Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • Tehlike Çanları mı Çalıyor?
    Uyanış!—2008 | Ağustos
    • Tehlike Çanları mı Çalıyor?

      “Tuvalu’daki bir köyde yaşayan 73 yaşındaki Veu Lesa’nın denizin yükseldiğini anlaması için bilimsel raporlara ihtiyacı yok. Çocukluğundaki kumsallar yok oluyor. Tuzlu su, ailesinin karnını doyuran ürünleri yok ediyor. Veu, Nisan’da [2007] bir gelgit dalgası sonucunda su altında kalıp taşlarla ve enkazla dolan evini terk etmek zorunda kaldı” (The New Zealand Herald).

      DENİZDEN en fazla 4 metre yüksekte olan bir grup adadan oluşan Tuvalu’daki insanlar için küresel ısınma, soyut bir kavramdan çok “her gün yüz yüze geldikleri bir gerçek” (Herald).a Binlerce kişi şimdiden adaları terk etti ve daha birçoğu da gitmeye hazırlanıyor.

      Diğer tarafta Avustralya’nın Brisbane kentinde yaşayan Robert bahçesini sadece belirli günlerde sulayabiliyor ve hortum yerine kova kullanması gerekiyor. Arabasını suyun geri dönüştürüldüğü bir yerde yıkatmazsa, sadece bazı kısımları, aynaları, camları ve plakayı yıkayabiliyor. Böyle kısıtlamaların sebebi ne? Robert’in oturduğu bölgenin, yüzyılın en kötü kuraklığını yaşadığı söyleniyor. Durumu çok daha kötü olan başka bölgeler de var. Avustralya ve Tuvalu’daki sorunlar küresel ısınmanın birer kanıtı mı?

      Bazı Tahminler

      Birçok kişi, iklim ve çevre üzerinde feci sonuçlara yol açabilen küresel ısınmanın başlıca sebebinin insan etkinlikleri olduğuna inanıyor. Örneğin toprağı örten buzun büyük ölçüde erimesi ve sular ısındıkça okyanusların genişlemesi, deniz seviyesinin ciddi ölçüde yükselmesine yol açabiliyor. Tuvalu gibi deniz seviyesinden fazla yüksek olmayan adaların yanı sıra Hollanda’nın ve Florida’nın büyük kısımları yok olabilir. Bangladeş’in bazı bölgeleri, Şanghay ve Kalküta gibi yerlerde yaşayan milyonlarca insan taşınmak zorunda kalabilir.

      Aynı zamanda, yükselen sıcaklıklar gelecekte fırtınaları, selleri ve kuraklığı şiddetlendirebilir. Himalayalarda, yedi ırmak ağını besleyen bölgelerdeki buzulların yok olması, dünya nüfusunun yüzde 40’ının tatlı su sıkıntısı yaşamasına yol açabilir. Ayrıca avını çoğunlukla buz üzerinde yakalayan kutup ayıları da dahil binlerce hayvan türü tehlikede. Raporlar birçok kutup ayısının zayıfladığını, hatta bazılarının açlık çektiğini gösteriyor.

      Artan sıcaklıklar sivrisineklerin, kenelerin ve mantar da dahil hastalık taşıyan diğer organizmaların daha çok alana yayılmasına yol açarak hastalıkların da yayılmasına sebep olabilir. Bulletin of the Atomic Scientists dergisinde şöyle diyor: “İklim değişikliğinin yol açtığı tehlikeler neredeyse nükleer silahların yol açtığı tehlikeler kadar kötü. Etkileri kısa vadede görmek zor olabilir, . . . . fakat sonraki otuz ya da kırk yıl içinde iklim değişikliği, toplumların hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu doğal ortamlara onarılamaz bir zarar verebilir.” Bazı bilim insanları küresel ısınmanın neden olduğu düşünülen değişikliklerin beklediklerinden daha hızlı meydana geldiğine inandıklarından, durumun çok daha kötü olduğunu düşünüyorlar.

