yaratıcının dünyayı yaratmaktaki amacı neydi?” Son soru bu dizinin son makalesinde ele alınacak.
[Sayfa 3’teki çerçeve]
‘TANRI’YI BU İŞE KARIŞTIRAMAYIZ’
Doğa, zekânın rol oynamadığı bir rastlantı ürünü olamayacak kadar iyi tasarlanmıştır, fakat bu yöndeki tüm kanıtlara rağmen, birçok bilim insanı bir Yaratıcının varlığına inanmayı reddediyor. Evrimci Richard C. Lewontin’e göre, ateist görüşteki kişilerin dünyanın var oluşu hakkında “maddeciliğe dayalı bir açıklamayı kabul etmelerinde” bilim zorlayıcı bir etken değildir.a Asıl etken onların “en başından maddeciliği benimsemiş olmaları” ve “olaylara maddeci açıklamalar getirecek bir dizi kavram üretmeye” kararlı olmalarıdır. Lewontin, genel olarak bilim insanları adına şunları söyledi: “Söz konusu maddecilik mutlaktır, bu nedenle Tanrı’yı bu işe kesinlikle karıştıramayız.”
Kanıtlar çarpıcı şekilde bir Yaratıcının varlığına dikkat çekerken böyle dogmatik bir düşünce tarzı izlemek akla yatkın mı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? (Romalılar 1:20).
-
-
Dünya’nın Kusursuz “Adresi”Uyanış!—2009 | Şubat
-
-
Dünya’nın Kusursuz “Adresi”
ADRESİMİZİ verirken yaşadığımız ülkenin, şehrin ve sokağın adını yazarız. Bunu şöyle bir örneğe uyarlayalım: Dünya’nın “ülkesi” Samanyolu Gökadası olsun, “şehri” güneş sistemi, yani güneş ve ona bağlı gezegenler, “sokağı” da güneş sistemindeki yörüngesi olsun. Astronomi ve fizik alanındaki gelişmeler sayesinde bilim insanları, Dünyamızın evrende bulunduğu, “nokta” kadar olan yerin avantajları hakkında büyük bir anlayış kazandı.
İlk olarak “şehrimiz”, yani güneş sistemimiz, Samanyolu’nun birçok bilim insanı tarafından galaktik yaşanabilirlik kuşağı olarak tanımlanan kısmında bulunuyor. Bu kuşak gökadanın merkezinden yaklaşık 28.000 ışık yılı uzaklıktadır ve orada yaşam için gerekli kimyasal elementler tam doğru oranda bulunur. Biraz daha uzaktaki bölgede yeterince element yoktur, biraz yakındaki bölgeyse fazla tehlikelidir çünkü orada ölümcül oranda radyasyon ve başka etkenler bulunması riski çok daha yüksektir. Scientific American dergisi, “olabilecek en iyi yerde yaşıyoruz” diye yazdı.
İdeal “Sokak”
“Şehrimiz” olan Güneş sistemindeki en iyi “sokak” yani yörünge, Dünya’nınkidir. Güneşten yaklaşık 150 milyon kilometre uzakta olan bu yörünge, bilim insanlarının deyimiyle bir yıldızın çevresindeki yaşanabilir kuşakta yer alır ve burada canlılar ne donar ne de kavrulur. Dahası Dünya’nın neredeyse bir daire şeklinde olan rotası sayesinde, Güneş’le Dünya arasındaki mesafe yıl boyunca hemen hemen hep aynı kalır.
Bunun yanında Güneş de kusursuz bir “santraldir.” İstikrarlı çalışır, ideal büyüklüktedir ve tam gerekli miktarda enerji yayar. Güneş yerinde olarak “çok özel bir yıldız” olarak adlandırılmıştır.
Kusursuz Komşu
Dünya için bir “kapı komşusu” seçmek isteseydiniz Ay’dan iyisini bulamazdınız. Ay’ın çapı Dünya’nınkinin dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla güneş sistemimizdeki başka uydularla karşılaştırıldığında Ay, yörüngesinde olduğu gezegene oranla oldukça büyük bir uydudur. Fakat bu bir tesadüf değil.
Böyle olmasının bir nedeni Ay’ın gezegenin ekolojisinde yaşamsal bir rol oynayan gelgitleri sağlayan ana etken olmasıdır. Üstelik Ay, Dünya’nın sabit dönme eksenini korumasına katkıda bulunur. Dünya için biçilmiş kaftan olan Ay olmasaydı Dünyamız dönen bir topaç gibi savrulur hatta belki de yan yatar ve o şekilde olduğu yerde dönüp dururdu. Bunun sonucunda iklimlerde, gelgitlerde ve başka alanlarda meydana gelen değişimler korkunç olurdu.
