-
Tüm Dünyada Görülen Ahlaksal ÇöküşUyanış!—2007 | Nisan
-
-
Tüm Dünyada Görülen Ahlaksal Çöküş
“SAHTEKÂRLIK her yerde.” Bu sözler David Callahan’ın son kitabı The Cheating Culture’da (Sahtekârlık Kültürü) geçti. O, ABD’de başka şeylerin yanı sıra “lise ve kolej öğrencileri arasında sahtekârlığın”, “müzik ve film korsancılığının”, “işyerinde hırsızlığın”, “tıp alanındaki büyük aldatmacaların” ve sporda steroit kullanımının arttığına dikkat çekti. Şu sonuca vardı: “Ahlaksız ve yasadışı tüm bu davranışlar bir araya gelince, ciddi boyutlarda bir ahlaksal krizin yaşandığını gösteriyor.”
The New York Times, Ağustos 2005’te ABD’yi vuran Katrina Kasırgasının “dolandırıcılık, hileli oyunlar ve hükümetin insanı hayretler içinde bırakan başarısızlıkları bakımından çağımızdaki en olağandışı örneklerin yaşanmasına neden olduğunu” söylüyor. ABD’deki bir senatör şöyle dedi: “Uluorta yapılan dolandırıcılıkları, korkusuzca çevrilen dolapları, israf edilen paranın miktarını görünce ağzımız açık kalıyor.”
Elbette, çıkarını düşünmeden insanca davranan kişiler hâlâ var (Elçiler 27:3; 28:2). Ama “Bu işten benim çıkarım ne olacak?” diye soran kişilere sık sık rastlıyoruz. Görünüşe göre, “önce ben” tutumu genel olarak topluma hâkim olmaya başladı.
Geçmişte bencilce, açıktan açığa yapılan ahlaksız davranışlar Roma İmparatorluğu gibi medeniyetlerin çöküşünde rol oynayan bir etken olarak görülürdü. Günümüzde yaşananlar da daha önemli bir gerçeğe işaret ediyor olabilir mi? Mukaddes Kitabın, içinde bulunduğumuz ortamın sonunun işareti olarak gösterdiği “kötülüğün çoğalması” dünyanın her yerinde görülüyor mu? (Matta 24:3-8, 12-14; 2. Timoteos 3:1-5).
Dünya Çapında Bir Yozlaşma
Bir gazetede, Uganda’da bir bölgenin yoksul mahallelerindeki “cinsel istismar ve pornografi konusunu araştıran bir seminer” ile ilgili bir haber yayımlandı. Haberde “bölgede fahişeliğin ve uyuşturucu kullanımının artmasına ana babaların ihmalinin yol açtığı” söylendi. Gazete şöyle bildiriyor: “Kawempe Polis Karakolunda Çocuk ve Aile Koruma Birimi’nden sorumlu memur Dhabangi Salongo, çocuk istismarı ve aile içi şiddet vakalarındaki oranın aşırı ölçüde arttığını söyledi” (Africa News, 22 Haziran 2006).
Hindistan’da yaşayan bir doktora göre “toplum geleneksel ahlak anlayışını yitiriyor.” Yine Hindistan’dan bir film yönetmeni şöyle dedi: “Hem uyuşturucu kullanımının hem de rasgele cinsel ilişkinin yaygınlaşması Hindistan’ın, ‘Batı Dünyasının sefahat batağına’ batmakta olduğunun bir diğer kanıtıdır.”
Pekin’deki Çin Cinsel İlişki Bilimi Derneği’nin genel sekreteri Hu Peicheng şöyle diyor: “Önceleri toplumumuz doğru ile yanlışı ayırt etme yetisine sahipti. Şimdi ise ne istersek onu yapabiliyoruz.” Bir dergide yayımlanan makalede, bu durum şöyle ifade edildi: “Toplum evlilikdışı ilişkilere karşı giderek daha da hoşgörülü hale geliyor” (China Today).
