-
Kendinize Nasıl Bir Ad Yapıyorsunuz?Gözcü Kulesi—2003 | 15 Ağustos
-
-
Kendinize Nasıl Bir Ad Yapıyorsunuz?
GAZETEDE çıkan ölüm ilanlarını hiç okudunuz mu ya da ölen bir kişinin hayatından ve başarılarından söz eden uzun bir haber izlediniz mi? Kendinize, ‘İnsanlar benim hakkımda ne söylerdi?’ diye sorduğunuz oldu mu? Acaba kaç kişi, öldükten sonra nasıl hatırlanacağını düşünmüştür? O halde, şu samimi sorular üzerinde düşünün: Eğer dün ölmüş olsaydınız, bugün insanlar sizin hakkınızda ne söylerdi? Kendinize nasıl bir ad yapıyorsunuz? Sizi tanıyanlar ve Tanrı tarafından nasıl hatırlanmak isterdiniz?
Kutsal Yazıların Vaiz kitabının hikmetli yazarı şunları söyledi: “İyi ad hoş kokulu yağdan, ve ölüm günü, bir adamın doğduğu günden iyidir.” (Vaiz 7:1) Neden bir kişinin ölüm günü, doğum gününden daha iyidir? Çünkü bir kişi doğduğunda henüz bir ad yapmamıştır. Sicili boştur. Yaşamı ya iyi ya da kötü bir adla sonuçlanacaktır. Duruma bu açıdan bakıldığında, yaşadıkları yıllar içinde kendilerine iyi bir ad yapmış olanlar için ölüm günü, doğum gününden iyidir.
O halde bir seçimle karşı karşıyayız. Aslında her gün pek çok seçim yapıyoruz; öyle ki, bu seçimler öldüğümüz gün nasıl bir ada sahip olduğumuzu, özellikle de Tanrı’nın bizi nasıl hatırlayacağını belirleyecektir. Bu nedenle, yukarıda sözü edilen hikmetli İbrani yazar şöyle yazdı: “Doğrular övgüyle, kötüler nefretle anılır.” (Süleymanın Meselleri 10:7, YÇ) Tanrı tarafından övgüyle ve ödüllendirilmek üzere anılmak, ne büyük bir onurdur!
Hikmetli davranmak istiyorsak, amacımız Tanrı’nın standartlarına uygun yaşayarak O’nu memnun etmek olmalıdır. Bu, İsa’nın söz ettiği şu temel ilkeleri izlemek anlamına gelir: “‘Allahın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün fikrinle seveceksin.’ Büyük ve birinci emir budur. Ve buna benziyen ikincisi şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ Bütün şeriat ve peygamberler bu iki emre bağlıdır.”—Matta 22:37-40.
Bazı kişiler iyiliksever, hümanist, medeni hakların savunucusu olarak ya da iş alanında, bilimde, tıpta veya başka faaliyetlerde elde ettikleri başarılarla hatırlanıyorlar. Peki siz nasıl hatırlanmak isterdiniz?
İskoçyalı şair Robert Burns, (1759-1796) bir gücün bize, kendimizi başkalarının gördüğü gibi görme yeteneği vermesini istediğini söyledi. Acaba kendinize tarafsız bir açıdan bakabilir ve başka insanların ve Tanrı’nın gözünde iyi bir ad yaptığınızı söyleyebilir misiniz? Sonuçta, başkalarıyla ilişkilerimiz, spor ya da iş dünyasında elde edebileceğimiz kısa vadeli başarılardan kuşkusuz daha önemlidir. Bu nedenle, ortaya şu soru çıkıyor: Başkalarına karşı davranışlarımız –konuşmalarımız, hareket tarzımız, beden dilimiz– onlarda nasıl bir izlenim bırakıyor? Bizim sıcakkanlı mı, yoksa soğuk biri mi olduğumuzu düşünüyorlar? Nazik mi, yoksa kaba mı buluyorlar? Esnek biri mi yoksa katı biri mi olduğumuzu düşünüyorlar? Sıcak ve insancıl mı, yoksa soğuk ve duygusuz mu buluyorlar? Acımasızca eleştiren biri mi, yoksa yapıcı öğütler veren biri mi olduğumuzu düşünüyorlar? Kendimize nasıl iyi bir ad yapabileceğimizi öğrenmek için geçmişten ve günümüzden bazı örnekleri inceleyelim.