      Bu tahminlere inanmalı mıyız? Dünyadaki yaşam gerçekten de tehlikede mi? Küresel ısınmayla ilgili şüpheleri olan kişiler, çizilen bu korkunç tabloların temelsiz olduğunu söylüyor. Başkaları da neye inanacağını bilmiyor. Öyleyse küresel ısınma hakkındaki gerçek ne? Gezegenimizin ve bizim geleceğimiz tehlikede mi?

      [Dipnot]

      a “Küresel ısınma” ifadesiyle atmosferdeki ve okyanuslardaki sıcaklık ortalamasının küresel düzeyde artması kastedilir.

  • Gezegenimiz Tehlikede mi?
    Uyanış!—2008 | Ağustos
    • Gezegenimiz Tehlikede mi?

      KÜRESEL ISINMA insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehlike olarak tanımlanmaktadır. Science dergisine göre araştırmacıları en çok kaygılandıran nokta “yavaş ama durmak bilmeden çığ gibi ilerleyen bir değişim sürecini başlatmış olma olasılığımızdır.” Şüpheci kişiler bu iddiayı sorguluyor. Birçok kişi gezegenimizin ısındığı konusunda hemfikir olsa da hem sebepler hem de sonuçlar konusunda emin değil. Onlara göre insan etkinlikleri bir etken olabilirse de en büyük sebep olduğu kesin şekilde söylenemez. Acaba görüş ayrılıklarının nedeni ne?

      Öncelikle küresel iklimin altında yatan fiziksel süreçler karmaşıktır ve bunları her ayrıntısıyla anlamak mümkün değildir. Buna ek olarak çıkar grupları, sıcaklıkların artma sebebini gösteren veriler gibi bilimsel bilgileri çoğunlukla kendi bildikleri şekilde yorumlarlar.

      Sıcaklık Gerçekten Artıyor mu?

      BM’nin düzenlediği Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli’nin geçenlerde yayımladığı bir rapora göre küresel ısınma “tartışılmaz” bir gerçek. Suçlanması gereken tarafsa “büyük olasılıkla” insanlık. Bu sonuca, özellikle de insanların suçlanması fikrine katılmayan bazı kişiler şehirlerin ısınma nedeninin büyümeleri olabileceğini kabul ediyor. Üstelik beton ve çelik, güneş ışınlarını kolayca emiyor ve geceleri çoğunlukla yavaş soğuyor. Fakat şüphecilere göre şehir içinde alınan sıcaklık ölçümleri kırsal kesimlerdeki durumu göstermez ve küresel istatistikleri çarpıtabilir.

      Diğer taraftan Alaska kıyısının açıklarındaki bir adadaki köyün ileri gelenlerinden Clifford, değişiklikleri kendi gözleriyle gördüğünü söylüyor. Köyündeki insanlar karibu ve sığın avlamak için anakaraya denizin üzerinde tutan buzdan yürüyerek geçiyorlar. Ancak artan sıcaklıklar geleneksel yaşam tarzını imkânsız kılıyor. Clifford şöyle diyor: “Akıntılar da, buzların durumu da, Çukçi Denizi’nin buz tutma şekli de . . . . değişti.” Clifford’un dediğine göre önceden deniz, ekim ayının sonunda donarken şimdi aralık ayının sonlarına kadar donmuyor.

      Isınma 2007’de Kuzeybatı Geçidinde de açıkça görüldü, o yıl bu geçit kayıtlı tarihte ilk defa tamamen açıldı. ABD’deki Ulusal Kar ve Buz Bilgi Merkezi’nde çalışan üst düzey bir bilim adamı şöyle dedi: “Bu yıl gördüklerimiz, buzların erime dönemlerinin uzaması halinde olacaklarla ilgili tahminlerimizi doğruluyor.”

      Sera Etkisi Yaşamsal

      Böyle değişikliklerin bir sebebi, yeryüzündeki yaşam için büyük önem taşıyan bir doğa olayı olan sera etkisinin yoğunlaşmasıdır. Güneşten gelen enerji yeryüzüne ulaştığında yaklaşık yüzde 70’i emilir ve havayı, yeryüzünü ve denizi ısıtır. Eğer bu süreç olmasaydı yer yüzeyinin ortalama sıcaklığı yaklaşık -18 santigrat derece olurdu. Emilen sıcaklık en sonunda kızılötesi ışınlar halinde uzaya geri yayılır ve böylece yeryüzünün aşırı ısınması önlenmiş olur. Fakat kirletici maddeler atmosferin bileşimini değiştirince uzaya sıcaklığın daha az bir miktarı yayılır. Bu da yeryüzündeki sıcaklıkların artmasına yol açabilir.