İngiltere’de yayımlanan bir gazete “Öyle görünüyor ki, bir şeyler satmak isteyen herkes soyunuyor veya seksi kullanıyor” diye yazıyor. “Böyle davranışlar bir nesil öncesine kadar ahlakdışı görüldüğü için insanları kızdırıyordu. Bugün ise her yerde çeşitli cinsel içerikli görüntülerin bombardımanına uğruyoruz, ayrıca pornografi de . . . . toplumda geniş çapta kabul görmeye başladı.” Gazete devamen şöyle diyor: “Bir zamanlar sadece 18 yaşından büyükler için uygun görülen dergiler, kitaplar ve filmler artık aileler için normal olarak görülüyor ve pornografi karşıtı kampanyalara katılan insanlara göre bu malzemeler çoğunlukla açıkça çocukları hedef alıyor” (Yorkshire Post).
The New York Times Magazine’de bazı gençler hakkında şöyle yazıyor: “[Cinsel deneyimlerini] gayet sıradan bir şeymiş gibi anlatıyorlar, sanki kafeteryanın menüsündeki yemeklerden bahseder gibiler.” 8 ila 12 yaşındaki çocukların ana babalarına yönelik bir dergide de şöyle yazıyor: “Küçük bir kız, kendi el yazısıyla yürek parçalayan şu notu yazmış: ‘Annem dışarı çıkıp oğlanlarla buluşmam ve cinsel ilişkiye girmem için bana baskı yapıyor. Daha 12 yaşındayım. . . . Lütfen bana yardım edin!’” (Tweens News).
Zaman gerçekten de değişti! Kanada’da yayımlanan bir gazetede, kısa zaman önce “eşcinsel erkeklerin ve kadınların gizleme gereği duymadan birlikte yaşadıklarını düşünmek bile insanları kızdırmaya yetiyordu” diye yazıyor (Toronto Star). Ancak Carleton Üniversitesi’nde (Ottawa) sosyal tarih öğretmeni olan Barbara Freemen şöyle söylüyor: “Artık insanlar ‘Özel yaşamımız bize kalmış bir şey. Başkalarının hayatımıza karışmasını istemiyoruz’ diyorlar.”
Son yıllarda dünya çapındaki birçok yerde ahlakın hızla yozlaştığı açıktır. Peki bu kökten değişikliklere ne yol açtı? Bu durum hakkında kişisel olarak siz ne düşünüyorsunuz? Ve bu değişiklikler gelecek hakkında ne gösteriyor?
-
-
Ahlaksal Yozlaşma Ne Zaman Patlak Verdi?Uyanış!—2007 | Nisan
-
-
Ahlaksal Yozlaşma Ne Zaman Patlak Verdi?
SİZCE bu ani ahlaksal yozlaşma ne zaman başladı? Sizin yaşadığınız dönemde mi, yoksa sizden yaşlı olan akrabalarınızın ya da arkadaşlarınızın döneminde mi? Bazıları, 1914’te patlak veren I. Dünya Savaşıyla birlikte eşi benzeri olmayan bir ahlaksal yozlaşmanın çağımıza adım attığını söylüyor. Tarih profesörü Robert Wohl kitabında şöyle yazdı: “Savaşı yaşayanlar, Ağustos 1914’te bir dünyanın bitip başka bir dünyanın başladığı inancından kendilerini asla kurtaramadılar” (The Generation of 1914).
Tarihçi Norman Cantor “Zaten yozlaşmakta olan davranış standartları dünyanın her yerinde hepten yok oldu” diyor. “Siyasetçiler ve generaller gözetimleri altındaki milyonlarca kişiye katledilmeye götürülen hayvanlar gibi davrandıktan sonra, artık hangi din ve ahlak ilkeleri, insanların birbirlerine vahşi hayvanlar gibi davranmasını engelleyebilirdi ki? . . . . Birinci Dünya Savaşındaki [1914-1918] katliam, insan yaşamının değerini tamamen düşürdü.”
İngiliz tarihçi H. G. Wells, kapsamlı tarih kitabında, evrim kuramının kabul edilmesinden sonra “gerçek bir ahlaksal yozlaşmanın baş gösterdiğini” söylüyor (The Outline of History). Peki bunun nedeni neydi? Bazıları insanın sadece, hayvanınkinden daha üstün yaşam biçimine sahip bir varlık olduğunu düşünmeye başladı. Bir evrimci olan Wells, 1920’de şöyle yazdı: “Onlar insanın, Hindistan yaban köpeği gibi sosyal bir hayvan olduğu sonucuna vardılar . . . . bu yüzden insan sürülerindeki büyük ve güçlü köpeklerin zorbalık yapması ve diğerlerinin üzerinde hâkimiyet kurması onlara doğru göründü.”
