-
Cennet Gerçekten Hayatın Başladığı Yer mi?Gözcü Kulesi—2011 | 1 Ocak
-
-
Cennet Gerçekten Hayatın Başladığı Yer mi?
BİR bahçede olduğunuzu hayal edin. Stresli ve koşuşturmalı şehir yaşamının gürültüsünden eser yok. Bu uçsuz bucaksız bahçede huzuru bozan hiçbir şey yok. Daha da güzeli, zihniniz bütün kaygılardan arınmış, ne bir hastalığınız var, ne alerjiniz, ne de ağrınız. Öyle rahatsınız ki kendinizi tamamen bu güzel bahçenin havasına kaptırıyorsunuz.
Rengârenk çiçekleri, derenin üzerine vuran pırıl pırıl gün ışığını, ağaçların ve çimenlerin değişen ışıkla nasıl binbir tonda yeşile boyandığını doya doya seyrediyorsunuz. Rüzgârın yüzünüzü hafifçe okşadığını hissediyor, getirdiği hoş kokuları duyuyorsunuz. Kulaklarınıza yaprakların hışırtısı, kayaların üzerinden akan suyun şırıltısı, kuşların cıvıltısı ve hamarat böceklerin türküsü geliyor. Bunları hayal edince “Keşke öyle bir yerde olsaydım” demiyor musunuz?
Dünyanın her yerinde insanlar, hayatın böyle bir yerde başladığına inanıyor. Yüzlerce yıldır Yahudilere, Hıristiyanlara ve Müslümanlara Tanrı’nın Âdem ve Havva’yı Aden bahçesine yerleştirdiği öğretiliyor. Kutsal Kitap ilk insan çiftinin huzurlu ve mutlu olduğunu anlatır. Kendi aralarında barış vardı, hayvanlarla barış içindeydiler ve onlara güzel bir ortamda sonsuza dek yaşama fırsatı veren Tanrı’yla da barış içindeydiler (Başlangıç 2:15-24).
Hinduların da geçmişte bir cennet olduğunu anlatan öğretileri vardır. Budistler büyük ruhani liderlerin ya da Buda’ların dünyanın bir cennet gibi olduğu altın çağlarda ortaya çıktığına inanırlar. Afrika’daki sayısız dinde de Âdem ve Havva’nınkine çok benzeyen hikâyeler anlatılıyor.
Evet, dünyadaki birçok din ve inanç eskiden cennet diye bir yer olduğundan bahseder. Bir yazar şöyle diyor: “Birçok toplum tarihin başlangıcında bir cennet bahçesi olduğuna, orada kusursuzluğun, özgürlüğün, barışın, mutluluğun, bereketin hüküm sürdüğüne; baskı, gerginlik ve anlaşmazlıkların olmadığına inanır. . . . . Bu inanç nedeniyle genel olarak insanlarda, kaybedilen fakat unutulmayan cennete dair ortak bir özlem ve ona yeniden kavuşma arzusu vardır.”
Tüm bu hikâye ve inançlar aynı kaynaktan doğmuş olabilir mi? İnsanlığın “ortak” özlemi gerçek bir olayın iziyle şekillenmiş olabilir mi? Geçmişte gerçekten de Aden diye bir cennet bahçesi, Âdem ve Havva diye iki insan var mıydı?
Bu anlatılanlara şüpheyle bakanlar cennet inancını akılsızca buluyor. Bilim çağında yaşadığımızdan birçok insan böyle kayıtların masal ya da efsane olduğunu düşünüyor. İlginçtir ki, cennet inancına şüpheyle bakanlar arasında dindar insanlar da var. Birçok din adamı Aden bahçesinin gerçekte hiçbir zaman var olmadığını savunuyor. Bu kaydın sembolik olduğunu, efsane olduğunu ya da sadece insanları eğitme amacı güden bir hikâye olduğunu söylüyorlar.
Tabii Kutsal Kitapta insanları eğitme amacıyla anlatılan hikâyeler var. İsa peygamber de birçok eğitici hikâye anlatmıştı. Ancak Kutsal Kitabın Aden bahçesi hakkında anlattığı hikâye değil, net ve sade bir tarihsel kayıttır. Kutsal Kitapta anlatılan olaylar gerçekte hiçbir zaman olmadıysa Kutsal Kitabın geri kalan kısmına nasıl güvenebiliriz? Şimdi bazı insanların Aden bahçesiyle ilgili kayda neden şüpheyle yaklaştığını ve onların görüşlerinin akla yatkın olup olmadığını inceleyelim. Ardından da bu kaydın neden her birimizi yakından ilgilendirdiğini görelim.
-
-
Cennet Bahçesi Gerçekten Var mıydı?Gözcü Kulesi—2011 | 1 Ocak
-
-
Cennet Bahçesi Gerçekten Var mıydı?
ÂDEM ve Havva’yla ilgili cennette geçen hikâyeyi herhalde biliyorsunuzdur. Bu hikâyeyi bilmeyen pek yoktur. Bu olayı yerinden okumak isterseniz, Kutsal Kitabın en başında yer alan Başlangıç 1:26–3:24’teki kaydı okuyabilirsiniz. Hikâye özetle şöyle:
Yehova Tanrıa topraktan bir adam yapar, adını Âdem koyar ve onu Aden denilen bölgede bir bahçeye yerleştirir. Bu bahçeyi bizzat Tanrı düzenlemiştir. Zengin su kaynaklarına sahip bu bahçe güzel meyve ağaçlarıyla doludur. Bahçenin ortasında “iyiyi kötüyü bilme ağacı” vardır. Tanrı insanların bu ağacın meyvesinden yemesini yasaklar ve bu emri çiğnedikleri takdirde öleceklerini söyler. Bir süre sonra Yehova, Âdem’in bir kaburgasından ona eşlik edecek birini, Havva’yı yaratır. Onlara bahçeye bakma görevi verir ve çoğalıp dünyayı doldurmalarını söyler.
Havva’nın yalnız olduğu bir sırada bir yılan onunla konuşur. Tanrı’nın ona yalan söylediğini ve Tanrı gibi olmasını sağlayacak güzel bir şeyi ondan esirgediğini iddia ederek Havva’yı yasak meyveyi yemesi için kışkırtır. Havva yılana kanıp yasak meyveden yer. Daha sonra Âdem de ona katılıp Tanrı’ya itaatsizlik eder. Bunun üzerine Yehova Âdem’e, Havva’ya ve yılana bu davranışlarının cezasının ne olacağını bildirir. İnsanları cennet bahçesinden kovduktan sonra bahçeye girmesinler diye girişe melekler yerleştirir.
Kutsal Kitapta yer alan Başlangıç kaydında anlatılan bu olayın doğru ve tarihsel bir kayıt olduğunu savunmak bir zamanlar bilginler, aydınlar ve tarihçiler arasında yaygındı. Bugünlerdeyse tüm bunlara şüpheyle yaklaşmak moda. Peki insanlar Başlangıç kaydında Âdem, Havva ve Aden bahçesiyle ilgili anlatılanların doğruluğundan neden şüphe ediyor? İnsanların bu konuda sıkça dile getirdiği dört temel itirazı ele alalım.
1. Aden bahçesi gerçek bir yer miydi?
Bu konuda neden şüpheler var? Felsefe bunda bir rol oynamış olabilir. İlahiyatçılar yüzyıllarca, Tanrı’nın bahçesinin bir yerlerde halen var olduğunu ileri sürdü. Ancak Hıristiyan Âlemi dünyadaki hiçbir şeyin kusursuz olamayacağını savunan Platon ve Aristoteles gibi Yunan filozoflardan etkilendi. Onlara göre sadece gökte kusursuzluk olabilirdi. Dolayısıyla ilahiyatçılar da ilk cennetin göğe yakın bir yerde olması gerektiği sonucuna vardı.b Kimi bu bahçenin çok yüksek bir dağın tepesinde, kusurlu dünyadan etkilenmeyecek kadar uzaklarda olduğunu, kimi Kuzey ya da Güney Kutbu’nda olduğunu, kimi de Ay’da ya da Ay’ın yakınlarında olduğunu ileri sürdü. Dolayısıyla cennet kavramının masalsı bir havaya bürünmesine şaşmamak gerek. Bazı modern bilginler cennet bahçesinin nerede olduğunu düşünmeye değmeyeceği görüşünde, çünkü onlar böyle bir yerin gerçekte hiçbir zaman var olmadığını ileri sürüyor.
Ancak Kutsal Kitabın cennetle ilgili anlattıkları bunlardan farklıdır. Başlangıç 2:8-14’te bu bahçeyle ilgili bazı detaylar yer alır. Bahçe Aden diye adlandırılan bölgenin doğusundadır. Bahçeyi sulayan bir ırmak vardır ve dört kola bölünür. Dört ırmağın da ismi verilir ve geçtikleri yerlerden kısaca söz edilir. Bu ayrıntılar uzun zaman boyunca bilginlerin işini zorlaştırdı çünkü birçok bilgin Kutsal Kitaptaki bu kaydı inceleyerek bu eski bahçenin nerede olduğunu saptamak için ipuçları bulmaya çalıştı. Ancak birbiriyle çelişen sayısız fikir ortaya atıldı. Bu durum Aden bölgesi, bahçe ve ırmaklarla ilgili coğrafi anlatımın yanlış ya da efsanevi olduğunu mu gösterir?
Şöyle düşünün: Aden bahçesindeki olaylar bundan yaklaşık 6.000 yıl önce meydana geldi. Bu olayları kaleme alan Musa peygamber sözlü anlatımlardan ya da çok eskiden kalma yazılı belgelerden yararlanmış olabilir. Yine de Musa bunları yazdığı sırada olayların üzerinden yaklaşık 2.500 yıl geçmişti. O zaman bile cennet bahçesi çoktan tarih olmuştu. Şimdi şunu düşünelim, belli bir bölgenin yerini gösteren ırmak gibi yüzey şekillerinin onlarca yüzyıl içinde değişmesi mümkün mü? Yerkabuğu hareketli bir yapıya sahiptir. Muhtemelen Aden’i de içine alan bölge, dünyada meydana gelen en büyük depremlerin yüzde 17’sinin gerçekleştiği deprem kuşağında yer alıyor. Böyle yerlerde değişim kaçınılmazdır. Üstelik Nuh peygamberin zamanında meydana gelen Tufan da yüzey şekillerinde bugün tam olarak bilemeyeceğimiz bir değişime neden olmuş olabilir.c
Ama bildiğimiz bazı şeyler var: Başlangıç kaydı cennet bahçesinden gerçek bir yer olarak söz eder. Değinilen dört ırmaktan ikisi, Fırat ve Dicle (İbranice, Hiddekel) bugün hâlâ varlığını sürdürüyor ve beslendikleri su kaynaklarından bazıları birbirine çok yakın. Kayıt bu ırmakların geçtiği yerleri sayar ve bu bölgede iyi bilinen yeraltı kaynaklarını da söyler. Bu detaylar bu kaydın ilk okurları olan eski İsrail halkı için bir anlam ifade ediyordu.
Masal ve efsanelerin anlatımında böyle detaylar var mıdır? Yoksa kesin bilgiler veren açık anlatımlardan kaçınılır mı? Masallar genellikle olayın belirsiz bir zamanda, belirsiz bir yerde geçtiğini belirten “Bir varmış bir yokmuş . . .” ya da “Evvel zaman içinde . . .” gibi sözlerle başlar. Oysa tarih kayıtları çoğunlukla önemli detaylar verir, tıpkı Aden bahçesiyle ilgili kayıtta olduğu gibi.
2. Tanrı’nın Âdem’i topraktan, Havva’yı da Âdem’in bir kaburga kemiğinden yaratmış olması gerçekçi mi?
Modern bilim, insan vücudunun, tümü toprakta da bulunan hidrojen, oksijen ve karbon gibi çeşitli elementlerden oluştuğunu doğruluyor. Peki ama bu elementler nasıl oldu da bir canlının içinde bir araya geldi?
Birçok bilim insanı yaşamın kendi kendine meydana geldiğini, çok basit bir yaşam biçimi olarak başlayıp milyonlarca yıl içinde aşamalı olarak karmaşık bir yaşam biçimine dönüştüğünü ileri sürüyor. Ancak “basit” kelimesi yanıltıcı olabilir, çünkü tüm canlılar, hatta tek hücreli mikroskobik organizmalar bile aslında olağanüstü karmaşık canlılardır. Herhangi bir yaşam türünün tesadüfen meydana geldiğini ya da gelebileceğini gösteren hiçbir kanıt yoktur. Tersine tüm canlılarda, bizimkinden çok daha üstün bir zekânın ürünü olan tasarımın şaşmaz kanıtları görülürd (Romalılar 1:20).
Muhteşem bir senfoni dinlediğinizde, olağanüstü bir tabloyu gördüğünüzde ya da teknolojide hayranlık uyandıran bir gelişmeye tanık olduğunuzda bunların kendi kendine meydana geldiğini düşünür müsünüz? Tabii ki hayır. Oysa insan vücudunun karmaşık yapısının, güzelliğinin ve tasarımındaki ustalığın yanında bu eserler çok küçük kalır. İnsan vücudunun bir Yaratıcısı olmadığını nasıl düşünebiliriz? Ayrıca Başlangıç kaydı canlılar içinde sadece insanın Tanrı’yı yansıtacak şekilde yaratıldığını söyler (Başlangıç 1:26). Buna uygun olarak sadece insanlar yaratıcılık özelliğine sahiptir ve bazen müzik, resim ya da teknoloji alanında büyük eserler ortaya koyarlar. Tanrı’nın yaratıcılık konusunda bizden kat kat üstün olması şaşırtıcı mı?
Tanrı’nın Âdem’in kaburga kemiklerinden birini alıp kadını yaratması hakkında ne denebilir?e Tanrı başka bir yöntem de kullanabilirdi ama kadını bu şekilde yaratmasının derin bir anlamı vardı. O, erkek ve kadının evlenip tek bedenmişçesine güçlü bir bağ kurmalarını istiyordu (Başlangıç 2:24). Erkek ve kadının birbirini tamamlayıp ikisi için de yararlı olan kalıcı bir bağ kurabilmeleri, hikmetli ve sevgi dolu bir Yaratıcının varlığına dair sağlam bir kanıt değil mi?
Üstelik günümüzde genetik bilimciler tüm insanların tek bir kadın ve tek bir erkekten meydana geldiğini kabul ediyor. O halde Başlangıç kaydının gerçekçi olmadığını söyleyebilir miyiz?
3. İyiyi kötüyü bilme ağacı ve hayat ağacıyla ilgili anlatım kulağa masalsı geliyor.
Aslında Başlangıç kaydı bu ağaçların özel ya da doğaüstü güçleri olduğundan söz etmez. Bunlar Yehova’nın sembolik anlamlar verdiği gerçek ağaçlardır.
İnsanlar da benzer semboller kullanmaz mı? Mesela insanlardan bayrağa saygı göstermeleri talep edildiğinde, herkes bunun kumaşa değil bayrakla temsil edilen devlete saygı göstermek anlamına geldiğini anlar. Bazı hükümdarlar da mutlak egemenliklerinin simgesi olarak taç ve asa kullanmışlardır.
Öyleyse bu iki ağaç neyi temsil eder? Bu konuda kafa karıştıran birçok teori vardır. Fakat asıl cevap basit ama son derece mantıklıdır. İyiyi kötüyü bilme ağacı sadece Tanrı’ya ait olan bir hakkı, iyi ve kötünün ne olduğunu belirleme hakkını temsil ediyordu (Yeremya 10:23). Bu ağaçtan meyve çalmak elbette büyük bir suçtu! Hayat ağacına gelince o da sadece Tanrı’nın verebileceği bir armağanı, yani sonsuz yaşamı temsil ediyordu (Romalılar 6:23).
4. Konuşan yılan, masal kahramanlarını andırıyor.
Başlangıç kaydındaki bu kısım insanın aklını karıştırabilir, özellikle de Kutsal Kitabın diğer kısımlarını hesaba katmıyorsak. Ancak Kutsal Yazılar bu esrarengiz olayı aşama aşama aydınlatmıştır.