      Sera etkisinde rol oynayan gazlar arasında karbondioksit, diazot monoksit ve metanın yanı sıra su buharı bulunur. Sanayi devriminin başlamasından ve kömür, petrol gibi fosil yakıtların kullanımının artmasından bu yana geçen son 250 yılda, bu tür gazların atmosferdeki miktarları belirgin şekilde arttı. Görünüşe göre sera etkisini artıran bir diğer etken, sindirim sırasında metan ve diazot monoksit gazı üreten çiftlik hayvanlarının sayısındaki artıştır. Bazı araştırmacılar, insanlar iklimi etkilemeden önce ortaya çıktığı söylenen başka sebeplere işaret ediyorlar.

      Sıradan Bir Dalgalanma mı?

      İklimdeki değişikliklere insanların yol açmadığını düşünen kişiler dünyanın sıcaklığında daha önce de ciddi dalgalanmalar olduğuna işaret ediyorlar. Dünyanın bugünden çok daha soğuk olduğunun varsayıldığı sözde buzul çağlarını örnek veriyorlar. Bir zamanlar, sıcak bölgelerde bulunan bitkilerin yetiştiği Grönland gibi soğuk bölgeleri doğal ısınmaya örnek olarak gösteriyorlar. Elbette bilim insanları ne kadar geriye giderlerse iklim hakkındaki bilgilerinin o kadar azalacağını kabul ediyorlar.

      İnsanlar iklimi etkilemeden önce sıcaklıkların ciddi ölçüde değişmesine ne yol açmış olabilir? Olası sebepler arasında güneşteki enerji üretiminde meydana gelen dalgalanmalarla ilişkili güneş lekeleri ve güneş alevleri bulunur. Ayrıca dünyanın yörüngesi, binlerce yıl alan ve gezegenimizin güneşten uzaklığını etkileyen çevrimlerle değişir. Volkanik tozların etkisi ve okyanus akıntılarındaki değişiklikler de birer etkendir.

      İklim Modellemeleri

      Sebebi ya da sebepleri ne olursa olsun, yeryüzünün sıcaklığı gerçekten artıyorsa bu bizi ve çevremizi nasıl etkileyecek? Kesin tahminlerde bulunmak zor. Ancak günümüzde bilim insanları güçlü bilgisayarlar yardımıyla dijital ortamda iklim sisteminin benzetimlerini (simülasyon) yaratabiliyorlar. Modellerine fizik kanunlarını, iklimle ilgili verileri ve iklimi etkileyen doğa olaylarını dahil ediyorlar.

      Bu benzetimler sayesinde bilim insanları başka türlü uygulanması imkânsız olan yollarla iklim hakkında deneyler yapıyorlar. Örneğin kutuplardaki buzları, havayı ve deniz sıcaklıklarını nasıl etkileyeceğini görmek için güneş enerjisi üretimini “değiştirebiliyorlar.” Yanardağ patlamaları “yaratıp” volkanik tozların hava durumu üzerindeki etkilerini inceleyebiliyorlar. Ayrıca insan nüfusunun artmasının, ormanların yok edilmesinin, toprak kullanımının, sera gazlarının salınımındaki değişikliklerin ve benzeri durumların etkilerini inceleyebiliyorlar. Bilim insanları, modellerinin giderek daha doğru ve güvenilir olmasını umuyor.

      Peki şu anki modeller ne kadar gerçekçi? Elbette bu büyük ölçüde verilerin doğruluğuna ve bilgisayarlara girilen bilginin miktarına bağlı. Bu nedenle iklim modellerinin sonuçları küçük değişikliklerden feci senaryolara kadar değişiyor. Science dergisine göre yine de “[doğal] iklim sistemi bize sürprizler yaşatabilir.” Kuzey Kutup Bölgesindeki buzulların normalden hızlı erimesi gibi, birçok iklimbilimciyi şaşırtan sürprizler şimdiden yaşanmakta. Yine de siyasetçiler şu an yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın sonuçları hakkında kabaca bile bir fikre sahip olsalar, daha sonra yaşanacak sorunları hafifletebilecek kararlar alabilirler.

      Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli bu olasılığı göz önünde bulundurarak, bilgisayarda benzetimi yapılan ve her biri iklim ve çevre konusunda farklı sonuçlar doğuran altı farklı senaryoyu inceledi. Bu senaryolar sera gazı üretiminde sınırlamaların kaldırılmasından tutun, şu anki kısıtlamaların devam etmesi ve katı sınırlamalar yapılmasına kadar çeşitli verilere göre hazırlanmıştı. Analistler bu tahminlerin ışığında çeşitli önlemler alınması gerektiğini savunuyor. Bu önlemlerin arasında fosil yakıt salınımına getirilen mecburi sınırlamalar, suçlulara verilen cezalar, daha çok nükleer güç üretimi ve çevreye zarar vermeyen teknolojilerin daha çok kullanılması bulunuyor.

      Modeller Güvenilir mi?

      Eleştirmenlere göre şu anki tahmin yöntemleri “pek iyi anlaşılmayan iklim süreçlerini aşırı basitleştiriyor” ve “diğer süreçleri tamamen göz ardı ediyor.” Eleştirmenler ayrıca bilgisayarda hazırlanan benzetim sonuçlarının tutarsızlığına da dikkat çekiyor. Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli’ndeki müzakerelere katılan bir bilim adamı şöyle dedi: “Olağanüstü ölçüde karmaşık iklim sistemlerini ölçme ve anlama görevi karşısında bazılarımız kendimizi o kadar aciz hissediyoruz ki iklim sisteminde neler olduğunu ve neden olduğunu bilme yetimizden artık şüphe eder olduk.”a

      Elbette bazıları sırf şüpheler yüzünden hiçbir değişiklik yapmamanın gelecekle kumar oynamak olduğunu söyleyebilir. “Bunu çocuklarımıza nasıl açıklarız?” diyebilirler. İklim modelleri doğru olsun ya da olmasın dünyanın ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğundan emin olabiliriz. Yaşamın sürmesini sağlayan çevremiz kirlilik, ormanların yok edilmesi, kentleşme ve türlerin neslinin tükenmesi nedeniyle zarar görüyor; bunlar kimsenin karşı çıkamayacağı tehditlerden sadece birkaçıdır.

      Bildiklerimiz göz önünde bulundurulduğunda, tüm insanlığın güzel gezegenimizi ve bizleri kurtarmak için yaşam tarzını tümüyle değiştirmesini bekleyebilir miyiz? Daha da önemlisi eğer küresel ısınmaya insan etkinlikleri yol açıyorsa gerekli değişiklikleri yapmak için yüzyıllarımız değil, sadece yıllarımız olabilir. Bu değişiklikleri yapmak en azından yeryüzündeki sorunların ardında yatan nedenlerle, yani insanların açgözlülüğü, bencilliği, cehaleti, kayıtsızlığı ve başarısız yönetimlerle acilen ilgilenmeyi gerektirir. Bunu yapmak mümkün mü yoksa sadece bir hayal mi? Hayalse tamamen ümitsiz durumda mıyız? Bu soru sonraki makalede ele alınacak.

      [Dipnot]

      a Alabama Üniversitesi’ndeki (Huntsville, ABD) Dünya Sistemi Bilim Merkezinin yöneticisi John R. Christy’nin 1 Kasım 2007 tarihli The Wall Street Journal’da çıkan sözleri.

      [Sayfa 5’teki çerçeve/resim]

      DÜNYANIN SICAKLIĞI NASIL ÖLÇÜLÜYOR?

      Bunun zorluğunu örneklemek için büyük bir odanın sıcaklığını nasıl ölçeceğinizi düşünün. Örneğin termometreyi nereye koyardınız? Isınan hava yukarı çıktığından tavandaki hava yerdekinden muhtemelen daha sıcak olacaktır. Eğer termometre pencerenin yanındaysa, doğrudan güneş ışığı alıyorsa ya da gölgedeyse ölçüm bundan etkilenecektir. Koyu renkli yüzeyler sıcaklığı daha çok emdiğinden ölçümü etkileyen bir diğer etken de renktir.