Cantor’un da dikkat çektiği gibi birinci dünya savaşının, insanların ahlak anlayışı üzerinde gerçekten de yıkıcı bir etkisi oldu. O “Bir önceki neslin her şeyi, siyaseti, giyim kuşamı, cinsel ahlakla ilgili tutumu tamamen yanlış gösterilmeye başlandı” diyor. Evrim kuramını onaylayarak ve birbiriyle savaşan ülkeleri destekleyerek Hıristiyan öğretilerini yozlaştıran kiliseler, ahlaksal çöküşte büyük bir rol oynadılar. İngiliz Tuğgeneral Frank Crozier şöyle yazdı: “Hıristiyan Kiliseleri kan dökme tutkusunu destekleyenlerin başında gelir, biz onlardan bu yönde bol bol yararlandık.”
Ahlak Kuralları Yok Oldu
Cümbüşlü Yıllar denilen dönemde, yani Birinci Dünya Savaşından sonraki on yılda, eski değerler ve ahlaksal sınırlar bir kenara itildi ve her tür davranışı hoş gören bir tutum onların yerini aldı. Tarihçi Frederick Lewis Allen şöyle dedi: “Savaşı takip eden bu on yıl yerinde olarak Terbiyesizlik Dönemi diye tanınabilir. . . . . Eski düzenle beraber hayata zenginlik ve anlam katan bir dizi değer de savrulup gitti ve onların yerine konulacak değerlerin bulunması hiç de kolay değildi.”
1930’larda tüm dünyayı etkileyen Büyük Bunalımda yoksulluk batağına batan birçok insan daha aklı başında davranmaya başladı. Ancak 1930’lu yılların sonunda dünya çok daha yıkıcı bir savaşa, II. Dünya Savaşına girdi. Kısa süre içinde uluslar büyük tahrip gücü olan korkunç silahlar yapmaya ve hızla dünyayı bunalımdan çıkarmaya başladılar, ama aynı zamanda dünyayı insanların hayal edemeyeceği kadar acılı ve korkulu bir döneme soktular. Savaşın sonunda yüzlerce şehir harap durumdaydı; Japonya’daki iki şehir sadece birer atom bombasıyla enkaza dönmüştü! Milyonlarca insan korkunç toplama kamplarında öldü. Savaşta yaklaşık 50 milyon erkek, kadın ve çocuğun yaşamı sona erdi.
II. Dünya Savaşı sırasındaki korkunç koşullarda insanlar, uzun zamandır sahip oldukları geleneksel standartlara bağlı kalmak yerine kendi davranış kurallarını benimsediler. Değişen değerleri ele alan bir kitapta şu sözler yer alıyor: “Cinsel konulardaki sınırlar savaş nedeniyle askıya alınmış gibi görünüyordu, çünkü savaş alanında hoş görülen davranışlar evdeki yaşamı da fethetti. . . . . Savaş zamanının önemi ve heyecanı kısa süre sonra ahlaksal sınırları aşındırdı ve birçok evdeki yaşam savaş alanındaki kadar ucuz ve kısa hale geldi” (Love, Sex and War—Changing Values, 1939-45).
Sürekli var olan ölüm tehlikesi insanların duygusal ilişkiler, hatta gelip geçici ilişkiler yaşama arzularını güçlendirdi. Britanyalı bir ev kadını bu duyguları kamçılayan yıllarda cinsel konulara aşırı hoşgörülü tutumlarını haklı çıkarmak için şöyle dedi: “Aslında ahlaksız değildik, ortada bir savaş vardı.” Bir Amerikan askeri şöyle dedi: “Çoğu insanın standartlarına göre ahlaksızdık, ama gençtik ve ertesi gün ölebilirdik.”
Bu savaşta hayatta kalan birçok kişi tanık olduğu korkunç olaylar yüzünden büyük acı çekti. O zaman çocuk olanlar da dahil bazıları hâlâ zaman zaman geçmişi hatırlıyor, travmayı tekrar yaşıyormuş gibi hissediyorlar. İnancını kaybeden birçok kişi onunla birlikte ahlaksal standartlarını da kaybetti. Doğru ile yanlış konusunda standartlar belirleyen hiçbir otoriteye saygı duymadan, her şeyin göreceli olduğunu düşünmeye başladılar.
