Mangrovlar—Denizden Toprak Elde Eden Bitkiler
GELGİT olayında durgunluk anında bırakılan çamur ile kum parçalarını çapraşık sarmaşık kökleriyle tutan mangrovlar, denizden toprak elde etmekte dikkate değer bir iş başarır. Bu ağaç ve çalılar, kökle dalları arasında barınak bulan deniz ve kara yaratıklarının besin zincirinin önemli bir halkasını da oluşturur.
Mangrov bitkilerinden oluşan ormanlar, Afrika’da, Orta ve Güney Amerika’nın kıyılarında, Hint ve Batı Pasifik Okyanuslarındaki ülkelerin sahil kesimlerinde olduğu gibi, hemen hemen bütün tropikal bölgelerde bulunmaktadır. Dünyanın en çok dikkati çeken mangrov ormanlarından biri, Güney Florida’da (A.B.D.)bulunur. Bu orman 1.800 km2 lik bir kıyı alanını ve binlerce adayı sarıp sarmalar.
Havadan bakıldığı zaman, mangrov ormanları, sığ koylar, göller ve çaylarla karışık ada ve körfezlerden oluşan daima yeşil kalan sahalar olarak görünür.
Karadaki durumları ise, tamamen farklıdır. Mangrovların sarmaşık kök ve gövde kısımları, hemen hemen geçilemez bir duvar oluşturur. Yeni yetişmiş veya eski mangrov bataklıklarında bulunan kök sistemleri karmakarışık kemer şeklindedir. Sulak topraktan çıkan ve çağlayan gibi görünen köklerin birinin nerede başlayıp ötekinin nerede bittiğini anlamak, çok güçtür ve her yöne doğru yayılmıştır.
KIRMIZI MANGROVLAR
Kırmızı mangrovlar, mangrov ormanlarının deniz kenarına hakimdir. Bunlar toprak elde etmekte öncülük yapar. Kırmızı mangrovlar, değişik kıyı şartlarına iyi uydukları için, biçim ve boyları birbirinden çok farklıdır. Bazılarının 24 - 30 metreye kadar yükselen dik gövdeleri vardır. Başkaları ise, çapraşık kökleriyle suyun üstünde yarımküre biçiminde oluşan çalılardır. Bunun diğer bir türü ise, yatay şekilde büyüyebilir ve gövdeden toprağa yeni kökler salar.
Kırmızı mangrovların bulunduğu sahanın arkasında, yükseklikleri değişen türlü ağaçlar yetişir. Bu ağaçlara da genel olarak mangrovlar denilir.
EKOLOJİSİ ÖNEMLİDİR
Mangrovlara yakından bakacak olan biri, bunların ne işe yarayabileceklerini merak edebilir. Mangrovlar genellikle sivrisinekle doludur ve güçlü bir bataklık kokusu yayar. Bununla beraber, Amerika’nın, Hindistan’ın ve Hindiçini ve Doğu Hint adalarının kâşifleri, insanların, mangrovları yiyecek olarak kullandıklarını kabuğunu şeker hastalığının ve yanıkların tedavisi için ve köklerini ise, teskin edici olarak kullandıklarını gördüler. Kabuktaki tanen, boyama işleri için ve mangrov odunu ise, odun kömürü için aranır.
Geçen on yıl içinde doğal çevreyle ilgilenen bilimciler mangrov ormanlarının karmaşık bir ekoloji sistemine sahip olduğunu buldular. Bu görüş sayesinde, bazı sanayileşmiş ülkelerde mangrovların insan için bir dert ve toprak işlenmesi için bir engel oluşturduğu yolunda varolan düşünce değişti. Bilim adamları şimdi mangrovların, karanın korunmasına ve yayılmasına yardımcı olduklarını biliyorlar. Aynı zamanda bu ormanlar, bir sürü kara hayvanı, kuşlar ve deniz yaratıklarının barınması için önemli bir çevre yaratıyor.
Mangrovların fidesi, denizden toprak elde etme faaliyetinin öncüsüdür. Esas ağaçtan ayrıldığı zaman, filiz küçücük bir ağaçcıktır; ama altında bulunan sığ sularda kök salabilir veya binlerce kilometre yol katederek bir istiridye yatağına veya çamurlu bir sahaya yerleşebilir. Gerektiğinde yeni bir filiz, aşağı yukarı bir yıl boyunca, etkinliğini kaybetmeden suyun üzerinde yüzebilir.
Yeni fide bir yere yerleştiğinde, çok zaman geçmeden, birtakım bükük destek kökleri haline gelen kemer biçiminde parmaklar çıkarır. Bu kökler ağacın deniz suyunun üstündeki gövde kısmına destek olur ve bitkinin özsuyunu ve çamurda bulunmayan oksijeni verir. Aynı zamanda deniz döküntüleri, kabuk ve mercan parçaları, odun ve kereste parçaları, yosun ve toprak parçaları için de bir süzgeç olarak iş görür. Biriken döküntüler ilkin belki sadece birkaç metrekare biçiminde bir adacık oluşturur. Fakat tek başına bulunmayan mangrov daha fazla filiz çıkarır ve bunlar dibinde biriken döküntülerin içine kök salabilir. Yayılan destek kökler de döküntü toplama işini yapar.
On-yirmi yıl sonra deniz seviyesinden birkaç metre yükseklikte gayet büyük bir ada oluşabilir. Yıllar boyunca, denizde yolculuk yapmış olan mangrovlar adayı adaya veya adayı karaya bağlayabilir. Bu arada çeşit çeşit hayvanlar bunların içinde barınak bulur.
YABANIL HAYAT İÇİN “PANSİYON”
Ağacın gövdesinden ve dallarından çıkan kemer şeklindeki kökler bir “pansiyon” haline gelir. Bunların içinde binlerce beyaz kabuklu istiridye ve yengeç bulunur. Ormanlarda kurbağa, kaplumbağa, alligator, yılan, yaban kedisi ve başka yaratıklar yiyecek bulur. Dallarında deniz kırlangıcı, pelikan, kartal, leylek, karabatak, balıkçıl, ibis ve başka tropikal kuşların barınak ve yuvaları vardır.
Florida’nın güney-batı kıyısındaki ünlü Rookery Bay Sanctuary’deki bir mangrov adası muazzam sayıdaki değişik türlü kuşun barınağıdır; kuşlar orada geceledikleri için, kuş gözlemcileri burasını çok sever. Bu ada geceye doğru beyaz tüylü kuşlarla öylesine dolar ki, uzaktan sanki karla kaplıymış görünümünü verir.
GIDA FABRİKALARI
Mangrov ormanları, yabanıl hayat için barınak olmakta başka, gerçek gıda fabrikalarıdır. Florida’daki biyologlar, bazı hayvanların ağaç dallarında bulunan yaprakları yediklerini ve özellikle yapraklar yere düşüp çürümeye yüz tuttuktan sonra bile onları yemeye devam ettiklerini gözlemişlerdir.
Çürüme sürecini hızlandırmak için aç yengeçler ve bir pirinç tanesinden daha büyük olmayan (eklembacaklı) amfipodlar bu yaprakları parçalar. Yaprak parçaları vitamin ve protein yönünden zengin olan bakteri ve mantarlarla kaplanır.
Bütün bu yaprak parçacıkları ufalandıkça küçük deniz yaratıkları onların üzerinde üreyen bakteri ve mantarları yiyerek beslenir. Yaprağın sindirilmez selüloz kısmı ise, dışarı atılır ve daha sonra tamamıyla yeni bir bakteri ve mantar kolonisi için uygun bir ortam oluşur.
Bu çeşitli yiyecekler şebekesi, değişik türden yengeç, solucan, böcek kurtçukları, karidesler ve balıklar için gerekli olan besinlerin yüzde 80 - 90’ını temin eder. Bu yaratıklar sırası ile, insan tarafından yenilen türler dahil olmak üzere, başka birçok balık çeşidine yem olur.
Her ne kadar insanlar bütün bunları ancak yakın zamanda anlamaya başladılarsa da, mangrovların, yerin hayat süreci içinde önemli bir rol oynaması insanın varolmasından çok önce varolan bir Yaratıcı’nın hikmetini yansıtır.