      Dolayısıyla tek bir ölçüm yapmak muhtemelen yetersiz olacaktır. Odanın birkaç yerinde ölçüm yapıp ortalama bir rakam hesap etmeniz gerekecek. Ayrıca ölçümler günden güne ve mevsimden mevsime değişebilir. Bu nedenle doğru bir ortalama rakam elde edebilmek için belli bir dönem içinde birçok ölçüm yapmanız gerekir. O halde dünyanın yüzeyinin, atmosferinin ve okyanuslarının ortalama sıcaklığını ölçmenin ne kadar karmaşık olabileceğini bir düşünün! Yine de böyle istatistikler iklim değişikliğini doğru şekilde ölçmek için yaşamsaldır.

      [Tanıtım notu]

      NASA photo

      [Sayfa 6’daki çerçeve]

      NÜKLEER GÜÇ ÇÖZÜM MÜ?

      Dünya çapındaki enerji tüketimi günden güne artıyor. Petrol ve kömür yakmak sera gazları ürettiğinden bazı hükümetler daha temiz bir seçenek olarak nükleer gücü kullanmayı düşünüyor. Fakat bu da bazı zorluklar içeriyor.

      International Herald Tribune gazetesinde, dünyanın nükleer güce en bağımlı ülkelerinden biri olan Fransa’da reaktörleri soğutmak için yılda 19 milyar metre küp kadar suya ihtiyaç olduğu bildiriliyor. 2003’teki sıcak hava dalgası yaşandığında, Fransa’nın reaktörlerinden çıkan sıcak su normal şekilde boşaltılsaydı, ırmakların sıcaklığı içindeki canlıları tehlikeye sokacak bir seviyeye çıkabilirdi. Bu nedenle bazı elektrik santrallerinin kapatılması gerekti. Eğer küresel çapta sıcaklıklar artarsa bu durumun kötüleşmesi bekleniyor.

      Sorumlu Bilim Adamları Birliği’nin üyesi olan nükleer mühendis David Lochbaum “nükleer güce sahip olmak istiyorsak iklim değişikliği sorununu çözmeliyiz” diyor.

      [Sayfa 7’deki çerçeve/harita]

      2007’DEKİ HAVAYLA BAĞLANTILI AFETLER

      2007’de havayla bağlantılı rekor sayıda afet yaşandı. O yıl Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, 14 acil yardım çağrısında bulundu, bu rakam 2005’teki rekor sayıdan 4 tane fazlaydı. Aşağıda, 2007’de meydana gelen afetlerden sadece bazıları yer alıyor. Tek tek olayların uzun vadeli bir akımın kesin kanıtı olmayacağı akılda tutulmalıdır.

      ◼ Britanya: 60 yıldan uzun süredir yaşanan en kötü sellerden 350.000’den fazla insan etkilendi. İngiltere ve Galler de 1766’da tutulmaya başlanan kayıtlardaki en yağmurlu Mayıs-Temmuz aylarını yaşadı.

      ◼ Batı Afrika: Sellerden 14 ülkede 800.000 insan etkilendi.

      ◼ Lesotho: Yüksek sıcaklıklar ve kuraklık ürünleri yok etti. Yaklaşık 553.000 kişinin gıda yardımına ihtiyacı olabilir.

      ◼ Sudan: Şiddetli yağmurlar 150.000 kişiyi evsiz bıraktı. En az 500.000 kişiye yardım edildi.

      ◼ Madagaskar: Siklonlar ve şiddetli yağmurlar adayı vurarak 33.000 kişiyi evsiz bıraktı, 260.000 kişinin de ürünlerini yok etti.

      ◼ Kuzey Kore: Tahminen 960.000 kişi yaygın seller, toprak kaymaları ve çamur sellerinden ciddi ölçüde etkilendi.

      ◼ Bangladeş: 8,5 milyon insanı etkileyen seller sonucunda 3.000’i aşkın insan öldü ve 1,25 milyon çiftlik hayvanı telef oldu. Yaklaşık 1,5 milyon ev de ya zarar gördü ya da harap oldu.