Dünyanın Kusursuz Eğimi ve Dönüşü
Dünyanın 23,5 derece eğik olması, yıllık mevsim döngüsünü oluşturur, sıcaklıkları düzenler ve çok çeşitli iklim kuşaklarının oluşmasını sağlar. Bir kaynak şöyle yazdı: “Anlaşılan gezegenimizin eksen eğikliği ‘dört dörtlüktür’” (Rare Earth—Why Complex Life Is Uncommon in the Universe).
Ayrıca dünyanın kendi çevresinde dönüşü, gece ve gündüzlerin çok uygun bir uzunlukta olmasını da sağlar. Dönüş süresi şimdikinden çok daha uzun olsaydı dünyanın güneşe bakan tarafı kavrulur diğer tarafı ise donardı. Öte yandan, günler şimdikinden belki birkaç saat daha kısa olsaydı dünyanın hızlı dönmesi, fırtına şiddetinde sert rüzgârlara neden olabilir ve başka olumsuz sonuçlar doğurabilirdi.
Evet, “adresinden” tutun, dönüş hızına ve komşusu Ay’a kadar, gezegenimizle ilgili her şey hikmetli bir Yaratıcı tarafından yapılan tasarımın kanıtıdır.a Fizikçi ve evrimci Paul Davies şunları söylüyor: “Evrenin büyüklüğü, görkemi, uyumu, zevkli tarzı ve dahice işleyişi, tanrıtanımaz bilim insanlarını bile şaire dönüştürür.”
Böyle dahice bir sistem rastlantı eseri olabilir mi, yoksa amacı olan bir tasarımı mı yansıtır? Dünya’daki yaşamı uzaydan gelecek tehditlerden koruyan olağanüstü iki koruyucuya değinen sonraki kısa makaleyi okurken lütfen bu soru üzerinde düşünün.
[Dipnot]
a Maddeyi kontrol eden şu dört temel kuvvetin bir bütün olarak evrenin var oluşunda yaşamsal bir rolü vardır: kütleçekimi, elektromanyetik kuvvet, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler. Tüm bunlar olağanüstü bir ince ayarla hareket eder. (Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanan Sizinle İlgilenen Bir Yaratıcı Var mı? kitabının 2. bölümüne bakın.)
[Sayfa 5’teki çerçeve]
MERMİDEN DAHA HIZLI GİDİYORSUNUZ!
Bu çerçeveyi okuyup bitirinceye kadar farkına bile varmadan binlerce kilometre yol katetmiş olacaksınız! Şöyle açıklayalım:
Dünyanın çevresi 40.000 kilometredir ve gezegenimiz her 24 saatte bir, kendi çevresinde bir kez döner. Dolayısıyla ekvatorda ya da o civarda duran biri, saatte 1.600 kilometre hızla hareket etmiş olur. (Tabii kutuplar tek bir nokta üzerinde döner.)
Ayrıca Dünya Güneş’in etrafında saniyede 30 kilometre hızla dönerken, tüm güneş sistemi Samanyolu merkezinin çevresinde saniyede 249 kilometre hızla dönerek inanılmaz bir hız yapar. Karşılaştırma yapmak gerekirse, bir merminin hızı saniyede 1,5 kilometre bile değildir.
[Sayfa 4’teki resim tanıtım notu]
Samanyolu: NASA/JPL/Caltech
[Sayfa 5’teki resim tanıtım notu]
Dünya: NASA/Visible Earth imagery
-
-
Dünya’nın Dinamik KalkanlarıUyanış!—2009 | Şubat
-
-
Dünya’nın Dinamik Kalkanları
UZAY, öldürücü radyasyon ve göktaşlarıyla dolu tehlikeli bir yerdir. Fakat görünüşe bakılırsa mavi gezegenimiz bu devasa “atış poligonunda” yol alırken oldukça az zarar görür. Çünkü Dünya olağanüstü zırhlarla korunuyor: güçlü bir manyetik alan ve özel yapım bir atmosfer.
Dünya’nın manyetik alanı gezegenin en iç kesiminde oluşup uzayın derinliklerine doğru uzanarak, manyetosfer adı verilen görünmez bir kalkan meydana getirir (sağda). Bu kalkan, kozmik ışınımın tüm gücünün bize ulaşmasını önler ve bizi Güneş’in yarattığı tehlikelerden korur. Bu tehlikeler arasında, enerji yüklü parçacıkların sürekli akışı olan Güneş rüzgârı, birkaç dakika içinde milyarlarca hidrojen bombasının patlamasına denk bir enerji açığa çıkaran Güneş püskürmeleri ve Güneş tacından (korona) uzaya milyarlarca ton parçacık saçılmasına neden olan koronal kütle atımları (CME) vardır. Hem Güneş püskürmeleri hem de CME’ler güçlü kutup ışıklarını (sağ alt), yani Dünya’nın manyetik kutuplarına yakın yerlerde, üst atmosferde görülen renkli ışık olaylarını oluşturur.