Yeni Davranış Standartları
II. Dünya Savaşından sonra insanların cinsel davranışlarıyla ilgili araştırmalar yayımlandı. Bunlardan biri 1940’lı yıllarda ABD’de yayımlanan ve uzunluğu 800 sayfayı aşan Kinsey Raporu’ydu. Bu raporun sonucunda birçok kişi, daha önce pek konuşulmayan cinsel konularda rahatlıkla konuşmaya başladı. Bu raporda eşcinseller ve başka çarpık cinsel davranışlarda bulunan kişilerle ilgili istatistikler daha sonradan abartılı görülse de, bu araştırma savaştan sonra ani bir ahlaksal yozlaşma yaşandığını ortaya çıkardı.
Bir süre ahlaklı bir toplum görüntüsünü korumak için çaba harcandı. Örneğin radyoda, filmlerde ve televizyonda ahlaksız içerik sansürlendi. Ama bu uzun sürmedi. Eskiden ABD’de eğitim bakanı olan William Bennett şöyle dedi: “Ancak, 1960’lara gelindiğinde Amerika ‘tersine uygarlaşma’ olarak adlandırılabilecek bir duruma doğru, ani ve sürekli bir düşüş yaşamaya başlamıştı.” Bu durum başka birçok ülkede de görüldü. Peki ahlaksal yozlaşma 60’lı yıllarda neden hızlandı?
O yıllarda, hemen hemen aynı zamanda kadınların özgürlüğü hareketi ve sözde yeni ahlak anlayışıyla cinsel devrim yaşandı. Ayrıca etkili doğum kontrol hapları geliştirildi. Böylece hamile kalma korkusu yaşanmadan cinsel ilişkiye girilebilince, tarafların birbirlerine herhangi bir vaatte bulunmadan cinsel ilişkiye girmesi giderek yaygınlaştı.
Aynı zamanda basının, filmlerin ve televizyonun da ahlak kuralları esnekleşti. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski başkanı Zbigniew Brzezinski televizyonda sergilenen değerler hakkında daha sonra şöyle dedi: “Kişisel hazzı açıkça yüceltiyorlar, aşırı şiddeti ve vahşeti normalmiş gibi gösteriyorlar [ve] rasgele cinsel ilişkiyi teşvik ediyorlar.”
1970’li yıllara gelindiğinde video kasetler popüler olmuştu. İnsanlar böylece, sinema gibi halka açık yerlerde izlemeye asla gitmeyecekleri ahlaksız, açık saçık görüntüleri artık evlerinde izleyebiliyorlardı. Daha yakın zamanda da internet aracılığıyla, en iğrenç türde pornografi, dünya çapında bilgisayarı olan herkesin ulaşabileceği bir malzeme haline geldi.
Bu durumun birçok alanda yol açtığı sonuçlar korkutucu. ABD’deki bir hapishanenin müdürü geçenlerde şöyle dedi: “Bundan on yıl önce, hapse giren çocuklarla doğru ve yanlışlar hakkında konuşabiliyordum. Şimdi gelen çocukların ise ne konuştuğum hakkında en ufak bir fikri bile yok.”
Rehberliği Nerede Arayabiliriz?
Ahlaksal konularda rehberlik için bu dünyanın kiliselerine başvuramayız. Kiliseler, İsa’nın ve birinci yüzyıldaki takipçilerinin yaptığı gibi doğruluk ilkelerini desteklemek yerine bu dünyanın ve kötülüklerinin bir kısmı haline geldi. Bir yazar “Tanrı’nın her iki tarafı da desteklediğinin iddia edilmediği hangi savaş var?” diye sordu. New York’taki bir din adamı, Tanrı’nın ahlak standartlarının desteklenmesi hakkında yıllar önce şöyle dedi: “Kilise, bir otobüsle yolculuk etmek için karşılanması gereken taleplerden daha düşük üyelik taleplerine sahip olan dünyadaki tek teşkilattır.”
Bu dünyadaki ani ahlaksal yozlaşma, acilen bir şeyler yapılması gerektiğini açıkça gösteriyor. Peki yapılması gereken ne? Ne tür bir değişiklik gerekiyor? Bunu kim yapabilir ve bu nasıl başarılacak?
[Sayfa 5’teki pasaj]
“Birinci Dünya Savaşındaki [1914-1918] katliam, insan yaşamının değerini tamamen düşürdü”
[Sayfa 6’daki çerçeve]
ERDEM VE DEĞERLER
Bir kişinin erdemli, yani dürüst, sadık, iffetli ve onurlu olup olmadığı eskiden daha net anlaşılıyordu. Şimdi ise “değerler” ifadesi “erdem” ifadesinin yerini aldı. Ama tarihçi Gertrude Himmelfarb’ın da kitabında belirttiği gibi bu konuyla ilgili bir sorun var: “Bir kişi, değerler hakkında söylediklerini erdem hakkında söyleyemez, . . . . yani herkesin kendi erdemlerini seçme hakkı olduğundan söz edilemez” (The De-Moralization of Society).
Bu tarihçi değerlerin, “herhangi bir kişinin, grubun ya da toplumun herhangi bir zamanda, herhangi bir nedenle değer verdiği inançlar, görüşler, tutumlar, duygular, alışkanlıklar, âdetler, tercihler, önyargılar, hatta alışılmışın dışındaki özellikler” olabileceğini söyledi. Şu anki liberalleşmiş toplumda insanlar, tıpkı bir markette yiyecek maddeleri seçer gibi kendi değerlerini seçme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar. Peki böyle bir durumda, gerçek erdem ve ahlak ne hale gelir?
[Sayfa 6, 7’deki resim]
Yozlaşmış eğlenceye gün geçtikçe daha kolay erişiliyor
-
-
Bu Dünya Nereye Gidiyor?Uyanış!—2007 | Nisan
-
-
Bu Dünya Nereye Gidiyor?
MUKADDES KİTAP günümüzde yaşanan ahlaksal çöküşü çok uzun zaman önce şu sözlerle bildirmişti: “Son günlerde çetin ve bunalımlı bir dönem gelecek. Çünkü insanlar, kendini seven, parayı seven . . . . , ana baba sözü dinlemeyen, nankör, vefasız, insan sevgisinden yoksun . . . . , azgın, iyilik düşmanı, hain, dikbaşlı, gururlu, Tanrı yerine zevki seven, Tanrı’ya bağlı gibi görünüp, yaşamlarıyla böyle bir bağlılığın gücünü inkâr ettiklerini gösteren kişiler olacaklar” (2. Timoteos 3:1-5).
Mukaddes Kitaptaki bu peygamberliğin günümüz dünyasının doğru bir tanımı olduğu konusunda hemfikir olabilirsiniz. Ancak bu sözler yaklaşık 2.000 yıl önce kaydedildi! Kayıt şöyle başlar: “Son günlerde.” Acaba “son günler” ifadesi ne anlama geliyor?
Neyin ‘Son Günleri’?
“Son günler”, çok sık kullanılan bir ifade haline geldi. Sadece İngilizcede bile yüzlerce kitabın başlığında geçiyor. Örneğin geçenlerde çıkan The Last Days of Innocence—America at War, 1917-1918 (Masumiyetin Son Günleri: Amerika Savaşta, 1917-1918) kitabını ele alalım. Önsözde, kitabın “son günler” ifadesiyle belirli bir zamana, büyük bir ahlaksal çöküşün yaşandığı döneme işaret ettiği açıkça belirtiliyor.
Önsözde şöyle yazıyor: “1914’te ülke, tarihte eşi görülmemiş ölçüde hızlı bir değişim sürecine girdi.” Gerçekten de 1914 yılında daha önce hiç yaşanmamış bir şey oldu ve tüm dünya beklenmedik şekilde savaşa girdi. Kitap şöyle diyor: “Bu topyekûn bir savaştı, ordular arasında değil, uluslar arasında gerçekleşen bir çatışmaydı.” Göreceğimiz gibi bu savaş Mukaddes Kitabın “son günler” diye adlandırdığı dönemin başında meydana geldi.
