Dünyaya Bakış
Yeterli Ana-babalar Az
National Post gazetesinin bildirdiğine göre, Kanada’da ana-babalık görevi konusunda yapılan ilk ulusal anket ana-babaların “birçoğunun çocukların nasıl geliştiği ve bu süreçte kendilerinin onlara nasıl yardım edebileceği gibi temel bilgilerden bile yoksun olduğunu” gösteriyor. “Altı yaşından küçük çocukları olan babalar, anneler ve tek yaşayan annelerden” oluşan 1.600’den fazla kişi ankete katıldı; bunların yüzde 92’si ana-baba olmanın yapabildikleri en önemli şey olduğunu kabul etti. Fakat, “onların yarısından azı çocuklarıyla okumanın, oynamanın, onlara dokunmanın veya kucaklamanın zekâ düzeylerini olumlu yönde etkileyebileceğinin tamamıyla farkındaydı.” Ayrıca, yüzde 30 kadarı “her bebeğin belirli bir zekâ düzeyiyle doğduğuna ve ana-babaların onlarla etkileşimine göre bunun azalıp artmasının mümkün olmadığına inanıyordu.” Post’un bildirdiğine göre, bu tür bulgular üzücüdür; çünkü araştırmalar “bir çocuğun ilk beş yılının, öğrenme, yaratma, sevme, güvenme ve kendisi hakkında kesin bir görüşe sahip olma yeteneğinin gelişmesinde birinci derecede önemli olduğunu” gösteriyor.
İsveç, Kilise ile Devleti Ayırıyor
İsveç Kilisesi, 1 Ocak 2000’den itibaren Devlet’ten ayrılmış olacağını bildiriyor. Bu eylem, Kilise ve İsveç hükümeti arasında 16. yüzyıldan beri var olan bağları koparacak. Kilisenin resmi Web sitesi şöyle diyor: “Ocak 1996’nın başlarına kadar, ana-babadan birinin kilise üyesi olması şartıyla çocukların doğuştan otomatik olarak İsveç Kilisesi’nin üyesi olmaları mümkündü. Vaftiz gerekli değildi.” Kilise sinodunun kendi içinde kırk yıldır süren tartışma ve önerilerden sonra, İsveç hükümeti 1995’te reformu onayladı. İsveç’in nüfusunun yaklaşık yüzde 88’i İsveç Kilisesi’nin üyesidir.
Bilgisayarlara Yönelik Şiddet
Alman on-line dergisi PC Welt şöyle soruyor: “PC’niz [kişisel bilgisayarınız] ondan istediğiniz şeyi yapmadığında ne yaparsınız? Bilgisayara vurur musunuz? Yoksa doğruca pencereden dışarı mı atarsınız?” Bu tür tepkiler nadir değildir. Dünya çapında, 150 bilgi teknolojisi yöneticisiyle yapılan bir ankette, yüzde 83’ü bilgisayarlara yönelik öfke nöbetlerini, hatta düpedüz şiddet olaylarını anlattı. Bilgisayar yüklenirken geçen sanki bitmek bilmeyen süre veya çalışmayan fare yüzünden sinirlenen kimi kullanıcılar ekranı parçalar; klavyeyi yumruklar; fareyi duvara fırlatır, hatta bilgisayarı tekmeler. Kullanıcının düş kırıklığının faturasını bilgisayar öderken, çok defa soruna yol açan kendisidir. Örneğin, bir işçi hiç mesaj gönderemediği için E-posta programına kızmıştı. Sonra, E-posta adresini yazacağı yerde cadde adını yazdığı anlaşıldı.
Başarıda Giyimin Önemi
Toronto Star gazetesinin bildirdiğine göre, bir iş görüşmesi için hazırlanırken “iyi giyimli insanların iyi izlenim bıraktığını” akılda tutmak yararlıdır. Çünkü, ilk izlenimin etkisi uzun süre devam eder. Bu nedenle haber şunu bildiriyor: “Çalışanlara temel öneri şudur: Nasıl göründüğünüze dikkat etmiyorsanız, dikkatsiz bir insansınız demektir.” Uzmanlar, derli toplu ve temiz görünümlü bir kişinin, müstakbel patronlarına veya müşterilerine kendisinden kaliteli bir hizmet bekleyebilecekleri yönünde dile getirilmemiş bir güvence verdiğini söylüyorlar. Aynı zamanda imaj danışmanları “dik durmanın ve enerjik bir tavrın ilk izlenimde kuvvetli bir etki yaptığını; ses tonunuzun ve konuşma hızınızın farklılık yarattığını” vurguluyorlar.
Çağdaş Korsanlar
International Herald Tribune şöyle bildiriyor: “Korsanlık, günümüzün modern deniz taşımacılığı için en büyük tehdit olsa gerek.” Anlaşılan, sahil güvenlik devriyelerinin azalması nedeniyle, özellikle Güneydoğu Asya’daki denizlerde bu korsan saldırıları artıyor. Deniz taşımacılığında dünyanın en işlek hatlarının bulunduğu bu denizler, faaliyetlerini bölgedeki yerleşim alanlarının dışında kalan adalardan sürdürdükleri düşünülen korsanlar için kazançlı bir yağma fırsatı sağlıyor. İyi silahlanmış korsanlar, geceleyin sürat motorlarıyla yanaşarak gemilerdeki tüm değerli eşyaları yağmalıyor. Yetkililerin söylediğine göre, bu korsanları denizde yakalamak zor; ancak, çalıntı malları sattıkları yerlerde izleri sürülüp yakalanırlarsa durdurulabiliyorlar.
Mısır’ın Altın Madenleri
Eski zamanlarda Mısır’ın altın madenlerinden 1.500 tondan fazla altın elde edilmiş olduğu söyleniyor. Bu madenlerden oldukça büyük miktarda altın çıkarılmasının üzerinden yaklaşık 2.000 yıl geçtiği halde, jeologlar toprağın altında hâlâ çok miktarda altın bulunduğunu tahmin ediyorlar. Avustralyalılara ait altın madenciliği şirketinin yöneticisi Sami El-Raghy şöyle söyledi: “Firavunların dönemindeki ihtişamı geri getirmek isterdik, bunun için 6.000 yılı aşkın süredir var olan madenlerimizi tekrar açacağız.” Mısır hükümeti, Firavunlara ait 16 madenin bulunduğu bilinen, Kızıldeniz’in yakınındaki Doğu Çölü’nde araştırma yapma hakkını El-Raghy’nin şirketine verdi. Bununla beraber, 1820 yılında Luksor’da (eski Teb) bulunan 2.900 yıllık eski bir harita, bu bölgede çölün kumları altında 104 kayıp madenin de bulunduğunu gösteriyor. The Wall Street Journal’a göre, modern tekniklerin kullanılması sayesinde bazı altın madenlerinin tekrar işletilebilir hale gelebileceğine inanılıyor.
Altı Milyarı Geçiyor
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, 12 Ekim 1999’da dünya nüfusunun altı milyara ulaşmış olduğunu tahmin ediyor. Nüfus Danışma Bürosundan Carl Haub’un söylediğine göre, dünya nüfusu sadece 12 yılda, beş milyardan altı milyara yükseldi. Büronun raporuna göre, 19. yüzyılda “dünya nüfusundaki artış sadece 600 milyonken,” “20. yüzyılda bu artış 4,4 milyardır.” 20. yüzyılda dünya nüfusundaki hızlı artışın başlıca nedeni, ortalama ömrün uzamasıdır. Haub, “Bugün, dünya nüfusundaki artışın yaklaşık yüzde 98’i az gelişmiş ülkelerde oluyor” dedi.
Rekor Sıcaklar
Worldwatch Institute’ın basın bildirisinde şu söyleniyor: “1998’de Dünya’nın ortalama sıcaklığı, şimdiye dek kaydedilmiş en yüksek sıcaklığı geçti.” Atmosferdeki sıcaklığın yükselmesi, buharlaşma ve yağış miktarında artışa yol açıyor; sonuçta daha yıkıcı fırtınalar meydana geliyor. Örneğin, Worldwatch şunu bildiriyor: “1998’de dünyada iklimin yol açtığı toplam hasar 92 milyar dolardır; bir önceki rekorun sahibi olan 1996 yılındaki 60 milyar dolarlık hasara göre yüzde 53 oranında hayret verici bir artış olmuştur.” Ek olarak, 1998’de rekor düzeydeki fırtınalar ve seller, tahminen 300 milyon kişiyi evlerini terk etmeye zorladı. 1998 geçici bir değişiklik dönemi miydi, yoksa bu yıkıcı eğilim devam mı edecek? Bilim adamları bu konuda kararsızlar. Bununla birlikte, rapor şunu bildirdi: “İklimleri taklit eden örnekler, 1998’deki olayların geleceğe kısa bir bakış olabileceği izlenimini veriyor.”
Hızlı Ağaçlandırma
New Scientist dergisinin bildirdiğine göre, Amazon yağmur ormanlarının madencilik nedeniyle tahrip edilmiş olan bölümü iki yıl içinde gür ve sağlıklı bir ormana dönüştürüldü. Brezilya’da hükümetin tarım araştırma merkezi olan Embrapa’da bilim adamları, azot tutan bakterileri ağaç tohumlarına yerleştirme yöntemini geliştirdiler. Bu tohumlar ekildikten sonra çok hızlı büyüyorlar. Kuzey eyaleti Pará’da bulunan ve boksit madenciliğinin ormanları aşırı şekilde yok ettiği Oriximiná’da bu tekniğin başarılı olduğu kanıtlandı. Derginin söz ettiğine göre araştırmacılar, eski yağmur ormanlarından geriye sadece yüzde 6’sının kaldığı Brezilya’nın doğu sahilinde bu yeni yöntemi kullanıyorlar.
Bir Annenin Değeri
Bir annenin yıl boyunca yaptığı tüm işlerin karşılığında ödenmesi gereken toplam ücreti hesaplamak isteseydiniz, hizmetlerinin değeri ne olurdu? The Washington Post’un haberine göre, bir anne yılda 508.700 Amerikan doları alacaktı! Bu rakam, genellikle annelerin yaptığı işlerin ortalama ücretlerini gösteren bir araştırmaya dayanarak hesaplanmıştır. Bu raporda geçen 17 tür iş ve ortalama yıllık ücretlerinden bazıları şunlardır: Çocuk bakıcılığı 13.000 dolar; otobüs şoförlüğü 32.000 dolar; psikologluk 29.000 dolar; hayvan bakıcılığı 17.000 dolar; diplomalı hemşirelik 35.000 dolar; yöneticilik 40.000 dolar ve büro sekreterliği 19.000 dolar. Bu araştırmayı yürütmüş olan finansman hizmetleri veren şirketin başkanı Ric Edelman’a göre, bu rakamlar Sosyal Güvenlik ve diğer emeklilik hakları gibi giderleri içermiyor.
Afet İçin Gereken Hazırlıklar
Uluslararası Kızılay ve Uluslararası Kızılhaç Örgütleri Birliği tarafından yapılan açıklamada şunlar söyleniyor: “1999 Dünya Afetleri Raporu’na göre, geçen yıl doğal afetler her zamankinden daha büyük hasara yol açtığından, şimdiye dek kaydedilmiş en kötü dönemdi.” Kuraklık, toprağın verimliliğinin azalması, seller ve ormanların yok edilmesi, 25 milyon insanı tarlalarını bırakıp kaçmaya ve kentlerdeki gecekondulara sığınmaya zorladı; böylece doğal afetler “savaşlardan ve çatışmalardan daha fazla ‘sığınmacı’” meydana getirdi. Bu durumdan en ağır şekilde etkilenenler, doğal afetlerin yol açtığı ölümlerin yüzde 96’sının meydana geldiği gelişmekte olan ülkelerdir. Geçen beş yıl boyunca yardım kuruluşlarının fonları yüzde 40 azaldı. Kızılhaç Örgütünün afet politikasını belirleyen yöneticisi Peter Walker, afetlere hazırlık konusunda bakış açısını değiştirmenin gereğini vurgulayarak şunu söyledi: “Afete hazırlıksız yakalanıldığında ortaya çıkan tepkiler başarılı olmuyor . . . . İtfaiyeye kaynak bulmak için bir evin tutuşmasını beklemeyiz.”
Çocukların Ruhsal Sorunları
Akıl ve Ruh Sağlığı Kurumu’nun raporuna göre 20 yaşın altındaki İngiliz gençlerinin beşte birinin ruhsal sorunları var. Kurumun yöneticisi June McKerrow şunu söyledi: “Hükümet, profesyoneller ve medya, aklını çocukların fiziksel iyiliğine ve akademik başarılarına takmış görünüyor;” oysa, “çocuklar duygusal yönden çok iyi gelişmiyorlar.” Raporda, bu duruma katkısı olabilen birtakım etkenlerden söz ediliyor. Çocuklar “giderek daha küçük yaştan itibaren, sınavlar ve değerlendirmeler yoluyla kendilerini yaşıtlarıyla karşılaştırmaya zorlanıyor” ve çoğu okuldan ayrılırken kendisini başarısız görüyor. “Kararlar verirken düşünmek, artan bir özgüven ve daha fazla esneklik kazanmak konusunda” çocuklara yardım eden sokak oyunlarının yerini bilgisayarlar ve televizyon aldı. Reklamlar, “sahip olmadıkları şeylere sahip olma veya olmadıkları biri olma arzuları uyandırıyor.” Ayrıca, The Daily Telegraph’ın işaret ettiği gibi, boşanma oranının yüzde 50’ye yaklaşması ve birçok ana-babanın çalışması nedeniyle çocukların stresi “artıyor; çünkü ailelerindeki duygusal istikrara güvenemiyorlar.”
Kansere Karşı Domates
Amerikan Kanser Araştırma Birliğinin sunduğu yeni araştırmalar, domateste prostat kanserinin gelişimini engelleyen bir maddenin bulunabileceğini öne sürüyor. Domatese kırmızı rengini veren bu likopen adlı madde, prostattaki kanserli kitlelerin boyutunu küçültebiliyor ve metastazları, yani kanserin vücudun diğer dokularına yayılma olasılığını azaltıyor. ABD Ulusal Kanser Enstitüsünün yayımladığı bir araştırma, “Domates ve ondan elde edilen her şeyin sadece prostat kanserine karşı değil, pankreas, akciğer ve bağırsak kanserlerine karşı da olumlu etkileri olduğunu açıkladı.”
Havaya Atılan Aşağıya Düşer
ABD’nin bazı bölgelerinde ve birkaç Latin Amerika ülkesinde eğlence düşkünlerinin, yeni yılın başlangıcını kutlamak için silahlarıyla havaya ateş etmeleri yaygındır. Ancak, polis böyle yapmamaları konusunda onları uyarıyor. Los Angeles emniyet amiri Willie Williams şunu söyledi: “Silahla havaya ateş ettiğinizde mermi sonunda aşağıya bir yere düşer.” Düştüğü yer, başka birinin kafası olabilir. Birkaç yıl içinde ABD’de onun üzerinde insan bu şekilde öldü. Ayrıca, kilometrelerce uzaktan fırlatılmış mermilerin insanların yaralanmasına ve bina hasarlarına yol açtığı yüzlerce vaka da bildirilmiştir. Çok defa, havaya ateş edenler mermilerin havada parçalandığını veya düşerken hiç kimseye zarar vermeyeceğini düşünüp yanılıyorlar. Ancak, Houston Emniyet Müdürlüğü sözcüsü Fred King’e göre, yukarıya doğru atılan bir merminin aşağıya düştüğünde “cildi delip geçmeye, gözü kör etmeye veya bir bebeğin kafatasındaki yumuşak kısımları delip geçmeye yetecek kadar” şiddetli bir vuruş gücü olabilir.
Dinsel Hoşgörüsüzlük Artıyor
Catholic International dergisi, bir insan hakları örgütü olan Uluslararası Helsinki Federasyonu’na göre, Avrupa’da sözde yeni dinlerde “türlü türlü zulüm şekillerinin” gelişmiş olduğunu bildiriyor. Azınlıkların dinlerini etkisiz hale getirmek amacıyla, birçok hükümet din ve vicdan özgürlüğünü destekleme vaatleriyle çelişen yasal önlemleri benimsemeye çalışıyor. Belçika, Fransa ve Almanya’da tartışmalı parlamento raporları ve “tehlikeli tarikatların” kara listeye alınması hoşgörüsüzlüğü ve ayırımcılığı artırmıştır. Bununla beraber, Human Rights Without Frontiers (Sınıraşırı İnsan Hakları) örgütünün başkanı Willy Fautré, bu dinsel hareketlerin sadece “çok azının” toplum için bir tehdit oluşturduğuna ve korkuların abartılmış olduğuna dikkat çekiyor. Fautré, büyük dinlerin tartışmalarda, “hem tartışmanın taraflarından biri hem de yargıç” gibi davranarak ve “diyalogdan çok çatışmayı” savunarak sorunu büyüttüğünü söyledi.