[Sayfa 3’teki resim]
Robert Burns, bir gücün bize, kendimizi başkalarının gördüğü gibi görme yeteneği vermesini istedi
[Tanıtım notu]
A History of England adlı kitaptan
-
-
Bazıları Nasıl Kişiler Olarak Hatırlanıyor?Gözcü Kulesi—2003 | 15 Ağustos
-
-
Bazıları Nasıl Kişiler Olarak Hatırlanıyor?
YAKLAŞIK üç bin yıl önce, Davud, İsrail kralı Saul’dan kaçıyordu. Davud, koyun ve keçi sürüleri sahibi olan zengin Nabal’a adamlarını göndermiş, ondan yiyecek ve su istemişti. Aslında Nabal, Davud ve adamlarına minnet borçluydu; çünkü onlar Nabal’ın sürülerini korumuşlardı. Fakat Nabal konukseverlik göstermeyi reddetti. Hatta Davud’un adamlarına bağırıp, onları tersledi. Nabal ateşle oynuyordu; çünkü Davud hafife alınacak biri değildi.—I. Samuel 25:5, 8, 10, 11, 14.
Nabal’ın tutumu, Ortadoğu’nun ziyaretçilere ve yabancılara konukseverlik gösterme geleneğine uymuyordu. Öyleyse, Nabal kendine nasıl bir ad yaptı? Mukaddes Kitap, onun kaba, “işlerinde kötü” ve “yaramaz” bir adam olduğunu söylüyor. Onun ismi “anlayışsız” anlamına geliyor ve o, bu özelliği yaşarken kuşkusuz göstermişti. (I. Samuel 25:3, 17, 25) Bu şekilde hatırlanmak ister miydiniz? Başkalarına –özellikle de daha zayıf görünüyorlarsa– kaba ve acımasız mı davranıyorsunuz? Yoksa nazik, konuksever ve düşünceli misiniz?
Abigail: Sağgörülü Bir Kadın
Kaba davranışı yüzünden, Nabal’ın başı derde girdi. Davud ve 400 adamı kılıçlarını kuşandılar ve ona bir ders vermek üzere harekete geçtiler. Nabal’ın karısı Abigail olanları işitmişti. Yakında bir çatışma olacağının farkındaydı. Ne yapabilirdi? Abigail hemen koşup, bol bol yiyecek ve içecek hazırladı ve Davud ile adamlarını durdurmaya gitti. Onlarla karşılaştığında, boş yere kan dökmemesi için Davud’a yalvardı. Böylece Davud’un yüreği yumuşadı. Abigail’in yalvarışını dinledi ve planından vazgeçti. Bu olaylardan kısa süre sonra Nabal öldü. Abigail’in güzel niteliklerinin farkında olan Davud, sonra onunla evlendi.—I. Samuel 25:14-42.
Acaba Abigail kendine nasıl bir ad yaptı? O “anlayışlı” ya da asıl İbranice sözcüğe göre, “zeki” idi. Sağduyulu ve gerçekçi biri olduğu belliydi; nasıl ve ne zaman inisiyatif kullanması gerektiğini biliyordu. O, akılsızca davranan kocasını ve ev halkını felaketten kurtarmak için vefayla davrandı. Sonuçta Abigail de öldü; ancak sağgörülü bir kadın olarak göze çarpar bir ad yaptı.—I. Samuel 25:3.
Petrus Ardında Nasıl Bir Ad Bıraktı?
Şimdi MS birinci yüzyıla doğru gidelim ve İsa’nın 12 resulünü ele alalım. Önceleri Celile’de bir balıkçı olan Petrus, diğer adıyla Kifas, kuşkusuz onların en konuşkanı ve atılganıydı. Anlaşılan o, duygularını dile getirmekten korkmayan, enerjik biriydi. Örneğin bir keresinde İsa, öğrencilerinin ayaklarını yıkadı. Sıra Petrus’un ayaklarının yıkanmasına geldiğinde, o nasıl tepki gösterdi?
Petrus, İsa’ya şöyle dedi: “Ya Rab, sen mi ayaklarımı yıkayacaksın?” İsa şu yanıtı verdi: “Benim yaptığımı sen şimdi bilmezsin; fakat sonra anlıyacaksın.” Petrus, “Benim ayaklarımı asla yıkamıyacaksın” dedi. Petrus’un anında verdiği net tepkiye dikkat edin. Acaba İsa nasıl karşılık verdi?