Bu dünyanın, sona ermeden önce, “son günler” diye adlandırılan belirli bir dönemden geçeceği Mukaddes Kitabın öğretilerinden biridir. Aslında Mukaddes Kitap bir zamanlar var olan, fakat çoktan geçmiş, yani sona ermiş olan bir dünya olduğunu şöyle açıklıyor: “O zamanın dünyası sular altında kaldığında . . . . yıkıma uğramıştı.” Bu ne zaman oldu ve hangi dünya sona erdi? Bu, Nuh’un zamanında var olan, “Tanrı’dan korkmayan [eski] bir insanlık dünyası”ydı. Benzer şekilde zamanımızdaki dünya da sona erecek. Ancak Tanrı’ya hizmet edenler bu son geldiğinde, Nuh ve ailesi gibi hayatta kalacaklar (2. Petrus 2:5; 3:6; Tekvin 7:21-24; 1. Yuhanna 2:17).
İsa Son Hakkında Ne Dedi?
İsa Mesih de, Tufan’ın gelip herkesi silip süpürdüğü “Nuh’un zamanı”ndan bahsetti. O, Tufan’dan önceki, yani o dünya sona ermeden hemen önceki koşulları, “ortamın sonu” olarak tanımladığı zamanda hüküm sürecek koşullara benzetti (Matta 24:3, 37-39). Başka Mukaddes Kitap tercümeleri de “dünyanın sonu” ve “çağın bitimi” ifadelerini kullanır (Kitabı Mukaddes ve Yeni Çeviri).
İsa, dünya sona ermeden hemen önce yeryüzünde yaşamın nasıl olacağını önceden bildirdi. O, savaşlar hakkında şöyle dedi: “Millet milletle ve krallık krallıkla çatışacak.” Tarihçiler bunun 1914’ten beri gerçekleştiğini fark ettiler. Bu nedenle, daha önce alıntılanan kitabın önsözünde 1914’ten, “ordular arasında değil, uluslar arasında gerçekleşen” topyekûn savaşın başladığı zaman olarak söz edildi.
İsa gelecek hakkındaki sözlerine şunları da ekledi: “Birçok yerde kıtlıklar ve depremler olacak. Tüm bunlar sancıların başlangıcıdır.” O başka birçok şeyin yanı sıra ‘kötülüğün çoğalacağını’ da söyledi (Matta 24:7-14). Bunun günlerimizde gerçekleştiğini şüphesiz görüyoruz. Günümüzdeki ahlaksal çöküşün ciddi boyutları, Mukaddes Kitaptaki sözlerin gerçekleştiğini göstermektedir!
Her şeyin böylesine yozlaştığı bu dönemde nasıl bir yaşamımız olmalı? Elçi Pavlus’un Roma’daki İsa’nın takipçilerine ahlaksal çöküş hakkında yazdıklarına dikkat edin. O insanların ‘utanç verici cinsel tutkularına’ dikkat çekerek şöyle dedi: “Onların kadınları, kendileri için doğal olan ilişkiyi bırakıp doğaya aykırı olanı seçtiler. Aynı şekilde erkekler de kadınlarla olan doğal ilişkiyi bırakarak birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular; erkekler erkeklerle ahlaksızlık yapıp sapıklık [ettiler]” (Romalılar 1:26, 27).
Tarihçiler o zamanki insan toplumu ahlaksızlığa giderek daha çok batarken, “küçük Hıristiyan topluluklarının, zevk çılgını putperest dünyayı dindarlıkları ve iffetleriyle rahatsız ettiklerini” söylüyor. Bu bizi durup düşünmeye yöneltmeli: ‘Benim için ve arkadaşlık etmeyi seçtiğim kişiler için ne denebilir? Ahlaksızlıklarına devam eden kişilerin tersine ahlaklı ve farklı kişiler olarak göze çarpıyor muyuz?’ (1. Petrus 4:3, 4).
Sürdürdüğümüz Mücadele
Mukaddes Kitap etrafımızı saran ahlaksızlığa rağmen, “yoldan çıkmış bozuk bir neslin ortasında kusursuz ve saf, Tanrı’nın lekesiz çocukları” olmamız gerektiğini söyler. Bunu yapabilmek için “hayat sözüne sıkıca” yapışmalıyız (Filipililer 2:15, 16). Mukaddes Kitaptaki bu ifade, İsa’nın takipçilerinin ahlaksal yozlaşmadan etkilenmemeyi nasıl başarabilecekleri konusunda yardım sağlar: Onlar Tanrı’nın Sözündeki öğretilere bağlı kalmalılar ve onun ahlak standartlarının en iyi yaşam yolunu gösterdiğini fark etmeliler.