Yılanın konuşuyor gibi görünmesini sağlayan kimdi ya da neydi? Eski İsrail’deki insanların bu yılanın kimliğine ışık tutacak başka etkenler hakkında bilgileri vardı. Örneğin, gerçekte hayvanlar konuşamasa da ruhi bir varlığın bir hayvanı konuşuyormuş gibi gösterebileceğini biliyorlardı. Ayrıca Musa peygamberin Balam isimli bir adam hakkında yazdıkları da vardı; Tanrı bir melek gönderip Balam’ın eşeğinin insan gibi konuşmasını sağlamıştı (Sayılar 22:26-31; 2. Petrus 2:15, 16).
Tanrı’nın düşmanları olanlar da dahil, ruhi varlıklar mucize yapabilir mi? Musa, Mısır’daki büyücülerin Tanrı’nın yaptığı bazı mucizeleri taklit ettiğine, örneğin değneklerinin yılana dönüşmüş gibi görünmesini sağladıklarına tanık olmuştu. Böyle bir gücün tek kaynağı Tanrı’nın ruhi diyardaki düşmanları olabilir (Çıkış 7:8-12).
Tanrı’nın ilhamıyla Eyüp kitabını kaleme alan kişinin de Musa peygamber olduğu anlaşılıyor. Bu kitap Tanrı’nın baş düşmanı Şeytan hakkında çok bilgi verir, onun asılsız iftiralarla, Yehova’ya ibadet eden herkesin sadakatine meydan okuduğunu anlatır (Eyüp 1:6-11; 2:4, 5). Dolayısıyla, geçmişte yaşamış İsrailoğulları Aden bahçesinde Havva’yı kandırıp onun Tanrı’ya sadakatsizlik etmesine yol açan yılanın Şeytan’ın denetiminde olduğunu ve yılanı konuşturanın Şeytan olduğunu anlamış olmalılar.
Yılanı gerçekten Şeytan mı kontrol ediyordu? Yüzyıllar sonra İsa peygamber Şeytan hakkında “Hem yalancıdır, hem de yalanın babasıdır” demişti (Yuhanna 8:44). “Yalanın babası” ilk yalanı söyleyen kişi olmalı değil mi? İlk yalan yılanın Havva’ya söylediği sözlerde geçer. Yılan, Tanrı’nın yasak meyveyle ilgili uyarısıyla çelişen şu sözleri söylemişti: “Kesinlikle ölmezsiniz” (Başlangıç 3:4). Açıkça anlaşılıyor ki İsa, yılanın Şeytan’ın kontrolünde olduğunu biliyordu. Daha sonra elçisi Yuhanna’ya verdiği Vahiy’de de Şeytan’dan “eski yılan” diye söz etmesi bunu gösteriyor (Vahiy 1:1; 12:9).
Güçlü bir ruhi varlığın bir yılanı kontrolü altına alıp konuşuyor gibi göstermesi inanılması güç bir şey mi? Ruhi varlıklardan çok daha güçsüz olan insan bile şaşırtıcı hilelere başvurarak elindeki kuklanın konuştuğu izlenimini yaratabiliyor, filmlerde ya da gösterilerde çok gerçekçi özel efektler kullanabiliyor.
En Güçlü Kanıt
Gördüğümüz gibi Başlangıç kaydıyla ilgili şüphelerin sağlam bir temeli yok. Öte yandan bu kaydın güvenilir bir tarihsel kayıt olduğunu gösteren sağlam bir kanıt var.
Örneğin Kutsal Kitap İsa Mesih’in “sadık ve gerçek şahit” olduğunu söyler (Vahiy 3:14). Kusursuz bir insan olan İsa asla yalan söylememiş, gerçekleri asla çarpıtmamıştır. Üstelik İsa insan olarak yeryüzüne gelmeden çok uzun zaman önce yaratıldığını, hatta “dünya var olmadan” Yehova Tanrı’nın yanında olduğunu söyledi (Yuhanna 17:5). Dolayısıyla dünyada yaşam başladığında İsa zaten vardı. Sözlerine kesinlikle güvenebileceğimiz İsa Mesih’in tanıklığı ne gösteriyor?
İsa, Âdem ve Havva’dan gerçek insanlar olarak söz etti. Yehova’nın tekeşlilikle ilgili standardını açıklarken onların evliliğine değindi (Matta 19:3-6). Eğer onlar hiçbir zaman var olmadıysa ve içinde yaşadıkları söylenen bahçe sadece bir efsaneyse İsa peygamber ya yanılıyordu ya da yalan söylüyordu. Bunların ikisi de mümkün değildir! Aden bahçesindeki üzücü olay yaşandığı sırada İsa gökteydi, olanları görüyordu. Bundan daha büyük bir kanıt olabilir mi?
Gerçek şu ki, bu olayları anlatan Başlangıç kaydına kuşkuyla bakmak aslında İsa peygambere inanmamak anlamına gelir. Dolayısıyla Kutsal Kitaptaki temel konulardan bazılarını ve güvenilir vaatlerin kapsamını anlamak mümkün olmaz. Şimdi bunun nedenini ele alalım.
[Dipnotlar]
a Kutsal Kitaba göre Tanrı’nın ismi Yehova’dır.
b Bu düşünce Kutsal Kitapla çelişir. Kutsal Kitap Tanrı’nın işlerinin kusursuz olduğunu, yozlaşmanın kaynağının Tanrı olmadığını öğretir (Tekrar 32:4, 5). Yehova yeryüzünü yaratmayı bitirdiğinde yaptığı her şeyin “çok iyi” olduğunu söyledi (Başlangıç 1:31).
c Tanrı’nın gerçekleştirdiği Tufan belli ki Aden bahçesinin izlerini tamamen sildi. MÖ altıncı yüzyılın başlarında yazılması tamamlanan Hezekiel kitabında ‘Aden’deki ağaçların toprağın altına indiğinden’ bahsedilir, demek ki bu bahçe o tarihte çoktan yok olmuştu (Hezekiel 31:18). Dolayısıyla sonraki dönemlerde cennet bahçesinin yerini arayanlar onu hiçbir zaman bulamadılar.
d Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanan Yaşamın Kökeni Hakkında Beş Önemli Soru adlı yayına bakın.
e İlginç olarak modern bilim, kaburga kemiğinin olağanüstü bir iyileşme kapasitesi olduğunu keşfetti. Başka kemiklerden farklı olarak, eğer bağ dokusundan oluşan zarı bozulmazsa, kaburga kemiği yeniden oluşabilir.
-
-
Cennet Bahçesinde Yaşananlar Sizin İçin Neden Önemli?Gözcü Kulesi—2011 | 1 Ocak
-
-
Cennet Bahçesinde Yaşananlar Sizin İçin Neden Önemli?
BAZI bilginlerin Aden bahçesindeki olayı anlatan kayıtla ilgili en şaşırtıcı itirazlarından biri, bu kaydın Kutsal Kitabın diğer kısımları tarafından desteklenmediği yönündedir. Örneğin ilahiyat profesörü Paul Morris şöyle yazdı: “Kutsal Kitabın ilerki kısımlarında Aden bahçesine doğrudan değinilmez.” Birçok uzman (!) onun bu iddiasına katılsa da aslında bu, gerçeklere aykırı bir iddia.
Gerçekte Kutsal Kitap Aden bahçesine, Âdem’e, Havva’ya ve yılana birçok kez değinir.a Fakat birkaç bilginin düştüğü bu yanılgı, din adamlarının ve Kutsal Kitap eleştirmenlerinin daha büyük ve daha derin izler bırakan hatasının yanında önemsiz kalıyor. Aden bahçesini anlatan Başlangıç kaydına karşı güvensizlik yaratan bu insanlar aslında Kutsal Kitabın tümüne duyulan güveni baltalıyor. Nasıl?
Aden’de olanları anlamak, Kutsal Kitabın diğer kayıtlarını anlamak için şarttır. Tanrı’nın Sözü, insanın aklını kurcalayan en derin ve en önemli sorulara yanıt bulmamıza yardım edecek bir kitaptır ve bu sorulara verdiği yanıtların birçoğu Aden bahçesinde olup bitenlerle bağlantılıdır. Bazı örneklere bakalım.
● Neden yaşlanıyor ve ölüyoruz? Âdem ve Havva Yehova’ya itaat ederlerse sonsuza dek yaşayacaklardı. Sadece isyan ederlerse öleceklerdi. İsyan ettikleri gün ölüm süreci başladı (Başlangıç 2:16, 17; 3:19). Kusursuzluklarını kaybettiler ve soylarına yalnızca günah ve kusurluluğu miras bırakabildiler. Bu nedenle Kutsal Kitap ölümün nedenini şöyle açıklar: “Nasıl ki günah bir insan aracılığıyla ve ölüm günah aracılığıyla dünyaya girdi, ölüm de tüm insanlara geçti; çünkü hepsi günah işledi” (Romalılar 5:12).
● Tanrı neden kötülüğe izin veriyor? Aden bahçesinde Şeytan Tanrı’nın, yarattığı varlıklardan iyi şeyleri esirgeyen bir yalancı olduğunu söyledi (Başlangıç 3:3-5). Dolayısıyla Yehova’nın yönetim şeklinin doğruluğunu sorgulamış oldu. Âdem ve Havva da Şeytan’a katılmayı seçerek Yehova’nın egemenliğini reddettiler ve sonuçta insanın kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebileceğini iddia etmiş oldular. Adaleti ve hikmeti kusursuz olan Tanrı bu meselenin uygun şekilde çözülmesinin sadece bir yolu olduğunu biliyordu: İnsanların istediklerini yapıp kendi kendilerini yönetmesi için onlara zaman tanımak. Sonuçta Şeytan’ın da etkisiyle dünyayı saran kötülük zaman içinde çok önemli bir gerçeği gözler önüne serdi: İnsan Tanrı’dan bağımsız olarak kendini yönetmeye yeterli değildir (Yeremya 10:23).
● Tanrı’nın dünyayla ilgili amacı nedir? Aden bahçesinin güzelliği, dünyanın da ne kadar güzel bir yer olacağını gösteriyordu. Yehova Âdem ve Havva’dan yeryüzünü kendi soylarıyla doldurmalarını ve ‘onu denetimleri altına alıp’ Kendi yarattığı bahçe kadar güzel ve uyum içinde bir yer haline getirmelerini istemişti (Başlangıç 1:28). Başka sözlerle Tanrı’nın amacı dünyanın Âdem ve Havva’dan doğan kusursuz, birlik içindeki insan ailesinin yaşadığı bir cennet olmasıydı. Kutsal Kitabın büyük bir bölümü Tanrı’nın başlangıçtaki bu amacını nasıl gerçekleştireceğini anlatır.
● İsa Mesih yeryüzüne neden geldi? Aden’deki isyanın sonucunda hem Âdem ve Havva hem de soyları ölüm cezasına çarptırıldılar ama sevgi dolu Tanrı onların soyunu umutsuz bırakmadı. Kendisi için çok değerli olan yarattığı ilk varlığı, yani İsa’yı insanlığa fidye sağlaması için yeryüzüne gönderdi (Matta 20:28). Bu ne anlama geliyordu? Âdem gibi İsa peygamber de kusursuzdu fakat Âdem’den farklı olarak o, hayatının sonuna kadar Yehova Tanrı’ya itaatli olup kusursuzluğunu korudu. Sonunda da hayatını kurban olarak vermekle fidyeyi ödeyip tüm sadık insanların günahlarının bağışlanması için bir temel sağlamış oldu. Yine bu fidye sayesinde sadık insanlar sonunda, Âdem ve Havva’nın günah işlemeden önce Aden bahçesinde yaşadığına benzer bir hayata kavuşabilecek (1. Korintoslular 15:22, 45; Yuhanna 3:16). Böylece İsa Mesih, Yehova’nın dünyayı Aden bahçesine benzer bir cennet haline getirmekle ilgili amacının gerçekleşeceğine dair güvence verdi.b
Tanrı’nın amacı soyut bir teolojik kavramdan ibaret, belirsiz bir amaç değildir. Gerçektir. Aden bahçesi, içinde gerçek hayvanların, gerçek insanların bulunduğu gerçek bir yerdi; aynı şekilde Tanrı’nın gelecekle ilgili vaadi de kesin bir gerçektir ve çok yakında yerine gelecektir. Peki bu sizin de geleceğiniz, sizin de gerçeğiniz olacak mı? Bu büyük ölçüde size bağlı. Tanrı kötü şeyler yapmış kimseler de dahil mümkün olduğunca çok insanın böyle bir geleceğe sahip olmasını istiyor (1. Timoteos 2:3, 4).
İsa ölmek üzereyken, kötü bir yaşam sürmüş bir adamla konuştu. Bu adam bir suçluydu ve idamı hak ettiğini biliyordu. Fakat teselli ve umut bulmak için İsa’yla konuştu. İsa ona nasıl karşılık verdi? Şöyle dedi: “Sen benimle birlikte Cennette olacaksın” (Luka 23:43). İsa eskiden bir suçlu olan bu adamın diriltilip Aden bahçesine benzer bir cennette sonsuza dek yaşama fırsatına sahip olmasını istediyse, sizin de aynı geleceğe sahip olmanızı istemez mi? Elbette ister! Tanrı’nın da isteği budur. Eğer siz de geleceğinizin böyle olmasını istiyorsanız Aden bahçesini yaratan Tanrı hakkında daha fazla bilgi almak için elinizden geleni yapın.
[Dipnotlar]
a Örnek olarak şu ayetlere bakabilirsiniz: Başlangıç 13:10; Tekrar 32:8; 2. Samuel 7:14; 1. Tarihler 1:1; İşaya 51:3; Hezekiel 28:13; 31:8, 9; Luka 3:38; Romalılar 5:12-14; 1. Korintoslular 15:22, 45; 2. Korintoslular 11:3; 1. Timoteos 2:13, 14; Yahuda 14 ve Vahiy 12:9.
b Mesih’in kurban olarak sağladığı fidye hakkında daha fazla bilgi almak için Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanan Mukaddes Kitap Aslında Ne Öğretiyor? adlı kitabın 5. bölümüne bakın.
[Sayfa 10’daki çerçeve/resimler]
KUTSAL KİTABIN TÜMÜNE IŞIK TUTAN PEYGAMBERLİK SÖZÜ
“Seninle [yılanla] kadın arasına, senin soyunla onun soyu arasına düşmanlık koyacağım. O senin başını ezecek, sen onun topuğunu yaralayacaksın” (Başlangıç 3:15).
Tanrı’nın Aden bahçesinde söylediği bu sözler Kutsal Kitapta kayıtlı ilk peygamberlik sözleridir. Buradaki dört karakter, yani kadın, kadının soyu, yılan ve onun soyu kimdir? Önceden bildirilen aralarındaki bu “düşmanlık” nasıl gerçekleşiyor?
YILAN
İblis Şeytan (Vahiy 12:9).
KADIN
Yehova’nın ruhi varlıklardan oluşan gökteki teşkilatı (Galatyalılar 4:26, 27). İşaya peygamber bu “kadın”ın gelecekte ruhi bir millet doğuracağını önceden bildirmişti (İşaya 54:1; 66:8).
YILANIN SOYU
Şeytan’ın isteğini yerine getirmeyi seçenler (Yuhanna 8:44).
KADININ SOYU
Öncelikle Yehova’nın teşkilatının gökteki kısmından gelen İsa Mesih. Mesih’le birlikte gökte hüküm sürecek olan ruhi kardeşleri de bu “soy”a dahildir. İsa’nın bu meshedilmiş takipçileri “Tanrı’nın İsrail’i” olarak adlandırılan ruhi milleti oluşturuyor (Galatyalılar 3:16, 29; 6:16; Başlangıç 22:18).
TOPUĞUN YARALANMASI
Mesih’in aldığı, acı veren ama etkileri kalıcı olmayan darbe. Şeytan İsa’nın yeryüzündeki hayatına son vermeyi başardı. Ama İsa diriltildi.
BAŞIN EZİLMESİ
Şeytan’ın alacağı ölümcül darbe. İsa Mesih Şeytan’ı sonsuza dek yok edecek. Hatta bundan önce Şeytan’ın cennet bahçesinde neden olduğu kötülüğü tüm izleriyle birlikte ortadan kaldıracak (1. Yuhanna 3:8; Vahiy 20:10).
Kutsal Kitabın ana teması hakkında genel bir bilgi edinmek için Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanan Kutsal Kitap Bize Ne Anlatır? adlı yayına bakın.
[Sayfa 11’deki resim]
Âdem ve Havva günahın korkunç sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı
-