      ◼ Hindistan: Seller 30 milyon insanı etkiledi.

      ◼ Pakistan: Siklonlardan kaynaklanan yağmurlar 377.000 kişiyi evsiz bıraktı ve yaklaşık 300 kişinin ölümüne yol açtı.

      ◼ Bolivya: Sellerden 350.000’i aşkın insan etkilendi ve 25.000 kişi evsiz kaldı.

      ◼ Meksika: Bir milyonu aşkın kişiyi etkileyen bölgesel seller sonucunda en azından 500.000 kişi evsiz kaldı.

      ◼ Dominik Cumhuriyeti: Uzun süren şiddetli yağmurlar sellere ve toprak kaymalarına yol açarak 65.000 kişiyi evsiz bıraktı.

      ◼ ABD: Sıcaktan ağaçları ve toprağı kurumuş olan güney California’daki yangınlar yüzünden 500.000 kişi evini terk etmek zorunda kaldı.

      [Tanıtım notu]

      NASA/Visible Earth imagery

  • Dünyanın Geleceği Kimin Ellerinde?
    Uyanış!—2008 | Ağustos
    • Dünyanın Geleceği Kimin Ellerinde?

      “KÜRESEL ISINMA şimdiye kadar insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük sınav.” Ekim 2007 tarihli National Geographic dergisi böyle diyor. Dergiye göre eğer bu sınavı başarıyla geçmek istiyorsak “hızlı ve kararlı bir şekilde” harekete geçmemiz ve “türümüzün ender olarak gösterdiği olgunluğu da göstermemiz gerekiyor.”

      İnsanlar bu olgunluğu gösterecek mi? İnsanların bunu yapmasını engelleyen birçok etken var: kayıtsızlık, açgözlülük, cehalet, çıkar çatışmaları, gelişmekte olan ülkelerdeki zengin olma koşuşturması ve milyonlarca kişinin büyük enerji tüketimine yol açan yaşam tarzlarını sürdürmek istemesi.

      Tanrı’nın eski dönemlerde yaşamış bir peygamberi etik, sosyal ve yönetimsel sorunlarımızı çözme kapasitemizi gerçekçi bir şekilde değerlendirdi. O şöyle yazdı: “İnsanın yolu kendi elinde değildir; adımlarını doğrultmak yürüyen insanın elinde değildir” (Yeremya 10:23). İnsanlığın trajik tarihi bu sözlerin doğruluğunu kanıtlar. Günümüzde de bilim ve teknoloji alanında dikkate değer ilerlemeler kaydetmiş olsak da önceden tahmin edilmeyen tehlikelerle yüz yüzeyiz. Öyleyse yarınımızın daha iyi olacağından nasıl emin olabiliriz?

      İklim değişikliği sorununun ve diğer zararlı akımların çözümü hakkında birçok şey söylense de çok az şey yapılmıştır. Örneğin Kuzeybatı Geçidi 2007’de ilk defa ulaşıma açılınca ulusların buna tepkisi ne oldu? New Scientist dergisinin bir başmakalesinde şöyle yazıyor: “Daha fazla petrol ve doğalgaz bulmak için sondaj yapabilmek amacıyla kıta sahanlığının ortaya çıkan kısımları üzerinde hak iddia etmek üzere çirkin bir kapışmaya giriştiler.”

      Mukaddes Kitap insanların, ‘yeryüzünü mahvettiği’ bir noktaya geleceğini yaklaşık 2.000 yıl önce bildirmişti (Vahiy 11:18). Dünyanın hem istenen hedeflere ulaşmayı başaracak hikmete ve güce sahip bir lidere hem de ona boyun eğecek vatandaşlara ihtiyaç duyduğu açıktır. Samimi ve yetenekli bir siyasi lider ya da bilim adamı bu yeri doldurabilir mi? Mukaddes Kitap şu cevabı veriyor: “Önderlere, Sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin” (Mezmur 146:3, YÇ).

      Dünyanın Geleceği Emin Ellerde!

      Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları başarıyla çözebilecek sadece bir önder var. Mukaddes Kitap onun hakkında önceden şöyle bildirmiştir: “RABBİN Ruhu, hikmet ve anlayış ruhu, öğüt ve kuvvet ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu onun üzerinde kalacak. . . . . Fakirlere adaletle hükmedecek, . . . . kötüyü dudaklarının soluğu ile öldürecek” (İşaya 11:2-5).

      Bu kişi kimdir? Sevgiyle hayatını bizler için veren İsa Mesih’ten başkası değil (Yuhanna 3:16). Tanrı, şu anda güçlü bir ruhi varlık olan İsa’ya, dünyayı yönetmesi için güç ve yetki verdi (Daniel 7:13, 14; Vahiy 11:15).

      İsa’nın özelliklerinden biri, yeryüzüne gelmeden önce Tanrı’nın yarattıkları hakkında edinmiş olduğu muazzam bilgidir. Aslında uzun zaman önce Tanrı fiziksel evrene şekil verirken İsa ‘yapıcı’ olarak O’nun yanında çalıştı (Süleyman’ın Meselleri 8:22-31). Bir düşünün: Yeryüzünün ve üzerindeki her şeyin yaratılmasına yardımcı olan kişi, insanların kayıtsızlığının yol açtığı zararın telafi edilmesine önderlik edecek.

      Peki Mesih’in yönettiği kişiler kimlerden oluşacak? Gerçek Tanrı Yehova’yı tanıyan ve İsa Mesih’e Yöneticileri olarak itaat eden, yumuşak başlı ve doğru kimselerden (Mezmur 37:11, 29; 2. Selanikliler 1:7, 8). İsa onların, bir cennete dönüştürülecek “yeryüzünü miras alacaklar”ını söyledi (Matta 5:5; İşaya 11:6-9; Luka 23:43).

      Mukaddes Kitaptaki vaatlerin gerçekleşmesini görebilmek için ne yapmalısınız? İsa şu cevabı verir: “Sonsuz yaşama kavuşmak için, tek gerçek Tanrı olan Seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i bilgi edinerek tanımaları gerekir” (Yuhanna 17:3).

      Evet, gezegenimiz şu anda tehlikedeymiş gibi görünse de insanlığın yuvası olarak varlığını sürdüreceği şüphesizdir. Asıl tehlikede olanlar, Tanrı’nın yarattığı şeylere saygısızlık etmeye devam eden ve İsa Mesih’e boyun eğmeyi reddeden kişilerdir. Bu nedenle Yehova’nın Şahitleri sizi sonsuz yaşama götüren bilgiyi almaya davet ediyorlar.

      [Sayfa 9’daki çerçeve]

      BİLİMİ AŞAN BİR DURUM

      Milyonlarca insan risklerini bilmesine rağmen uyuşturucu, sigara ve aşırı alkol kullanarak zihnine ve bedenine zarar veriyor. Onlar yaşamı Tanrı’nın verdiği kutsal bir armağan olarak görmüyorlar (Mezmur 36:9; 2. Korintoslular 7:1). Ne yazık ki birçok insan dünyayı da Tanrı’nın bir armağanı olarak görmediğinden ona zarar verecek şeyler yapıyor.

      Öyleyse çözüm nerede yatıyor? Bilim ya da okul eğitimi sorunu çözebilir mi? Aslında çözemez. Sorun temelde insanların Tanrı’nın dünyayla ilgili görüşüne sahip olmamasından kaynaklandığından, çözüm onların Tanrı hakkındaki bilgilerini artırmalarına bağlıdır. Mukaddes Kitap bu gerçeği kabul eder. Bu nedenle insanların dünyaya ‘zarar vermeyeceği ve onu helâk etmeyeceği’ bir zamanın geleceğini, çünkü ‘sular denizi nasıl kaplıyorsa, dünyanın da RAB bilgisi ile dolu olacağını’ vaat eder (İşaya 11:9).

      [Sayfa 8, 9’daki resim]

      Mesih’in yönetimi altında doğru kişiler yeryüzünü küresel bir cennete dönüştürme işine katılacak

Türkçe Yayınlar (1974-2026)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2025 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Privacy Settings
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş