-
Komünist Yasağı Altında Geçen 40’ı Aşkın YılGözcü Kulesi—1999 | 1 Mart
-
-
The Watchtower dergisinin 1 Nisan 1956 sayısı, 1, 7 ve 8 Nisan 1951’de Yehova’nın Şahitleriyle ilgili “büyük bir sürgün” gerçekleştirildiğini bildirdi. The Watchtower şöyle açıkladı: “Rusya’daki Yehova’nın Şahitleri bu tarihleri unutamaz. O sırada, Batı Ukrayna, Beyaz Rusya [Byelorusskaya], Besarabya, Moldova, Letonya, Litvanya ve Estonya’da bulunabilen Yehova’nın Şahitlerinin tümü—yedi binden fazla erkek ve kadın . . . . at arabalarıyla tren istasyonlarına taşındı ve oradan sığır kamyonlarına bindirilip, çok uzaklara gönderildi.”
EŞİM, sekiz aylık oğlum, ana-babam, erkek kardeşim ve Ternopol (Ukrayna) şehrinden ve çevresinden başka birçok Şahit, 8 Nisan 1951’de evlerinden alındı. Sığır kamyonlarında yaklaşık iki hafta boyunca yolculuk ettiler. Sonunda Baykal Gölü’nün batısındaki Sibirya taygasında (Kuzey kutbunun alt kısmında ormanlık bir alan) indirildiler.
-
-
Komünist Yasağı Altında Geçen 40’ı Aşkın YılGözcü Kulesi—1999 | 1 Mart
-
-
Mukaddes Kitaba dayanan yayınlar bulundurmak tehlikeliydi ve onlarla yakalanmak 25 yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabilirdi. Yine de kendime ait bir kütüphanem olsun istiyordum. Komşularımızdan biri Yehova’nın Şahitleriyle Mukaddes Kitabı incelemeye başlamıştı, ancak korkudan vazgeçmişti ve yayınları bahçesine gömmüştü. Adam toprağı kazıp çıkardığı tüm kitapları ve dergileri bana verince Yehova’ya şükrettim! Onları, başkasının aklına gelmeyecek bir yere, babamın arı kovanlarının içine sakladım.
-
-
Komünist Yasağı Altında Geçen 40’ı Aşkın YılGözcü Kulesi—1999 | 1 Mart
-
-
Ansızın Gelen İlk Deneme
16 Nisan 1950’de, küçük bir kasaba olan Podgaitsi’den eve dönerken karşıma aniden askerler çıktı; üzerimde kitap tetkiki grubuna götürdüğüm bazı yayınları buldular. Tutuklandım. Gözaltına alındığım ilk günlerde, sopayla dövüldüm, aç ve uykusuz bırakıldım. Ayrıca ellerim başımın üzerinde yüz kere yere çömelip kalkma hareketi yapmam emredildi. Bunu tamamlayamayacak kadar yorulmuştum. Sonra 24 saat boyunca soğuk ve rutubetli bir bodrum katında bırakıldım.
Bu işkencenin amacı direncimi kırıp benden bilgi alabilmekti. “Bu yayınları nereden aldın ve onları kime götürüyordun?” diye sordular. Hiçbir ipucu vermedim. Daha sonra, bana yargılanacağım yasanın bir kısmını okudular. Orada, Sovyet karşıtı yayınlara sahip olmanın ve onları dağıtmanın cezasının idam veya 25 yıl hapis olduğu yazılıydı.
“Hangisini tercih ediyorsun?” diye sordular.
“Hiçbirini, fakat Yehova’ya güveniyorum ve O’nun yardımıyla, izin verdiği her şeyi kabul ederim” diye cevapladım.
Yedi gün sonra beni serbest bırakmaları sürpriz oldu. Bu tecrübe, Yehova’nın şu sözünün gerçekliğini kavramama yardım etti: “Seni boşa çıkarmam, ve seni hiç bırakmam.”—İbraniler 13:5.
Eve döndüğümde çok hastaydım; babam beni doktora götürdü ve kısa sürede iyileştim. Babam dinsel inançlarımızı paylaşmadıysa da, tapınmamızla ilgili konularda bizi desteklerdi.
Hapis ve Sürgün
Birkaç ay sonra Şubat 1951’de tarafsız tavrım nedeniyle dört yıl hapse mahkûm edilip Ternopol’de bir hapishaneye gönderildim. Daha sonra, yaklaşık 120 kilometre uzaklıktaki Livonya şehrinde bir hapishaneye nakledildim. Orada birçok Şahidin sınır dışı edilerek Sibirya’ya gönderildiğini öğrendim.
Bir kısmımız 1951 yazında Sibirya’nın ötesine, Uzakdoğuya kadar uzanan bölgelere gönderildik. Bir ay boyunca yaklaşık 11.000 kilometre yolculuk ettik, yani 11 meridyen geçtik. Yalnızca bir yerde yıkanmamıza izin verildi; burası iki haftadan fazla süren tren yolculuğundan sonra durduğumuz Sibirya’nın Novosibirsk şehrindeki büyük bir hamamdı.
Orada, büyük bir mahkûm kalabalığı arasından bir adamın yüksek sesle: “Burada Yehonadab’ın ailesinden kimler var?” dediğini duydum. O zaman “Yehonadab” ifadesi yeryüzünde sonsuza dek yaşamayı ümit edenleri tanıtmak için kullanılıyordu. (II. Kırallar 10:15-17; Mezmur 37:11, 29) Birçok mahkûm kendisini hemen Şahit olarak tanıttı. Büyük bir sevinçle selamlaştık!
Hapishanede Ruhi Faaliyet
Novosibirsk’teyken, gittiğimiz yerde birbirimizi tanımamızı sağlayacak bir parola kararlaştırdık. Hepimiz Japon Denizindeki aynı tutuklu kampına düştük; burası Vladivostok’tan fazla uzak değildi. Orada, her hafta Mukaddes Kitabı incelemek üzere ibadetler düzenledik. Uzun hapis cezalarına çarptırılmış olan olgun ve daha yaşlı kardeşlerle birlikte olmak beni ruhi açıdan kuvvetlendirdi. Bu kardeşler, Mukaddes Kitap ayetlerini ve onlarla bağlantılı olarak Kule makalelerinden hatırladıkları noktaları kullanarak ibadetlerimizi sırayla idare ettiler.
Sorular soruluyordu ve kardeşler yanıt veriyordu. Birçoğumuz boş çimento paketlerinden kestiğimiz küçük kağıtlara cevaplarla ilgili notlar alıyorduk. Onları saklayıp birleştirerek kişisel başvuru kütüphanemiz olarak kullandık. Cezaları fazla olanlar birkaç ay sonra Sibirya’nın iyice kuzeyinde kalan kamplara gönderildi. Gençler arasından üç birader, Japonya’ya uzaklığı 650 kilometreden az olan Nakhodka şehrine gönderildik. Oradaki hapishanede iki yıl kaldım.
Bazen dergilerimizin bir sayısı elimize geçerdi. Onu aylarca ruhi gıda olarak kullanırdık. Zaman zaman mektuplar da alırdık. Sürgündeki ailemden ilk mektubu aldığımda gözyaşlarımı tutamadım. Bu mektup, makalenin başında The Watchtower’dan yapılan alıntıda açıklandığı gibi, Şahitlerin evlerinin sarıldığını ve orayı terk etmeleri için ailelere sadece iki saat verildiğini belirtiyordu.
Tekrar Ailemle Birlikteyim
Dört yıllık cezamın iki yılını tamamladıktan sonra, Aralık 1952’de serbest bırakıldım. Göçe zorlandıkları Tulun (Sibirya) yakınlarındaki Gadaley köyünde yaşayan aileme katıldım. Tabii ki onlarla tekrar birlikte olmak harikaydı; oğlum Ivan üç yaşında, kızım Anna da iki yaşında kadardılar. Bununla birlikte, özgürlüğüm oldukça sınırlıydı. Yerel yetkililer pasaportuma el koymuştu ve yakın takibe alınmıştım. Evden üç kilometreden fazla uzaklaşmama izin verilmiyordu. Daha sonra sadece Tulun’daki pazara at üzerinde gitmeme izin verildi. Orada, dikkat çekmemek için tedbirli davranarak Şahitlerle buluştum.
O zamanlar Anna ve Nadia isimli iki kızımız, Ivan ve Kolya isimli iki oğlumuz vardı. 1958’de oğlumuz Volodya doğdu. Daha sonra 1961’de diğer kızımız Galia doğdu.
KGB (eski devlet güvenlik teşkilatı) beni sık sık göz altına alıp sorguya çekiyordu. Amaçları sadece cemaat hakkında bilgi almak değildi, diğer kardeşlerde onlarla işbirliği yaptığım yönünde kuşku da uyandırmak istiyorlardı. Bu yüzden beni güzel bir lokantaya götürüp iyi vakit geçiriyormuşum izlenimi yaratmak için gülerken fotoğrafımı çekmeye çalıştılar. Fakat niyetlerini anlamıştım; bilinçli bir çabayla devamlı suratımı astım. Her göz altına alınışımda tüm olup biteni kardeşlere anlatıyordum. Böylece vefamdan hiçbir zaman şüphe etmediler.
Kamptakilerle İletişim
Yıllar geçtikçe yüzlerce Şahit tutuklu kamplarına konuldu. Bu zaman boyunca hapsedilmiş kardeşlerimize yayınları ulaştırarak onlarla iletişimi sürekli koruduk. Bunu nasıl yapıyorduk? Serbest bırakılan kardeşlerden sıkı kontrolleri aşıp yayınları nasıl gizlice içeri sokabileceğimizi öğreniyorduk. On yıl boyunca bu kamplardaki kardeşlerimize Polonya’dan ve diğer ülkelerden elimize geçen dergileri ve kitapları ulaştırdık.
Hemşirelerimizden birçoğu, yayınları çoğaltmak için saatlerce uğraşıyordu; tüm bir dergiyi kibrit kutusuna sığacak kadar küçültürlerdi. 1991’de, yasak kalktığında ve dört renkli harika dergileri almaya başladığımızda, bir hemşire “artık bizi unutacaklar” dedi. Yanılıyordu. İnsanlar unutabilirse de, Yehova böyle vefalı kişilerin yaptıklarını hiçbir zaman unutmaz.—İbraniler 6:10.
Taşınma ve Felaketler
1967’nin sonlarında erkek kardeşimin Irkutsk’taki evi arandı. Filmler ve Mukaddes Kitaba dayanan yayınlar ele geçirildi. Kardeşim suçlu bulundu ve üç yıl hapse mahkûm edildi. Ancak bizim evde yapılan aramada hiçbir şey bulunamadı. Yine de, yetkililer bizim de işin içinde olduğumuzdan emindi, bu nedenle ailece o bölgeyi terk etmek zorunda kaldık. Kafkasya’daki Nevinnomssk şehrinin yaklaşık 5.000 kilometre batısına taşındık. Orada devamlı rastlantıda şahitlik ediyorduk.
Haziran 1969’da okul tatilinin ilk gününde büyük bir felaket yaşadık. 12 yaşındaki oğlumuz Kolya, yüksek voltajlı elektrik transformatörünün yakınına kaçan topunu almaya çalışırken elektrik çarpması sonucu ciddi bir şoka girdi. Vücudunun yüzde yetmişinden fazlası yanmıştı. Hastanede bana dönüp şöyle sordu: “Tekrar adaya birlikte gidebilecek miyiz?” (Gitmekten zevk aldığımız bir adadan söz ediyordu.) “Evet Kolya,” dedim, “İsa Mesih seni dirilttiği zaman kesinlikle o adaya tekrar gideceğiz.” Yarı bilinçli bir şekilde, en sevdiği ve cemaat orkestrasında trompetiyle çalmaktan çok hoşlandığı bir ilahiyi söylemeye devam etti. Üç gün sonra, dirileceğinden emin olarak öldü.
Bir yıl sonra, 20 yaşındaki oğlumuz Ivan tarafsız tavrı nedeniyle tutuklandı ve üç yıl hapishanede kaldı. 1971 yılında da ben aynı nedenle hapsedilmekle tehdit edildim. Davam aylarca sürdü. Bu arada eşim kansere yakalanmıştı ve daha fazla ilgiye ihtiyacı vardı. Bu yüzden davam düşürüldü. Maria 1972 yılında öldü. Sadık bir arkadaştı ve ölümüne dek Yehova’ya vefalı kaldı.
Ailem Farklı Bölgelere Dağılıyor
1973 yılında Nina’yla evlendim. Şahit olduğu için babası onu 1960’ta evden kovmuştu. Kamplardakilere dergileri çoğaltma işinde gayretle çalışmış hemşirelerden biriydi. Çocuklarım da onu sevdi.
Yetkililer Nevinnomssk’teki faaliyetimizden rahatsız oldu ve oradan ayrılmamız için baskı yaptılar. Böylece, 1975’te eşim, kızlarım ve ben Gürcistan’ın güney Kafkasya bölgesine taşındık. Oğullarım Ivan ve Volodya ise, Kazakistan’ın güney sınırındaki Dzhambul’a taşındılar.
Yehova’nın Şahitlerinin faaliyeti Gürcistan’da daha yeni başlıyordu. Karadeniz kıyısında kalan Gagra’da, Sukhumi’de ve çevresinde rastlantılarda şahitlik ediyorduk, bir yıl sonra on yeni Şahit bir ırmakta vaftiz edildi. Çok geçmeden yetkililer bölgeyi terk etmemiz için ısrar ettiler ve doğu Gürcistan’a taşındık. Orada koyun benzeri insanları bulmak üzere çabalarımızı yoğunlaştırdık ve Yehova bizi bereketledi.
Küçük gruplar halinde buluşuyorduk. Gürcü dilini bilmediğimizden ve bazı Gürcülerin Rusça’yı iyi konuşamamasından dolayı dil sorunumuz vardı. Başlangıçta sadece Ruslarla tetkik yaptık. Yine de kısa sürede Gürcü dilinde vaaz etme ve öğretme işine başladık, şimdi Gürcistan’da Gökteki Krallığı müjdeleyen binlerce kişi var.
1979 yılında patronum, KGB’nin baskısıyla ülkeyi terketmemi istedi. O sırada kızım Nadia ve küçük kızı trafik kazasında öldü. Bir yıl önce de annem Nevinnomssk’te Yehova’ya sadık bir şekilde ölmüştü. Babam ve erkek kardeşim yalnız kalmıştı, böylece oraya dönmeye karar verdik.
Dayanmanın Ödülleri
Nevinnomssk’te gizlice Mukaddes Kitap yayınları basmaya devam ettik. Bir keresinde, 1980’lerin ortalarında yetkililer tarafından çağrıldığımda, onlara rüyamda dergilerimizi sakladığımı söyledim. Güldüler. Oradan ayrılırken onlardan biri şöyle dedi: “Sanırım artık rüyalarınızda yayınlarınızı saklamanıza gerek kalmaz.” Şöyle devam etti: “Yakında yayınlar raflarınızda olacak, ibadetlere eşinizle kol kola ve elinizde Mukaddes Kitabınızla gideceksiniz.”
Kızım Anna’nın 1989’da beynindeki anevrizma sonucu ölümü bizi kedere boğdu. Daha 38 yaşındaydı. Aynı yıl Ağustos’ta, Nevinnomssk’teki Şahitler, bir uluslararası toplantıya katılmak için tren kiraladılar ve Varşova’ya (Polonya) yolculuk ettiler. Sovyetler Birliği’nden katılan binlerce kişiyle birlikte hazır bulunanların sayısı 60.366’ydı. Gerçekten de rüyada gibiydik! Yaklaşık iki yıl sonra, 27 Mart 1991’de büyük bir ayrıcalığa sahip oldum; Sovyetler Birliği’ndeki en eski beş cemaat ihtiyarından biri olarak Yehova’nın Şahitlerinin dinsel teşkilatının yasal açıdan tanınmasını sağlayan Moskova’daki tarihi belgeye imza attım.
-