Dünya’nın atmosferi ek bir koruma sağlar. Atmosferin üst katmanlarından biri olan stratosfer, ozon adı verilen bir tür oksijen içerir. Ozon tabakası gelen ultraviyole (UV) ışınlarının yüzde 99’unu emer. Bu sayede insandan planktona kadar birçok yaşam türünü tehlikeli ışınlardan korur. Stratosferdeki ozon miktarının sabit olmamakla birlikte, ultraviyole ışınının yoğunluğuyla doğru orantılı olması ilginçtir. Bu da ozonu dinamik ve etkili bir kalkan yapar.
Ayrıca atmosfer her gün bizi, irili ufaklı milyonlarca göktaşının bombardımanından da korur. Neyse ki bunların çoğu atmosferde yanarak yıldız kayması olarak adlandırılan ışık parlamalarına dönüşür.
Dünya’nın kalkanları yaşam için gerekli olan ısı ve görünür ışık gibi ışınları engellemez. Hatta atmosfer, ısının yeryüzü üzerinde dağılmasına da yardımcı olur ve geceleri tıpkı bir battaniye görevi görüp ısı kaybını yavaşlatır.
Dünya’nın atmosferi ve manyetik alanı, hâlâ tam olarak anlaşılmayan bir tasarımın şaşırtıcı ürünleridir. Aynı şey Dünya’nın başka bir özelliği için de söylenebilir: Dünya’da sıvı halde bulunan suyun bolluğu.
-
-
Yaşamsal SıvıUyanış!—2009 | Şubat
-
-
Yaşamsal Sıvı
SUYLA ilgili her şeyi bilmiyoruz. Aslında su bir sırdır; hem basittir hem de karmaşık. Her su molekülü, ikisi hidrojen ve biri oksijen olmak üzere sadece üç atomdan oluşur. Fakat bilim insanları su moleküllerinin işleyişini hâlâ tam olarak anlayabilmiş değil. Ancak tüm canlıların ağırlığının yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan suyun yaşam için vazgeçilmez olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu olağanüstü maddenin sadece beş özelliğine bakalım.
1. Su, büyük miktarda ısı enerjisini, sıcaklığında önemli bir artış olmadan tutabilir. Bu da iklim koşullarının dengelenmesine yardımcı olur.
2. Su donunca genleşir ve bu sayede buz suyun üstünde kalarak yalıtkan bir tabaka oluşturur. Diğer maddeler gibi suyun da donunca yoğunluğu artsaydı göller, nehirler ve denizler dipten yüzeye kadar donarak içlerindeki her şeyi buza gömerdi.
3. Su alabildiğine saydamdır, bu sayede ışığa bağımlı organizmalar çok derin sularda yaşayabilir.
4. Su molekülleri arasındaki kohezyon kuvveti onları birbirine çekerek yüzey gerilimi oluşturur, bu da suyun üzerinde âdeta esnek bir tabaka yaratır. Yüzey gerilimi böceklerin su üzerinde koşabilmesini veya suyun damlalar haline gelebilmesini sağlar. Ayrıca suyun en uzun bitkilerin bile uçlarına kadar ulaşabilmesini sağlayan kılcal etkinin oluşumuna katkıda bulunur.
5. Su bilinen en iyi çözücüdür. Oksijen, karbondioksit, tuzlar, mineraller ve başka yaşamsal maddeleri çözelti halinde taşıyabilir.
Dünya’nın “Kliması” İçin Çok Önemli
Dünya’nın yaklaşık yüzde 70’ini kaplayan okyanuslar iklim düzeninde önemli bir rol oynar. Aslında okyanuslar ve atmosfer neredeyse bir bütündür; rüzgâr ve dalgalar yoluyla sürekli ısı, su, gaz ve hareket (momentum) alışverişini sağlarlar. Ayrıca Güneş’ten gelen ısının Tropikal kuşaklardan kutuplara gitmesini sağlayarak dünyanın sıcaklığını düzenlerler. Aslında çoğu organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için sıcaklıkların suyun sıvı halde kalmasını sağlayacak aralıklarda seyretmesi şarttır. Bir kaynak, “Gördüğümüz kadarıyla Dünya’daki koşullar dört dörtlük” diyor (Rare Earth—Why Complex Life Is Uncommon in the Universe).
Elbette Dünya bir neden değil, sonuçtur. Fakat bu sonucun nedeni rastlantılar mıydı yoksa zekâ sahibi sevgi dolu bir Yaratıcı mı? Kutsal Kitap ikincisinin doğru olduğunu söylüyor (Elçiler 14:15-17). Sonraki makalede Kutsal Kitabın görüşünü destekleyen başka kanıtlar görmek için gezegenimizin temiz ve sağlıklı kalmasını sağlayan şaşırtıcı çevrimleri ele alacağız.
-
-
Yaşamsal ÇevrimlerUyanış!—2009 | Şubat
-
-
Yaşamsal Çevrimler
BİR kentin temiz hava ve su kaynakları kesilir ve kanalizasyonu tıkanırsa, çok geçmeden hastalık ve ölüm olayları görülmeye başlar. Fakat bizim gezegenimiz temiz hava ve suyun uzaydan getirilmediği ve atık maddelerin uzaya atılmadığı kapalı devre bir sistemdir. O halde Dünya’nın biyosferi nasıl sağlıklı ve yaşanabilir durumda kalabiliyor? Su, karbon, oksijen ve azot çevrimleri gibi doğal çevrimler sayesinde. Şimdi bu çevrimleri basit bir anlatımla görelim.
Su çevrimi (hidrolik çevrim) üç aşamalıdır. 1. Güneş enerjisi suyu buharlaştırarak atmosfere çıkarır. 2. Bu saflaşmış suyun yoğunlaşmasıyla bulutlar oluşur. 3. Bulutlar da yağmur, dolu, sulu kar veya kar oluşturur ve bunların yere düşmesiyle çevrim tamamlanır. Bu şekilde çevrimden geçen yıllık su miktarı nedir? Bazı tahminlere göre, tüm gezegeni 1 metre suyla kaplayacak kadar.
2
← ◯
↓ 3 ↑
↓ 1 ↑
↓ ↑
→ →
→
Karbon ve oksijen çevrimleri iki temel süreçten oluşur: fotosentez ve solunum.a Fotosentezde güneş ışığı, karbondioksit ve sudan yararlanılarak karbonhidrat ve oksijen üretilir. Hayvanlarda ve insanlardaki solunumda ise karbonhidrat ve oksijen birleştirilip enerji, karbondioksit ve su üretilir. Dolayısıyla bir çevrimin çıktısı diğerinin girdisidir ve tüm bunlar temiz, verimli ve sessiz şekilde gerçekleşir.
Oksijen
←
← ←
↓ ↑
↓ ↑
↓ ↑
→ →
→
Karbondioksit
Azot çevrimi aminoasitlerin, proteinlerin ve başka organik moleküllerin üretimi açısından çok önemlidir. A. Şimşeğin ve bakterilerin atmosferdeki azotu bitkilerin özümseyebileceği bileşiklere dönüştürmesiyle çevrim başlar. B. Bitkiler de bu bileşikleri organik moleküllere dahil ederler. Böylece bitkileri yiyen hayvanlar azot da almış olur. C. Bitki ve hayvanlar öldüklerinde, başka bir bakteri grubu azot bileşiklerini çözerek azotun tekrar toprağa ve atmosfere geri dönmesini sağlar.
← ← ← ← ← ← ← ← ← ←
↓ ↑
↓ Atmosferde %78 ↑
↓ oranında azot bulunur ↑
↓ ↑
↓ ↓ Organik ↑
↓ A ↓ moleküller ↑
↓ Bakteriler ↓ B ↑ ↓ C ↑
→ Azot bileşikleri Bakteriler →
→ → →
Kusursuz Bir Geri Dönüşüm!
Şunu düşünün: İnsanlar sahip oldukları teknoloji nedeniyle her yıl geri dönüştürülemeyen tonlarca zehirli atık üretiyor. Fakat dünya dahice bir kimya mühendisliği yoluyla tüm atıklarını kusursuz şekilde geri dönüştürüyor. Din ve bilim konularında yazılar yazan M. A. Corey bu çevresel uyumun “sırf tesadüfen meydana gelen süreçlerle gerçekleşemeyeceğini” söyledi.
Kutsal Kitap bunu gerçekten hak eden Kişiyi yücelterek şöyle der: “İşlerin ne çok, ey Yehova! Onların hepsini hikmetle yaptın” (Mezmur 104:24). Bu hikmet insanlığa özel bir şekilde yansıyor.
[Dipnot]
a Doğal çevrimlerin bazıları birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Örneğin oksijen karbondioksitte, karbonhidratlarda ve suda bulunduğu için hem karbon hem de su çevriminde yer alır.
-