“Bu ortamın tanrısı” olan İblis Şeytan insanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor (2. Korintoslular 4:4). Mukaddes Kitap onun “ışık meleği kimliğine” büründüğünü söyler. Onun hizmetkârları, yani onun gibi davranarak ona hizmet edenler de aynısını yapar (2. Korintoslular 11:14, 15). Onlar özgürlük ve zevk vaat ederler, ancak Mukaddes Kitabın dediği gibi “kendileri yozluğun kölesidir” (2. Petrus 2:19).
Bu konuda aldanmayın. Tanrı’nın ahlak standartlarını göz ardı edenler ciddi sonuçlarla karşılaşacaklar. Mukaddes Kitapta, Mezmur yazarının şu sözleri yer alır: “Kurtuluş kötülerden uzaktır; çünkü senin [Tanrı’nın] kanunlarını aramıyorlar” (Mezmur 119:155; Süleyman’ın Meselleri 5:22, 23). Bu konuda ikna olduk mu? Olduysak, zihnimizi ve yüreğimizi her şeyi hoş gören anlayışın propagandalarına karşı koruyalım.
Ancak birçok kişi akılsızca bir mantık yürüterek, ‘Eğer yaptığım şey yasalara aykırı değilse, o zaman yanlış da değil’ diye düşünüyor. Ama bu doğru değildir. Göklerdeki Babamız yaşamınızı sıkıcı ve kısıtlayıcı hale getirmek için değil, sizi korumak için ahlaksal konularda sevgiyle rehberlik sağlıyor. O, ‘faydalı olanı size öğretiyor.’ Belalardan uzak durmanızı ve mutlu bir yaşam sürmenizi istiyor. Aslında Mukaddes Kitabın da öğrettiği gibi, Tanrı’ya hizmet etmek “hem şimdiki hem de gelecekteki yaşama dair vaatler” içerir. Bu “gerçek yaşam”dır, yani O’nun vaat ettiği yeni dünyadaki sonsuz yaşamdır! (İşaya 48:17, 18; 1. Timoteos 4:8; 6:19).
Öyleyse Mukaddes Kitap öğretilerini uygulamanın yararlarını bunu yapmayan kişilerin sonunda yaşayacağı kederle karşılaştırın. Tanrı’yı dinleyerek O’nun onayını kazanmak gerçekten de en iyi yaşam tarzıdır! Tanrı şu vaatte bulunur: “Beni dinliyen emniyette oturacaktır. Ve kötülükten korkusu olmayıp rahat bulacaktır” (Süleyman’ın Meselleri 1:33).
Ahlaklı Bir Toplum
Mukaddes Kitap, bu dünya geçip giderken ‘kötünün yok olacağını’ söyler. Ayrıca şöyle der: “Memlekette doğru adamlar oturacaklar, ve kâmiller orada kalacaklardır” (Mezmur 37:10, 11; Süleyman’ın Meselleri 2:20-22). Bu nedenle yeryüzü, Yaratıcımızın doğru öğretilerine uymayı reddeden herkes içinde olmak üzere ahlaksızlığın tüm kalıntılarından temizlenecek. O zaman, Tanrı’nın ilk insan çiftini yerleştirdiği bahçeye benzer bir yeryüzü cenneti, Tanrı’yı seven kişilerin yardımıyla yavaş yavaş tüm dünyaya yayılacak (Tekvin 2:7-9).
Cennete benzer güzelliğe sahip, temizlenmiş bir yeryüzünde yaşamanın ne kadar zevkli olacağını düşünün. Bu dünyayı görme ayrıcalığına sahip kişilerin arasında, diriltilen milyarlarca insan da olacak. O halde Tanrı’nın şu vaatlerini düşünerek sevinin: “Salihler yeri miras alır, ve onda ebediyen otururlar.” “[Tanrı] gözlerinden bütün gözyaşlarını silecek. Artık ölüm olmayacak, artık matem, feryat ve acı da olmayacak. Önceki şeyler geçti” (Mezmur 37:29; Vahiy 21:3, 4).
[Sayfa 9’daki pasaj]
Bir dünya sona erdiğinde, Tanrı’dan korkan kişiler hayatta kaldı
[Sayfa 10’daki resim]
Bu dünya sona erdikten sonra yeryüzü cennet haline gelecek
-