İsa “eğer seni yıkamazsam, benimle payın olmaz” dedi. Bunun üzerine Simun Petrus da şöyle yanıt verdi: “Ya Rab, yalnız ayaklarımı değil, fakat ellerimi ve başımı da yıka.” Gördüğünüz gibi, bu kez Petrus öbür aşırı uca kayıyor! Ancak Petrus’un yanındaki kişiler onun tutumunu iyi biliyorlardı. O hile ya da kurnazlık yapmıyordu.—Yuhanna 13:6-9.
Petrus, insani zayıflıklarıyla da hatırlanır. Örneğin, insanlar onu mahkûm edilmiş Nasıralı İsa’nın takipçisi olmakla suçladığında, Mesih’i üç kez inkâr etti. Hatasını anladığında, acı acı ağladı. O, üzüntüsünü ve pişmanlığını dile getirmekten çekinmedi. Petrus’un İsa’yı inkâr etmesini anlatan kaydın İncil yazarları tarafından kaleme alınmış olması da anlamlıdır; onlar bu bilgiyi muhtemelen Petrus’tan aldılar. Petrus kusurlarını kabul edecek kadar alçakgönüllüydü. Siz de böyle bir erdeme sahip misiniz?—Matta 26:69-75; Markos 14:66-72; Luka 22:54-62; Yuhanna 18:15-18, 25-27.
Petrus, İsa’yı inkâr ettikten birkaç hafta sonra mukaddes ruhla doldu ve Pentikost’ta Yahudilerden oluşan bir kalabalığa cesaretle vaaz etti. Bu olay, diriltilmiş olan İsa’nın ona güvendiğinin kesin bir kanıtıydı.—Resullerin İşleri 2:14-21.
Başka bir defasında, Petrus farklı bir tuzağa düştü. Pavlus’un anlattığına göre, Petrus Yahudi asıllı bazı imanlıların Antakya’ya gelmesinden önce, Yahudi olmayan imanlılarla açıkça görüşüyordu. Fakat sonra, Yeruşalim’den gelen “sünnetli olanlardan korkarak” Yahudi olmayanların yanından ayrıldı. Pavlus, Petrus’un çifte standartlı davranışını açığa vurdu.—Galatyalılar 2:11-14.
Bununla birlikte, takipçilerinden birçoğunun İsa’yı terk etmeye hazır göründüğü kritik bir anda, İsa’nın öğrencilerinden hangisi görüşünü cesaretle dile getirdi? Bu olay, İsa’nın, etinin yenmesi ve kanının içilmesiyle ilgili yeni bir açıklama yaptığı sırada olmuştu. İsa şöyle demişti: “İnsanoğlunun etini yiyip kanını içmedikçe, kendinizde hayat yoktur.” İsa’nın Yahudi takipçilerinin çoğu bu sözler karşısında tökezlediler ve şöyle söylediler: “Bu söz çetindir, onu kim işitebilir?” Peki sonra neler oldu? “Bunun üzerine şakirtlerden çoğu geri dönüp artık onunla” dolaşmaz oldular.—Yuhanna 6:50-66.
Bu kritik anda İsa on iki resule döndü ve şu dokunaklı soruyu sordu: “Yoksa siz de mi gitmek istiyorsunuz?” Petrus şöyle yanıtladı: “Ya Rab, biz kime gideceğiz? ebedî hayatın sözleri sendedir. Biz de iman ettik, ve biliyoruz ki, Allahın Kuddûsu sensin.”—Yuhanna 6:67-69.
Petrus nasıl bir ad yapmıştı? Onunla ilgili kayıtları okuyan biri, onun dürüst ve açıksözlü kişiliğinden, vefasından ve zayıflıklarını kabul etmeye hazır oluşundan mutlaka etkilenir. O kendine ne güzel bir ad yaptı!
İsa Nasıl Biri Olarak Hatırlanıyor?
İsa’nın yeryüzündeki hizmeti sadece üç buçuk yıl sürdü. Bununla birlikte, takipçileri onu nasıl hatırlıyor? Acaba o, kusursuz ve günahsız olduğu için, insanlara soğuk davrandı mı? Tanrı’nın Oğlu olduğunu düşünüp yetkisini uygunsuz şekilde kullandı mı? Takipçilerini yıldırmaya çalışıp, itaat etmeye zorladı mı? Mizah duygusunu kaybedecek kadar kendini ciddiye aldı mı? Zayıflar, hastalar veya çocuklarla ilgilenemeyecek kadar meşgul müydü? O dönemdeki erkeklerin genelde yaptığı gibi, başka ırktan insanları ve kadınları hor mu gördü ? Kayıtlar bize onun hakkında ne anlatıyor?
İsa insanlarla ilgilendi. Onun hizmeti incelendiğinde, çok defa sakatları ve hastaları iyileştirdiği görülür. O, ihtiyaçta olanlara yardım etmek için elinden geleni yaptı. Çocuklarla ilgilendi ve öğrencilerine şöyle emretti: “Bırakın, çocuklar bana gelsinler; onlara mani olmayın.” Ve İsa “onları kucaklıyıp ellerini üzerlerine koyarak hayır dua etti.” Siz çocuklara vakit ayırıyor musunuz, yoksa onları fark edemeyecek kadar meşgul müsünüz?—Markos 10:13-16; Matta 19:13-15.
İsa yeryüzündeyken, Yahudi halkı, Kanunun taleplerinin dışına çıkan dinsel kurallar ve talimatlar altında eziliyordu. Dinsel liderler halka ağır yükler yüklüyorlardı; oysa kendileri bunları kaldırmak için parmaklarını bile kımıldatmıyorlardı. (Matta 23:4; Luka 11:46) İsa ile aralarında ne büyük bir zıtlık vardı! İsa şöyle demişti: “Ey bütün yorgunlar ve yükleri ağır olanlar, bana gelin, ve size ben rahat veririm.”—Matta 11:28-30.
İnsanlar, İsa ile beraberken kendilerini rahatlamış hissettiler. O, öğrencilerini yıldırmadı; öyle ki, onlar kendilerini ifade etmekten çekinmediler. Aksine, onları konuşturmak için sorular sordu. (Markos 8:27-29) İsa’nın takipçilerinin cemaatindeki nazırlar da kendilerine şunu sormalılar: ‘Ben de iman kardeşlerim üzerinde aynı izlenimi bırakıyor muyum? Diğer ihtiyarlar bana görüşlerini açıkça söylüyorlar mı, yoksa bunu yapmakta tereddüt mü ediyorlar?’ Nazırların yaklaşılabilir, başkalarını dinleyen ve esnek kişiler olması ne kadar rahatlatıcıdır! Makul olmamak, samimi ve açık bir sohbeti engeller.
İsa, Tanrı’nın Oğlu olduğu halde, gücünü veya yetkisini asla kötüye kullanmadı. Bunun yerine, kendisini dinleyenlerin doğru düşünmesine yardım etti. Ferisiler, “Kaysere vergi vermek caiz mi, yahut değil mi?” şeklinde hileli bir sorup, onu tuzağa düşürmeye çalıştıklarında da böyle yaptı. İsa, onlardan madeni bir para göstermelerini isteyip şöyle sordu: “Bu suret ve yazı kimindir?” Onlar “Kayserin” diye yanıtladılar. O zaman İsa “Öyle ise, Kayserin şeylerini Kaysere, ve Allahın şeylerini Allaha ödeyin” dedi. (Matta 22:15-21) Bu şekilde basit bir akıl yürütme onlar için yeterli bir cevap olmuştu.
Acaba İsa mizah duygusuna sahip miydi? Bazı kişiler, İsa’nın, devenin iğne deliğinden geçmesinin zengin bir adamın Tanrı’nın Gökteki Krallığına girmesinden daha kolay olduğunu söylediği pasajı okuduklarında, bunu mizahi bir üslup olarak görüyorlar. (Matta 19:23, 24) Bir devenin gerçek bir dikiş iğnesinin deliğinden geçmeyi denemesi fikri abartılıdır. Bu tür abartmalara başka bir örnek ise, bir kişinin kardeşinin gözündeki çöpü görüp, kendi gözündeki merteği görmemesidir. (Luka 6:41, 42) Gerçekten de, İsa insanları sert biçimde terbiye eden biri değildi. O sıcak ve dostça davranan biriydi. Bugün de mizah duygusu, İsa’nın takipçilerinin sıkıntılarını azaltabilir.
İsa Kadınlara Şefkatle Davrandı
Kadınlar İsa’nın yanındayken neler hissettiler? Annesi Meryem de dahil, kuşkusuz birçok kadının onun vefalı takipçisi olduğu biliniyor. (Luka 8:1-3; 23:55, 56; 24:9, 10) Kadınlar İsa’ya rahatça yaklaştılar, öyle ki, bir keresinde günahkâr olarak tanınan bir kadın İsa’nın ayaklarını gözyaşlarıyla ıslattı ve güzel kokulu bir yağ sürdü. (Luka 7:37, 38) Yıllardır kanaması olan başka bir kadın da, İsa’nın giysisine dokunup iyileşmek için kalabalığı yararak yanına geldi. İsa onun imanını övdü. (Matta 9:20-22) Evet, İsa kadınların gözünde de yaklaşılır biriydi.
Başka bir defasında, İsa bir kuyunun yanında Samiriyeli bir kadınla konuştu. Kadın bu duruma öyle şaşırdı ki İsa’ya şöyle dedi: “Sen Yahudi, ben de Samiriyeli bir kadınken, nasıl benden su istiyorsun?” Gerçekten de, Yahudiler Samiriyelilerle görüşmezlerdi. İsa, sonsuz yaşam veren su kaynağıyla ilgili şahane hakikati ona öğretmeye başladı. O, kadınlarla kolayca iletişim kurdu. Bir erkek olarak bundan rahatsızlık duymadı.—Yuhanna 4:7-15.
İsa, özveri ruhu da dahil, sahip olduğu birçok insancıl nitelikle hatırlanıyor. O, Tanrısal sevginin ta kendisiydi. Böylece İsa, takipçisi olmak isteyen herkes için standart koyuyor. Acaba siz onun örneğini ne kadar yakından izliyorsunuz?—I. Korintoslular 13:4-8; I. Petrus 2:21.
Bugün İsa’nın Takipçileri Nasıl Hatırlanıyorlar?
Günümüzde birçoğu yaşlı, diğerleri ise nispeten genç olan İsa’nın binlerce vefalı takipçisi yaşamını kaybetti. Bununla birlikte, onlar geride iyi bir ad bıraktılar. Onlardan bazıları, yaklaşık 90 yaşında ölen Crystal gibi, sıcak kalpli ve arkadaş canlısı olmalarıyla hatırlanıyor. Başkaları ise 40’lı yaşlarda ölen Dirk gibi, neşeli mizaçları ve yardımseverlikleriyle hatırlanıyor.
Ayrıca İspanya’dan José’yi ele alalım. Ülkesinde Yehova’nın Şahitlerinin vaaz faaliyetinin yasak olduğu 1960’lı yıllarda evli ve üç çocuklu biri olarak Barcelona’da düzenli bir işi vardı. Fakat o dönemde İspanya’nın güneyinde olgun ihtiyarlara ihtiyaç duyuldu. Bunun üzerine José işini bıraktı ve ailesiyle birlikte Málaga’ya taşındı. Orada ekonomik açıdan zor dönemler yaşamak zorunda kaldılar ve çoğu kez iş bulamadılar.
Ancak José hizmette vefalı, güvenilir bir kişi oluşuyla ve kızlarını örnek şekilde yetiştirmesiyle tanındı; tüm bunları eşi Carmela’nın desteğiyle başardı. O sahada bölge ibadetlerinin düzenlenmesi için birine ihtiyaç olduğunda, José her zaman yardıma hazırdı. Ne yazık ki, José 50’li yaşlarındayken, ciddi bir hastalığa yakalandı ve öldü. Ancak geride, güvenilir, çalışkan bir ihtiyar, sevgi dolu bir koca ve baba olarak ad bıraktı.
Peki, siz nasıl hatırlanacaksınız? Dün ölmüş olsaydınız, bugün insanlar sizin hakkınızda neler söylerdi? Bu soru, davranışlarımızı düzeltmek üzere hepimizi harekete geçirebilir.
Nasıl iyi bir ad yapabiliriz? Başkalarına ruhun meyvesini –sevgi, tahammül, inayet, iyilik, özdenetim– göstermek konusunda her zaman gelişebiliriz. (Galatyalılar 5:22, 23) Gerçekten de, “İyi ad hoş kokulu yağdan, ve ölüm günü, bir adamın doğduğu günden iyidir.”—Vaiz 7:1; Matta 7:12.
[Sayfa 5’teki resim]
Abigail sağgörülü olmasıyla hatırlanıyor
[Sayfa 7’deki resim]
Petrus atılgan, ancak dürüst kişiliğiyle hatırlanıyor
[Sayfa 8’deki resim]
İsa çocuklara zaman ayırdı
-